Türk toplumunda mizahın yeri oldukça önemli. Özellikle tüm telmihlerini Nasreddin Hoca'ya kadar ilerleten bir ülkenin tirajikomik tüm olaylarda onu hatırlaması hiç de tesadüfi değil. Kızdığımızda da, güldüğümüzde de, üzüldüğümüzde de Nasreddin Hoca'nın heybesinin içine bakarız, gülümsetecek tüm kırıntılar başımız gözümüz üstünedir.
Mizaha yatkınlığımız bazen başımıza iş de açabilir. Ya da mizahın yerini tespit edelim derken ne dediğimizin farkına bile varmayız.
Aziz Nesin ismi gündemimize geldiğinde onu nereye oturtacağımızı bilemeyiz. İlk gençlik dönemlerinde ateist olma sürecini anlattığı bir kitabını okumuştum. Kur'an kursu yıllarını anlatıyordu. Bir de askerlik dönemini. Çoğumuz onun yazdığı mizahî hikâyelerin ete kemiğe bürünüp sinemaya ve ekrana Kemal Sunal olarak göründüğünü biliriz. Zübük filmi mesela, tüm sahneleriyle aklımızda Aziz Nesin'i dolaştırır. Hani derler ya, Yeşilçam'da Müslümanlar aşağılanır diye. Belki de çoğumuzdaki bu algının sebebi, Aziz Nesin hikâyelerindeki inançlı insanlara oturtulan imajdır. Üçkâğıtçı tiplemelerde hep bir dindarlık vurgusu, sonrasında da hastalıklı bir şekilde günümüz modernlerine kadar sirayet eder.
Aziz Nesin'i en son Ankara'da bir kitap fuarında önündeki kitaplarını imzalarken görmüştüm. Bende hiç de öfke uyandırmamıştı. Söylediklerini, düşüncelerini biliyordum. Necip Fazıl'dan bir soruşturma için cevap isterken Osmanlıca yazdığıyla ilgili bilgiler de hafızamda, olmayacak hinlikler yaptığı yazılar da. Aziz Nesin'i belki de içindeki 'reddiyecilik'ten çok, bir şeye inanamama hali yıkmıştı sanki. Şeytan Ayetleri saçmalığının ardındaki ismin o olması nedense şaşırtıcıdır. Ardından Sivas'ta yaşanan o acı olaylarda onun isminin yer alması da o kadar dikkat çekicidir. Ama asla şaşırmayacağımız bir şey var; toplumun inanç değerlerinden aykırı düşünen Aziz Nesin hiç rol yapmadı, inançsızlığının savunucusu olurken hesap kitapçılık oynamadı. Öfke duyulan insan olmaktan hiç gocunmadı. Kendi inançsızlık değerleri üzerinden yürüttüğü okulda öğrenci yetiştirdi, kitaplarını o öğrencilere bağışladı vakfı üzerinden. Kendince bu hayatta bir şeyler yapmaya çalıştı.
Aziz Nesin'i güncellerken madara olanlar
Günümüzde Aziz Nesin'i güncellemek isterken madara olan iki tipleme var. Üzülerek belirteyim ki, ikisini de severdim. Şimdilerde sevgime koydukları ipotek yetmemiş gibi 'yuh artık' dedirtecek nice atraksiyon yapıyorlar. Niye böyle oldular? Topluma aksaklıkları gösteren bir mizah anlayışından toplumun aksaklığı 'kendileri' olan insanlara nasıl dönüştüler?
Levent Kırca ve Müjdat Gezen'den söz ediyorum.
Levent Kırca için inanç düşmanı demek ağır bir laf olsa gerek. Tiyatroda ortaya koyduğu mizah çıtası yükseklerde olmasına rağmen son dönemde ekranda komiklik yapma yerine komik durumlara düşme tiradlarıyla oynuyor.
