Yüzyıllar var ki bu topraklarda büyük davalar ve büyük dava adamları, büyük sevdalar ve büyük sevda adamları yaşatıldı. Büyük imparatorluklar, büyük medeniyetler kuruldu. Ancak yüzyıllar boyunca süren bu büyük davalara büyük ihanetler de eşlik etti. Çileyle, kanla, gözyaşlarıyla, mürekkeple karılmış bu topraklardan kimler gelip geçmedi ki. Barış ve esenlik yurdu olmanın yanı sıra vahşi eylemler de yerini aldı bu topraklarda. İhanetlerin boyutlarını tarif etmek çok zor ve acı verici bir durumdur. Bu ihanetleri gerçekleştirip Müslüman halkın alnına büyük kara leke sürenlerin aymazlığını, vurdumduymazlığını, sorumsuzluğunu tarih affetmeyecektir. "Zalime sen zalimsin, haksızsın demeyen bir Müslüman için yeraltında olmak, yer üstünde olmaktan daha hayırlıdır" hadisini hatırlayınca yüreği burkuluyor insanın. En azından bu tanıma girmemek için yazıp konuşmak, yüreğin en rakik damarları kan ağlasa da dile getirmek gerekiyor bu gerçekleri. İşte bu yüzdendir tüm haykırışım. Binlerce yıllık bir katliam ve mühtedi hareketinin bir planı, bir parçası olup, beş kuruşluk bir servet ve yarım koltuk bir makam için; gerçekçi bir ehlileştirme, soysuzlaştırma ve köleleştirme olan batılılaşma çalışmalarına katılanların büyük ihanetine tanıklık ediyor bu topraklar.
Dün Kahramanmaraş'ta gencecik kızlarımızın namusunu kirleten Fransız askerlerinin yaptığı ne kadar alçakça ve hayâsızca bir durumsa, bugün o zihniyetin temsilcileriyle dost olup bütünleşmeye çalışmak da aynı şekilde alçakça ve hayâsızca bir durumdur. Bugün Irak'ta, Afganistan'da, Filistin'de ve diğer Müslüman coğrafyalarında; kızlarımızın namusunu kirletenlerin temsilcileriyle birleşmek ve bütünleşmek için yapılan çalışmaları maharet zannedenler tarihteki ihanetleri hatırlatıyorlar mı? Şimdi mükerrer ihanetleri yaşıyoruz yeniden. Şimdi kalbimizi yaralayıp kanatan şey; sadece bu iğrenç tecavüzler ve cinayetler değil, bu cürümleri işleyen canilere ve kâfir conilere gönderilen gülücük ve dostluk mesajlarıdır. Bu mükerrer ihanetler daha acı verici, daha kanatıcı ve daha derin yaralar açıyor kalbimizde. Bir millet için gurur ve şerefinin ayaklar altına alınmasından daha incitici bir şey olamaz. İnsanların umudunu alıp boşa çıkarmaktan ve onun üzerinden yürümekten daha büyük bir ihanet olamaz. Bir halk cinayete ve hırsızlığa karşı sabredebilir, kayıtsız kalabilir; ama kendi geleceğinin, istiklal ve istikbalinin kaybolma tehlikesine karşı kayıtsız kalamaz.
Dün, Anadolu'yu işgal edenlerle, bugün Irak'ı ya da başka bir ülkeyi işgal edip tarumar edenler arasında ne fark var? Dün, İzmir'de, Şanlıurfa'da, Adana'da topraklarımızı işgal edenleri düşman kabul edip onlarla savaşmadık mı? Peki, bugün bize ne oluyor ki aynı ahlaksız, acımasız zalimleri dost diye kucaklayıp bağrımıza basıyoruz. Kendi medeniyet iddiamızdan vazgeçip onlarla ittifak edip birleşmek istiyoruz. Tarih acaba bunu nasıl yazacaktır? Nasıl değerlendirecektir? Bu; savaş sırasında cepheyi terk edip karşı tarafa geçmek anlamına gelmez mi? Bu hengâmede kimin dost, kimin düşman olduğunu birbirine karıştırılır oldu. Kendimize yakın tuttuğumuz düşmanlar hiçbir zaman dost olmadı, uzak tuttuğumuz dostlar ise düşmanlar gibi bizden ırak oldu, farkında değiliz.
