Muhterem Erbakan Hocamızın benim için ne anlama geldiğini dilimin döndüğünce anlatmak istiyorum. Tabi burada anlattıklarımı bazı kimselerin garipseyeceğini de tahmin ediyorum. Muhterem Erbakan Hocamız benim için ilk olarak "akl"ı temsil eder. O el değmemiş, kirlenmemiş, kaynağından çıkan bir su gibi berrak bir akla sahiptir. Onun düşünceleri ve sözlerini biz en sağlıklı matematik ile akraba olan mantık ilmiyle açıklayabiliriz. Yani demek istediğimiz şu ki; o bütün iş ve davranışlarında mantıklıdır. Onun mantığına göre bir insan ya dava adamıdır ya da işbirlikçidir. Bu mantık son derece isabetlidir esasında. Zira dava adamı olmayan bir kimse işbirlikçiden başka ne olabilir? Kimisi bilinçli işbirlikçidir kimisi de batılı desteklemediği halde hakkı da tutmadığı için dolaylı olarak işbirlikçi olmuştur. Beyaz ve siyahı kirleterek her şeyi gri ve onun tonlarına çevirmeye çalışanlar Muhterem Erbakan Hocamızla hiçbir zeminde uzlaşamazlar. Çünkü o feraseti ile hak ile batılı seçip ayırmıştır.
Muhterem Erbakan Hocamız benim için "akl"ı temsil etmenin yanı sıra, "zekâ"yı da temsil eder. Bu da hayranlık uyandıracak bir durumdur. Adeta çok iyi bir "satranç ustası" gibi bir hamlenin arkasından gelebilecek olan on hamleyi hesap eder. Düşünürken herkes on veriyi hesaba katıyorsa o yirmi veriyi hesaba katar. Son derece stratejik düşünür. Siyasi olarak yapılan şeylerin sonunun nasıl olacağı konusundaki en iyi yorumu o yapar. Bu nedenle sağcısı solcusu onun sözlerini ilgiyle takip ederler. Faraza "açılım"la ilgili yaptığı yorumların bugün ne kadar isabetli olduğunu herkes görmüştür. Diğer konularda da herkesin yeni yeni fark ettiği gerçekleri Erbakan Hoca otuz yıl önce söylemiştir.
Üçüncü olarak Muhterem Erbakan Hocamız "sabır" ve "teslimiyet"i temsil eder. En çalkantılı dönemlerde bile teslimiyeti elinden bırakmamış ve sabrı da en güçlü silah olarak kullanmayı bilmiştir. Nitekim 28 Şubat sürecinde "Kahvemizi içer sinemayı seyrederiz" demesi mükemmel bir teslimiyetin örneğidir. Bugün hakikaten de o dönemde ne filmler çevrildiğini herkes öğrenmiştir.
Dördüncü olarak Muhterem Erbakan Hocamız "inat" ve "sebat"ı temsil eder. Hak davada inat etmeyi ve bu uğurda mücadele etmeyi birçok insana öğreten kimsedir. Ömrü boyunca büyük bir mücadeleyi sırtında taşımanın yükünü çekmiştir. Siyasi hayatında sürekli kısıtlamalar ve engellerle karşılaşmış, kurduğu partiler bir bir kapatılmıştır. Ama o her seferinde "nerede kalmıştık" diyerek yoluna devam etmiştir. Mücadelenin son nefese kadar olması gerektiğini yaşayarak göstermiştir.
Beşinci olarak Muhterem Erbakan Hocamız benim için "cihat"ı temsil eder. O Müslümanların izzeti ve itibarı için çalışan bir mücahittir. Bugün insanımızın elinden izzet ve itibarı çekip alınmıştır. İşte Muhterem Erbakan Hocamız o itibarı tekrar insanımıza iade etmek için savaşmaktadır. Bir köşeye atılan, kıymet verilmeyen, değersiz görülen halkımıza değerini hatırlatan kimsedir. Bugün insanımız maddi ve manevi sıkıntılar içerisindedir. Bir taraftan maneviyatsızlık bir taraftan da açlık insanımızı tüketmiştir. İnsanımız her gün yeni korkularla uyanmaktadır. Acaba ev sahibim evden çıkartır mı? Zam istersem patron işten atar mı? Ekstra bir masraf çıkarsa nasıl öderim? Daha nice nice korkular...
Maalesef Türkiye şu ana kadar aklı, zekâyı, sabrı, sebatı, inadı ve cihadı seçmemiştir. Yani Muhterem Erbakan Hocamızın kıymetini tam anlamıyla bilememiştir. Böyle bir zekâdan yararlanmak varken, bile bile defalarca aynı çamura düşmüştür. Ben bütün yüreğimle inanıyorum ki gönlü Allah aşkı, Peygamber ve evliyaullah sevgisi ile dolu olan Erbakan Hocamız tekeden bile süt çıkartacak kabiliyettedir.
Muhterem Erbakan Hocamızın kıymetini anlayabilmek için şu ibretleri de görmenizi tavsiye ediyorum. Türkî cumhuriyetlerin televizyon kanallarına baktığımızda (Mesela Azerbaycan) müthiş bir yapmacıklık ve batı taklitçiliği görüyoruz. Şuursuzluk yüzünden birer batı hayranı olan insanların kişiliksiz konuşmalarına şahit oluyoruz. Din, hayatın resmen dışına itilmiş vaziyette. Baskıcı ve soğuk tipli laikler ülkeleri yönetiyor. Müslümanların ise toplumsal düzen içerisinde hiçbir etkinliği yok. Biz inanıyoruz ki oralarda da bir Erbakan olmuş olsaydı bugün birçok şey farklı olurdu. Biz Amerikan ve batı hegemonyasına karşı bugün bir şuura sahipsek bunu Muhterem Erbakan Hocamıza borçluyuz. Orta Asya'daki Rus hegemonyasına karşı Türkî cumhuriyetlerin de bir Erbakan'ı olsaydı, oradaki halk dinini ve değerlerini unutmayacaktı. Bugün Türkiye dünya Müslümanları için bir umut olma özelliğini koruyorsa bunu da kuşkusuz Muhterem Erbakan Hocamız ve arkadaşlarına borçluyuz.
Son olarak, güncel bir mevzua girerek sözlerimi tamamlamak istiyorum. Biliyorsunuz bugün Gazze'ye yapılan ambargodan ve Mısır'ın tavrından dolayı büyük bir öfkemiz var. Bütün bu giden konvoylar oradaki yaraya bir ölçüde merhem olmuştur. Fakat bu yara öyle merhemle iyileşecek türden bir yara değildir. Bu yara ameliyatlıktır. Bu nedenle artık gerçek çözümün Muhterem Erbakan Hocamızın D-8 projesini canlandırmak olduğunu kavramamız gerekmektedir. Bu konuda konuşmak kolaydır; falanca hoca, falanca yazar, falanca siyasi bu konudaki üzüntüsünü ifade edebilir. Ama hala çözümün Müslüman birliğinin çekirdeği olan D-8 olduğunu itiraf etmiyorsa kusura bakmayın samimiyetinin bir tarafı çökmüştür. "Müslümanlar birlik olmalı" falan filan dedikten sonra da Muhterem Erbakan Hocamızın yıllardır bu uğurda yaptıklarını gizlemeye çalışıyorsa, ısrarla D-8'i görmek istemiyorsa o kimse riyakârlık ve hasetlikten kurtulamamıştır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