Onu çok seven halkına şimdilerde çok öfkeli. Aslında bir süredir böyle bu. Nedenini Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına bağlamak isteyenler vardır muhakkak. Ben de düşündüm bunu. Klasik çizgilerde mizah yapma eğilimi ne ekranda iş tutuyor ne de gündelik hayatta. Levent Kırca'nın mizah anlayışı 80'lerde donmuş gibi. Ekrana verebileceği hiçbir şey kalmamış. Yaptığı programlar reyting almıyor, yasaklandık numaralarına kimse yüz vermiyor. "Öfkeyi bir hitabet sanatı' olarak gören Başbakanla ilgili esprileri, onun inanç dünyası üzerinden halkı yaralamak üzerine kurgulanıyor. Temel meselelerde dilini yutan Kırca, inançlar üzerinden saldırdığı Başbakanın en sevdiği 'muhalif'lerden olsa yeridir. Levent Kırca tam da iktidarın başaramadığı 'özgürlükler' üzerinden parti kapatmacılarla aynı safa geçerek çarşaf ve tesettür düşmanlığı yapıyor ve gerçekten komik durumlara düşüyor. Onun gibi önemsenen bir sanatçının iki filmi de gişede batıyor ve kimse şaşırmıyor. Galiba birileri Levent Kırca'ya 'kompile' bir girişimde bulunuyorlar (!)
Halk 'aptal' Müjdat Gezen 'akıllı'
Müjdat Gezen kabare dünyasının yıldızlarındandı. Son nesil onu daha çok dizilerde gördü. Hakkını yemek mümkün değil, kurduğu sanat merkeziyle televizyonlara ve tiyatroya sayısız insan yetiştirdi. Ekranda cıvık dizilerde oyunculuk gerektirmeyen şarkıcılara yancılık yapan Gezen gerçekte çıtası yüksek bir oyunculuk okulunu yönetiyor. Müjdat Gezen'in de en önemli takıntısı bu ülke insanının değerlerine düşmanlığı. 'Din'le ne alıp veremediği var bilemem ama, Refah'lı yıllardan beri (bizim görebildiğimiz dönem) inançlı insanların yönetime gelmesini asla hazmedemedi. Şu son dönemde bir sürü asıl soru ortadayken hatta CHP'nin bile artık inançlar üzerinden muhalefetten 'yolsuzluk' ve 'ekonomi' üzerinden yeni bir dil geliştirdiği (Kılıçdaroğlu'nun kendisi komik, o ayrı) bir dönemde CHP'nin muhalefetinin bile gerisine düştü. Hâlâ hazretin en önemli sorunu başlarını örten kızlarımız. Elindeki kadehi kimler kırdı bilmiyorum ama son devirdikleri çamlardan sonra yakında 'Drakula' filmi dendiğinde akla gelirlerse hiç şaşırmayacağım!
Film demişken Levent Kırca gişenin suyunu çıkarır da Müjdat Gezen geride kalır mı? Şu 'demokratikleşme' taleplerinin karşısına okkalı bir 'nerde benim demir yumruğum' filmi yapmasa gözü açık giderdi, gitmedi çok şükür. Memlekette demokrasi var, yüzümüzde darbukatör Baryam gamzesi!
Özgürlüğü savunan her kuruma bir mahkeme darbesini neredeyse normal görmeye başladık. En son YÖK'e de 'ayağını denk al, bırak kızların örtü hakkını savunmayı' diyen bir uyarı ortaya çıktı. Sincan'da uzun zamandır tanklar yürümüyor, hukuk mahkemeler eliyle 'eleniyor'. Derim ki Sincan'a iki tank pardon Kırca Gezen gönderelim, mahkeme de onlar olsun, savcı da. Asılacaksak 'komik'lerin ipiyle asılalım nitekim!
Arena'nın 'aptal' gör(ün)müş boğaları!
