İslâm coğrafyasında özgürlük türküleri bir başka söylenir. Şiirsel nağmeler taşır bu türküler. Zaten şiirin membaı Batı değil, Doğu'dur... En güzel aşk türküleri Doğu'da söylenir. Sevda türküleri... Batı da ise sömürü vardır, iki yüzlülük vardır, vahşet vardır. Bu nedenle Batılılar şiirden çok roman yazmayı, hem de zulüm ve lanetli romanlar yazmayı pek iyi bilirler. Biz Doğulular ise roman değil, destan yazmayı beceririz. Çünkü destanlarda adalet vardır, eşitlik vardır, iyilik ve yardımseverlilik, merhamet vardır...
Söylediklerime itiraz ederseniz açın bakın Fransa'nın, İngiltere'nin, Almanya'nın, İspanya'nın sömürü tarihine, emperyalist tarihine... Şimdinin ABD'si dünün İngiltere'si, Fransa'sıydı... Batını biteviye insan haklarından, özgürlükten dem vurmasını arka planında zaten bu şizofreni yatar. Bu tezahürde Asyalı, Afrikalı binlerce insanın ilenci ve laneti vardır.
Zaten çok bilinen bir meseldir: Birileri bir şeyden çok sık bahsediyorsa o işte bir gariplik vardır... O işin yüzeysel ve inandırıcı olamadığının göstergesidir. Bu yüzden Batılılar yeryüzüne adalet ve hak kavramına uzaktırlar. Onlar ancak sömürüyü, zulmü ve adaletsizliği bilirler. İşte Fransa'nın Cezayir'deki istilası ve milyonları aşan Cezayir halkını katledişi bunun bir göstergesidir. Nitekim Libyalı şair Ali Sıdkî Abdülkadir, Fransız askerlerinin Cezayir halkına yaptıkları zulmü şöyle anlatır:
Fransız düşman ordusu sıra sıra yürüyor
Ülkemin topraklarında
Temiz toprağın tanelerini kirletiyor
Bütün evleri arıyor
Uykudaki çocuklarımızı öldürüyor
Sabırlı kadınlarımızı hançerliyor
Ve tüfek dipçiği ile hastaların başına vuruyor
Kadınlarımızın ziynetlerini çalıyorlar
Evlerin damını, güvenle oturanların başına yıkıyor
Korku içinde dışarı çıkanları kurşunlarla avlıyor...
Sıcak ateşleriyle
Ateş ederek eğleniyor
Kaçan her masum çocuğun üzerine...
Çatılardan ve sokaklardan...
İmdat çığlıklarına gülüyor
Ölüm döşeğindekinin inlemesine
Zalim ve zorba düşmanın yerle bir ettiği
Yığınların arkasından gelen...
Lanet olası Fransa!
Lanet olası..."
Aynı şey bugün Irak'ta, Filistin'de, Afganistan'da cereyan ediyor. Katiller yine meydanlarda... Katiller kardeşlerimizin peşinde. Topraklarımızı kirlettikleri gibi, onurumuzu, namusumuzu da kirletiyorlar...
Evet, Libyalı şairin söylediği gibi Cezayir de, Afganistan da, Filistin de bizim toprağımız... Irak da bizim toprağımız. O ülkeler ve topraklar ümmet bilinci içerisinde bizim coğrafyamız. Akan her kanla bizim de kanımız akıyor. Yere düşen her sevdalı yürekle bizimde kılcallarımız dumura uğruyor. ABD ve İsrail tarafından öldürülen her Müslümanla ümmet halkamızdan, kardeşlik halkamızdan biri daha eksiliyor.
İşte bu noktada apansız acılar gelip bizi bulmuyorsa, yüreğimiz nasırlaşmış demektir. Ümmet bilincimiz körelmiş demektir. Hani biz inananlar olarak bir bedenin uzvu gibiydik? Hani biz bir tarağın dişleri gibiydik? Hani biz bir binanın tuğlaları gibi idik?
Hâl böyle olunca modernleşen dünya aslında zulme ve kana batan bir dünya anlamına gelmiyor mu? Zulmün ve haksızlığın dağ dağ yükseldiği bir dünya olmuyor mu? İnsanın hayvanlaşarak insan kanından beslendiği gibi bir anlam ortaya çıkmıyor mu?
Şayet dünyada yükselen bu kadar feryatlar görmezden geliniyorsa, bu kadar mazlumların inlemeleri kaybolup gidiyorsa, çocuklar açlıktan ölüyorsa, çığlık ve feryat içinde binlerce insan her gün öldürülüyorsa, bunun anlamı modernleşmek midir? Öyleyse modernleşmek düpedüz insansızlaşmaktır. Ruhların gasp edilmesine izin vermektir. Modernleşmek böyle bir koşutta değil akıl tutulması, ruhların tutulması anlamına gelmez mi?
Ruhunu kaybetmiş, aklını ödünç vermiş bir süreç apaçık bir hayvanlaşmak anlamına gelmez mi?
Kutsal kitabın tabiriyle "belhüm adal" olmak gibi bir şey.
Dokunulmayanında bin yıl yaşamadığı bir dünyadayız. Giderek insani hasletlerimizi yitiriyoruz. Çünkü beslenme kaynaklarımızdan yeterince istifade edemiyor ve düşünce bağlamlında korunaksızlaşıyoruz. Sağlam kaynaklardan suvarılmayan düşünce kalelerimiz yıkılıyor. Böylelikle duyarsızlaşıp mazlumların derdine, acısına, elemine, ortak olamadığımız gibi, "şeytanı ahras" olarak zalimlere alkış tutuyoruz.
Modernleşmek gözü olup görmemek, kulağı olup duymamak, aklı olup anlamamakla eşdeğerdedir.
Hâsılı, modernleşmek insanın benliğini ve insani değerlerini yitirmek demektir... Duyarsızlaşmak ve onursuzlaşmak demektir...
Fahri Güven


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