Bütün bir halk olarak derin bir uykuya dalmış, korkunç kâbuslar görüyoruz. Uyanmanın ve bu kâbuslardan kurtulmanın yolu olarak düşmanımızın yanında yer alıp kendi değerlerimizi terk etmekte bulduk. Bir kafa karışıklığı, bir fikir bulanıklığı yaşıyoruz. Bu, tecavüzcüsüne âşık olmuş, akılsız ve çaresiz kızın hikâyesine benzer. Sütçü imam ilk kurşunu bir hanımın başörtüsüne uzanan Fransız askerine sıkmamış mıydı? Ne gariptir ki bugün Sütçü İmam Üniversitesi'ne başörtüsüyle girmek yasaktır. Fransızların bir şey yapmasına gerek yok ki. Dün düşmanın elimizden almaya çalıştığı değerleri bugün kendi isteğimizle yok ediyoruz. Dün Fransızların, İngilizlerin, Rumların silah zoruyla elimizden alamadığı, uğruna savaşıp kan döktüğümüz değerlerimizi bugün kendi ellerimizle yasaklayıp hayattan kovuyoruz. Peki, biz bu duruma nasıl geldik. Bu duruma çağdaşlaşma, yenileşme, batılılaşma, modern dünyayla bütünleşme istek ve arzularıyla geldik. Tozpembe hayallerle yeni bir dünya, yeni bir hayat kuracaktık kendimize. Cephede öldürüp vatanımızdan kovduğumuz düşmanın hayat sistemini, değerlerini alıp gelişeceğimizi, kurtulacağımızı zannettik. Bu sadece bir hayaldi. Cellâdına âşık olmuş insanlar diyarı haline geldi bu ülke. Tarihte hiçbir millet cepheyi terk ederek, savaştan kaçarak zafer kazanamamıştır. Topunu tüfeğini bırakarak, düşmana teslim olarak savaşı kazanamamıştır. Bizim en büyük gücümüz imanımızdır. En büyük topumuz, silahımız manevi değerlerimizdir. En geniş, en sağlam cephemiz, öz kültürümüzdür. Batlılaşma ve Çağdaşlaşma adı altında yapılan yeniklikler aslında cepheyi terk etmektir. Kendi öz değerlerimizi bırakarak başka bir medeniyetin değerlerine sarılmak aslında savaştan kaçmaktır. Çünkü biz Kurtuluş Savaşını bu değerlerden aldığımız güçle bu değerler uğruna savaşarak kazanmıştık.
Yenilik ve değişim arzularıyla, medeni dünya rüyalarıyla yola çıkanların, yolun ortasında kaldıklarını, ihanet ettikleri davalarına geri dönemediklerini de derin üzüntüyle görüyoruz. Artık onların Müslüman kızlara tecavüz eden, ihtiyarları ve çocukları öldüren Amerikan askerlerine gıda yardımı göndermekte bir beis görmediklerini içimiz kan ağlayarak görüyoruz.
Batı toplumu; sel gibi bir öfkeyle, bitmek tükenmek bilmeyen haçlı ordularıyla, çağdaş haçlı seferleriyle, coğrafyamıza yönelik kanlı harekatlara imza atarken, biz onlarla bütünleşmek için çabalayıp duruyoruz. İşte tecavüzcüsüne âşık olma ahmaklığı budur. İşte bu kuzuyu kurda teslim etmektir. Bütün bu gerçekler ortadayken, biz hala katillerle, zalimlerle, tecavüzcülerle dost ve müttefik olmaya çalışıyoruz. Onların dünyasına, yaşam tarzına, alışkanlıklarına hayranlık duyuyoruz, onlar gibi olmak istiyoruz. İşte bu çabalara mükerrer ihanetler denir. Bu binlerce yıllık soysuzlaştırma hareketine kendi medeniyetimizden vazgeçerek teslim olmaktır. Halkı bu oyuna inandırmaya da soysuzlaştırma hareketi denir. Mükerrer ihanetler denir. Akılsız bedhahlar da yenilik adı altında kendi özlerinden kopup karanlık girdaplara girdiklerinden bihaber yaşıyorlar.
Ey Allah'ım sen aklımızı ve imanımızı koru. Bizi Allah dostlarından başka kimselerle dost kılma.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



