Yediklerimizin, içtiklerimizin adları, tatları, içinde bulunan gıdaları farklıdır. "İnsanlar da madenler gibi" dirler ve her biri diğerinden farklıdır.
Bu farklılık farklı düşünmelere ve düşünceyi renklendirmeye sebep olacaktır.
Güneşe bakan binlerce çiçek aynı rengi almazlar, ayrı renkleri alırlar ve dünyamızı renklendirirler.
İnsanlar da öyledir.
Şerbet içenle, şarap içenin hareketleri aynı olmadığı gibi yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz, aldığımız hava, okuduğumuz kitaplar da bizi farklı düşünmeye sevk eder.
Hiç birimiz ölçü değiliz.
Tartışmasız ölçü Allah'ın kelamı, Rasülünün sünnetidir.
Düşünce konusunda yedi milyar insanın düşüncesi eşittir.
Herkesin düşüncesi yalnız kendisini bağlar.
Ama bütün akılları yaratanın kararı hepimizi bağlar.
Deliliniz bu ikisinden olsun.
Senin fikirlerine muhalif olan adama göre sen de ona göre muhalifsin.
Şimdi hanginiz muhalif?
Papaza sormuşlar "Allah kaç?" papaz cevap vermiş "Üç"
Ateiste sormuşlar "Allah kaç?" ateist cevap vermiş "Hiç"
Müslüman'a sormuşlar "Allah kaç?" Müslüman cevap vermiş "Bir"
Şimdi bunlardan hangisi muhalif?
Ölçümüz, bizi Yaratan'ın sözüydü. Ona bakıyoruz O da İhlas suresinde "Allah birdir" diyor.
Mekke'nin ilk günlerinde Müşriklere göre muhalif olan sevgili peygamberimizdi.
Ama asıl muhalif, Allah'a ve rasülüne karşı gelendi.
Basra Camii'nde hicri 100, miladi 723'lü yıllarda halka yanlış şeyler anlatan vaiz konuşmasıyla cemaati kendinden geçirdiği bir anda A'meş ayağa kalkar ve binlerce adam otururken o ayakta koltuk altı tüylerini yolmaya başlar.
Şimdi bunların hangisi muhalif?
Vaiz, bire ihtiyar, biz burada ilimden dem vururken senin bu yaptığından utanmıyor usun? Der.
A'meş de ona "ben sünneti işliyorum sen ise yalan söylüyorsun.
A'meş'ten hadis rivayet ediyorsun. Ben A'meş'im. Ben böyle bir hadis nakletmedim."der. (Aliyyül Kari, Mevzuat, mukaddimesi)
Meydanlarda halkı hitabet sihriyle kendi isteği doğrultusunda yönlendirirken birisi kalksa ve doğruyu söylese orada muhalif o adam görülür.
Halbuki muhalif, Hakka zıt olan, yalan konuşan, halkı kandırandır.
Ayrı ve aykırı konuşanı nezaketle dinleyin.
Önce doğrularını söyleyerek onu yumuşatın.
Sonra yanlışlarını nazikçe söyleyin.
Yanlışları söylerken delil, sizin düşünceleriniz olmasın.
Karşınızdakini susturmak için konuşmayın.
Yanlışından kurtulması için konuşun.
Senin görüşüne muhalif olması onun yanlış olduğunu göstermez.
Konuşurken karşınızdakini aşağılayan, rahatsız eden kelimelerden kaçının.
Size karşı inatla yanlış fikrini savunanı kendi kardeşiniz, arkadaşınız kabul edin ve onu iknaya çalışın. Zaten onunla siz, hazreti Adem'den kardeşsiniz.
Eğer, kibrinden burnu şişip önünü göremez halde değilse, "küçük dağları ben yarattım" demiyorsa, siz de bu delilleri onun burnunu sürtmek için söylemiyorsanız, delilleriniz onda bir tesir bırakır.
Güneş ışığı girmeyen yerde küflenme olduğu gibi, hava almayan meyve zehirlendiği gibi, Vahiyle arınmayan canlar da akrep zehrinden daha fazla zehir üretir ve Filistin'de, Irak'ta, Afganistan'da, Çeçenistan'da milyonlarca insanı zehirle öldürür.
Karşınızdaki sizin muhalifiniz, siz de onun muhalifisiniz.
Muhalifinize güneş kadar parlak ve aydınlatcı delil getirmediğiniz sürece ikinizin de muhalifliği devam eder.
Dünyadaki bütün muhalif dinlere siz, "Eşhedü en la ilahe illallah, Eşhedü enne Muhammeden rasülüllah" diyerek şahitlik yapıyorsunuz.
Sevgili peygamberimiz de "Güneşi gördüğün gibi (gördüğün ve bildiğine) şahitlik yap" buyurmuş. (Hakim, Müstedrek, K. Ahkam, 4/110, hadis no 7045, Beyhaki, Şuab, hadis no: 10974)
Rabbimiz "Delilinizi getirin" buyurmuş. (Neml suresi ayet: 64)
Deliliniz sizin veya sizin gibi birinin uydurduğu şeyler olmasın.
Hakkın muhalifi olanlarla arkadaş olmaya, Hakkın kelamını dinlemesini sağlamaya çalışın. (Bak Tevbe suresi ayet: 6)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