Gelelim bu iki komikçinin Aziz Nesin cümlesinde buluşup 'çüşş'türdükleri yere. Uğur Dündar'ın "Arena"sında kırmızı bulamadıkları için yine kendi halklarına saldırarak 'oturan boğa'lığın hakkını verdiler. Aziz Nesin'i haklı çıkaracak gelişmeler yaşanıyormuş. Hani Aziz Nesin'in güreşe doymayan yenilen pehlivanlara yönelik sözü var ya; "Türk halkının yüzde altmışı aptaldır" deyu. İşte bu lafta yenilik getirdi Müjdat Gezen. AKP'nin oyu anketlerde yüzde elli civarındaymış ama Aziz Nesin kriterlerine göre yüzde altmış çıkması gerekirmiş.
AK Parti için bulunmaz hint kumaşı bu akla seza görüşü öne sürenler. Demokratik bir toplumda seçimle işbaşına gelenlere yönelik eleştiri cümleleri anlaşılabilir, zaten eleştirilmeliler de. Ama 'sirkatin söyleyen' bu sözleri eden kimsenin gerçekten 'çok akıllı' olması gerekir.
Benim bir önerim var. 'Yandaş' televizyon kanallarından biri Levent Kırca ile Müjdat Gezen'e program yaptırsın. Sürekli konuşsunlar ama. Hiç ara vermesinler. Ne kadar aptallaşırlarsa -pardon- konuşurlarsa o kadar iyi. Ya hep beraber aptallaşırız ya da hep beraber iyileşiriz!
Muhalefet etmenin ölçüsünü bile neredeyse çete isyanı olarak görüp mahalle mahalle direnişten bahsedenlerin Meclis'te yer tuttuğu bir dönemde bizim zekâmıza hakaret ettirmek isteyenler Kırca Gezen'le çok iş yaparlar.
Mizahçılıkla düşmanlığın neredeyse yer değiştirdiği bu dönemde geçmişten hatırladığımız karakterlerin bunca sorunlu düşünüşler sergilemesi daha çok umutsuzluktan kaynaklanıyor. Dertleri asla Amerika'nın, İsrail'in, Avrupa'nın hesapçı yönetimlerinin bu ülkeyi boyunduruk altına alması ve yönetmesi değil. Onlarla ilgili söyledikleri her sözün ardında bir numara var. Bu ülke sevgileri de 'aptal' diye hakaret ettikleri halkın çöp sepetinden asla çıkabilecek kalibrede değil. Düne kadar darbeci zihniyetler eliyle 'akıllandırılan' bir toplumun ipleri kendi eline alması ve 'Karaoğlan-Demirel' denkleminin dışına çıkarak oyunun hakkını vermesi kimleri ürküttü acaba?
Refahyol döneminde 'irtica' komedisiyle cebimizden alınan dolarların girdiği ceplerle ilgili Gezen Kırca'nın bir eleştirisi oldu da biz mi duymadık.
Toplumun görebileceği bir yerde açılacak 'akıllılar galerisi'nde özel bir yeri olması gereken bu iki değerli sanatçımızın kıymetini bilecek bir halk gelene kadar 'pause'layalım. Eğer süre çok uzayacaksa 'Bidon Kafa' mucidi Yılmaz Özdil'i 'mause' başında 'ped'leyelim.
Ne yazık ki, toplumumuzun yüzünü gerçekten de güldürebilecek mizahi kalemler ve oyuncular ortalıktan çekildi. Nereye gittiklerini bilmiyorum ama artık kalemi güçlü mizahçılarımızın geri dönüp yüzümüzdeki donmuş tebessümleri harekete geçirmeleri gerekiyor.
Kavuklu Hamdi, İsmail Dümbüllü, Naşit, Komik-i Şehir Kel Hasan Efendi neredesiniz. Tilmizleriniz 'kaptıkaçtı' mizahına daldılar, ne dediklerini bilmez hale geldiler. Biraz irtica etsem, 'hak' sillesinin şamarıyla titretseniz de kendilerine gelseler. Ya da ne kendilerine ne bize gelsinler. Darbe dönemleri nostaljisi yapacak olursak onları izleyip gülelim.
Levent Kırca da iyi sarhoş taklidi yapar ha. Sanırsın ki gerçekten içmiş!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



