Modern zamanların tefecileri, öyle eskiler gibi köhne bürolarında, ellerinde telefonlarla oraya buraya talimat yağdırarak falan dolaşmıyorlar, artık.
Bilmem kaç katlı plazaların, ışıldayan camlarla kaplı odalarında, nedense üst katlarına asla çıkamadığımız şehrin merkezindeki şubelerinde, üzerlerine oturdukları terletmeyen deri koltuklarından bir enter yaparak hallediyorlar, işlerini.
Bu yeni dönemin tefecilerinin tabi ki, adları da, sanları da, yaptıkları işlerde değişti.
Hani sokaklarda stand kurup, kredi kartı dağıtan, bu kredi kartlarına uçuk alışveriş limitleri koyan, aldığınız malların azıcığını ödeten, 6 ay saltanat sürdükten sonra bu azıcıklar kocaman olmaya başladığında zart diye parasını isteyen şey var ya…
Borcun hepsini nasıl ödeyelim dediğimizde, üzerimize avukatları salan, bizim donumuz dâhil her şeyimize el koyan şey var ya…
İşte onlara banka, bankacı deniyor!
Bunların özeli var devleti var; devlet yönetimine devredilmiş özeli var, özel taklidi yapan devleti var, var oğlu var.
Yani, ortalıkta içine girilince içinizi yakan, dışında durulunca dışınızı yakan, sıyırıp geçmeyi deneseniz delip geçen binlercesi var.
Peki, bunlar ne istiyorlar?
İstedikleri bir tek şey var; ortada refah pompalanan, ‘yalancı bir cennete alıştırmak, cehennemin kapısına bırakılmak’ üzere olan yüz binlerin kapılarından içeri girmesi.
Özellikle de, 2001 krizinden sonra bu hedeflerine ulaştılar, açıkçası.
2002 sonrasında, AKP iktidarı ile birlikte kapana sıkıştırdıkları tüketiciler sayesinde, büyümeleri ve karlılıkları hızlanan bankalar, maaş hacziyle kolaylıkla tahsil edilebilen kredileri piyasaya saldılar.
Bunların başında da 10 yıllık konut kredileri yer aldı. Öyle ki, bu kredilerin aylık ödemelerinin toplam büyüklüğü, enflasyondan arındırıldığı zaman eve harcanan paranın en az iki buçuk katına ulaştığı bilenmesine rağmen.
Şimdi de bu soygun ‘mortgage’ denilen sistemle sürdürülecek. Ülkede enflasyonun yüzde 10’ları geçtiği şu günlerde, bankalar aylık yüzde 1,55 (yıllık bileşik yüzde 20.27) faizle konut kredisini son derece cazip bir imkânmış gibi sunuyorlar.
Ama şunu anlatmıyorlar; eğer enflasyon önümüzdeki yıllarda bu seviyelerde kalır, hatta hedeflendiği gibi yüzde 5’lere çekilse dahi, şu anki yüzde 1,55 faizle kredi alan vatandaşlara 20 yıl boyunca yüzde 5’lik enflasyon ortamında yüzde 20lik faiz ödettirilmesi söz konusu olacak.
İşte bunun adı resmen tefeciliktir.
Ama durun, daha bitmedi!
Uzun vadeli borçlanmanın özellikle Türkiye gibi yoksul halkın üzerindeki etkisinin yüksek olduğunu bilen bankalar, ticari kâr marjlarını olağandan yüksek tuttular.
Gelirine oranla daha yüksek bir “toplumsal prestij” peşinde koşma, hiç işe yaramayan özellikleri olan 3–4 kat pahalı cep telefonu kullanma, yeni model araba sahibi olma, babasının yaptığı eve, çocukları için kat çıkma gibi sayısız ve ilgili toplum kesiminde “kitleselleşmiş” huylarını iyi gözlemleyerek, tüketici kredilerine, yüksek faizlere ve komisyonlara rağmen sınırsız bir talep oluşturmayı sağladılar.
Elbette ki, bunu yaparken de, ‘borç yiğidin kamçısıdır’ diyen iktidarın desteğini arkalarına aldılar.
Velhasıl, peşin fiyata hiçbir dayanıklı ürünün satılmadığı ülkemizde ticari kâr marjlarının büyük bir kısmına yine bankalar el koymaktadır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



