Muhafazakâr medya' kavramı AK Parti iktidarından bu yana bir kesim tarafından 'yandaş medya' olarak kullanılıyor. Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet ve genelde merkez medya tarafından kullanılan 'yandaş' söyleminin arkasındaysa iki gerekçe yatıyor. Birincisi muhafazakâr medya ile AK Parti arasında kurulmaya çalışılan symbiotik ilişki, ikincisiyse Türkiye'nin demokratikleşmesi yolunda gerçekleştirilen reformlarda gösterilen benzer yaklaşımlar olarak göze çarpıyor. Bunlar arasında, Devletin denetlenebilirliği, devletin demokratikleştirilmesi, askeri vesayetin kaldırılması, statükonun zayıflatılması ve bürokratik oligarşiye son verilmesi gibi kemikleşmiş problemler sayılabilir. 12 Eylül'deki halk oylamasından çıkan sonucun muhafazakâr medyada yer alış biçimi de benzer eleştirilerle aktarıldı bu gazetelerde. Vurucu cümleyse muhafazakâr medyanın tirajı üzerinden kurgulandı ve bu tirajlara bakıldığında muhafazakâr medyanın referandumdan yüzde elli sekiz evet oyu çıkmasında katkısı olmadığı üzerinde duruldu. Aslında Türk muhafazakârlığının medya ile kurduğu ilişkinin asli sorunlarından birisini bu eleştiride aramak gerekiyor. 1950 yılından bu yana genellikle sağ eğilimli muhafazakâr (Refah Partisi örneğinde olduğu gibi İslamcı) partiler Türkiye'de siyasi iktidarı elde ettiyseler de kültürel alanda varlığını hissettirecek kayda değer bir sıçrama gerçekleştiremediler. Gerçekleştirilen çalışmalar çoğunlukla siyasi zeminde kaldığı için siyasi yapıyı başarıya ulaştıracak kültürel arka plana vakit ayrılmadı. Ya da gereksiz görüldü.
Tirajlarla seçmen profili uyuşmuyor
1950'den bu yana kuşbakışı bir çerçeve çizildiğinde kamuoyu oluşturmada ve gündem belirlemede öne çıkan gazetelerin daha çok sağ-muhafazakâr kesimden olmadığı görülüyor. Toplumsal yapıların, davranış biçimlerinin, tüketim kalıplarının belirlenmesinde, popüler kültürün pazarlanmasındaki gücünün farkında olan merkez medya etki düzeyini kullanarak toplumsal kontrol mekanizmasını sürekli elinde tuttu. 27 Mayıs'tan 28 Şubat'a uzanan kırılgan siyasi hatta 'merkez' olarak tanımlanan medya sahnede aktör olarak yer alabildi. İstediği siyasi partiyi istediği zaman iktidara taşıyamasa da istemediklerini iktidardan düşürmek noktasında çok başarılı oldu. Örneğin 1964 yılında Süleyman Demirel'in AP başkanı seçilmesinde, 1991'de Mesut Yılmaz'ın ANAP Başkanı olmasında ve yine 1993 yılında Tansu Çiller'in DYP başkanı olmasında özellikle Hürriyet'in önemli rolü oldu. Hürriyet'in Tansu Çiller için kongreden önce kullandığı "Leydi'nin Topuk Sesi" manşeti hala gündemdedir. Keza, 28 Şubat postmodern darbesiyle Refah-Yol iktidarının düşürülmesinde de medya öncü konumdaydı. Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazetelerinin manşetleri darbe için psikolojik ortamın kurgulanmasında ön ayak oldular. Sabah'ın o dönemdeki patronu Dinç Bilgin Taraf'ta yayınlanan röportajında o dönemi anlatırken, medyanın ciddi bir rol oynadığının altını çiziyordu. Buradaki birkaç örnek bile siyasi alanda yükselen sağ-muhafazakâr yapıyla aynı paralelde hareket eden güçlü bir medyanın olmadığını gösteriyor. Bununla birlikte AK Parti iktidarından sonra bu yapının bir ölçüde kırıldığı söylenebilir. Yine de gazetelerin satış rakamları ve televizyonların izlenme oranlarıyla muhafazakâr seçmenin oy dağılımı kıyaslandığında korkunç bir uçurumun olduğu fark ediliyor. İlginç bir şekilde Türkiye'deki muhafazakâr seçmen oyunu sağ-muhafazakâr partilere veriyor fakat gazete satın almak istediğinde, oy verdiği partiye muhalif yayın yapan, onunla çatışan, gazeteyi tercih ediyor. Seçmenin satın aldığı gazeteye inanmaması da kendi içinde ayrı bir paradoks oluşturuyor.
Değişen dinamikleri anlamak gerekiyor
Gazete satışları ve televizyonların izlenme oranları ile seçmenin oy verdiği siyasi partilere bir tabloya aktararak bakıldığında muhafazakâr medyanın gerek etki etme konusunu gerekse algı üretme konusunu ciddi şekilde düşünmesi gerekir.
Güncel bir örnek vermek gerekirse Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Bakan olduktan sonra çeşitli televizyon kanallarındaki programlara katıldı. İlk çıktığı TV ise Kanal 7. Dışişleri Bakanlığı'nın verilerine göre bu kanallar arasında merkez medyanın televizyonları ile muhafazakâr medyanın televizyonları arasında denge gözetiliyor. Aynı denge Dışişleri Bakanı'nın gezilerine davet edilen gazeteciler için de geçerli. Fakat ilginç olan Ahmet Davutoğlu'nun açıklamaları, kamuoyu oluşturması bakımından incelendiğinde, merkez medyanın önde olduğunu gösteriyor. Muhafazakâr kanallara çıktığındaysa kamuoyu oluşturma grafiği daha düşük kalıyor.
Burada iki etmenin rol oynadığını düşünüyorum. Birincisi merkez medyanın başarısı ve muhafazakâr medyanın başarısızlığı. İkincisi de merkez medyanın psikolojik üstünlüğünü halen sürdürüyor olması. Ahmet Davutoğlu CNN TURK de Taha Akyol'un programına konuk olduğunda bir sonraki gün Doğan Grubu'nun birçok yazarı Davutoğlu'nun açıklamaları üzerine olumlu veya olumsuz görüşlerini köşelerinde yazıyor. Böylece haberi çoğaltıyorlar ve yeniden üretiyorlar. Aynı trende muhafazakâr medyanın yazarları da katılıyor. Fakat Ahmet Davutoğlu'nun TVNET'te yaptığı açıklamalar muhafazakâr medyanın köşe yazarları tarafından ilgi görmüyor.
Dolayısıyla merkez medya da ilgi göstermiyor. Benzer şekilde Ahmet Davutoğlu'nun herhangi bir gezisi hakkında, örneğin, Bugün gazetesinin muhabirinin haberi değil de aynı nedenlerden dolayı Milliyet gazetesi muhabirinin haberi yankı uyandırıyor.
Kuşkusuz örnekler çoğaltılabilir. Medyanın iki kutbu arasında planlı bir denge gözetilmesine rağmen sırf muhafazakâr medyanın etki derecesini psikolojik düzlemde algıya dönüştüremediği için entelektüel ortamlarda "Davutoğlu, genellikle merkez medyayı tercih ediyor" dedikodusu türeyebiliyor. Dolayısıyla gerek 'referandum' sonrası yaşanan tartışmadan gerekse 'Davutoğlu' örneğinden yola çıkılarak bakıldığında muhafazakâr medyanın şapkasını önüne koyup açmazları ve çıkmazları hakkında derinlemesine düşünmesi gerektiği görülebiliyor. Muhafazakâr medya, seçmenin çoğunluğu tarafından neden tercih edilmediği kadar yayınlarıyla paralel biçimde etki seviyesini yukarıda tutamadığının gerekçelerini de şapkasının içinde araması gerekiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



