Modern kelimesi dile düşmüş; yerli yersiz herkes modern olmaktan, modern giyinmekten hâsılı modernlikten söz ediyor. Hele bazılarının, din bağlantılı tâvizkâr üslûp sergileyen bir akademisyene veya imama "modern hoca; modern din adamı" demelerine fena halde içerliyorum.
Günlük dilde sıkça kullanılan modernin ve modernizmin ne olduğunu merak ettim. Acaba modern nedir, modernden neşet eden ve bir felsefî akım haline gelen modernizmle ne anlatılmak istenmektedir?
Modernizm, dünya görüşünde vahye işlevsel bir yer vermeyen, aklı Allah'tan bağımsız gören, Aydınlanma düşüncesiyle (Avrupa'da XVII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIX. yüzyılın ilk çeyreğini kapsayan dönem) felsefî temellerini oluşturmuş, insanı hakikatin tek ölçütü bilen, modern bilim ve teknolojinin prensiplerini ve gayesini tespit ederek günümüz dünyasının yaşam biçimini, toplumsal yapılanmasını tayin etmeye çalışan ideolojinin adıdır.
Bu anlamda modernizm ile onun karşısında yer alan geleneksel anlayış karşılaştırıldığında ortaya şöyle bir durum çıkmaktadır:
1. Modernizmin bilgi kaynağını (epistemeloloji) rasyonalizm oluştururken, geleneksel düşünce vahyi bilgi kuramının temeline oturtur.
2. Modernizm varlığın oluşumunu Darwin'in evrim teorisiyle açıklarken, geleneksel düşünce yaratılışa inanır.
3. Modernizm insanlığın gayesini ilerleme olarak görürken, geleneksel anlayış dünya ve âhiret mutluluğuna ulaşmak şeklinde görür.
4. Modernizmin bilimi, sadece maddî alanda değil metafizik dahil birçok alanda söz sahibi olmak ister.
5. Geleneksel görüşte ilmin gayesi insanı Hakk'a ulaştırmaktır. Geleneksel düşünce vahiyden, modernizm ise kişiden neşet eder. Bunun için modernizm vahye isyan eder. Hatta geleneksel düşünce zayıfladığı zaman, modernizm bu durumu fırsat bilerek geleneksel toplumların içine sızar.
6. İnsan "rasyonalist" olmadan da aklını kullanması gerekir. Fakat rasyonalist, insanî aklı ilâhî akıldan ayrı bir nesne olarak görür. Bu anlamda sekülerleşme, aklı vahiyden ayrı görme sürecidir. İslâm düşüncesi bağlamında Mu'tezile'nin aklı kullanması, Aydınlanma rasyonalizminden tamamen farklıdır.
Geleneksel uygarlıkta insanlar, anlamadıkları hususlarda ârif, mutasavvıf ve âlimlerin yorumlarına güvenirler / di. Günümüzün modern dünyasında ise böyle bir olgu kaybolmuştur. Bugün insanlar, bilim adamlarına güveniyorlar!
İslâm felsefesinin seküler olduğunu, ancak İslâm felsefesinin laikleşmiş bir yorumunu ortaya koymaya çalışanlar iddia edebilirler. Bu da İslâm felsefesini Batı kaynaklarından öğrenen müslüman laiklerin, onu Yunan felsefesinin bir kolu gibi anlamalarından kaynaklanmaktadır.
İslâm düşüncesi Yunan felsefesini olduğu gibi almamış, sadece tevhitle uyuşan veya uyuşacağına inandığı hususlarda yoğunlaşmıştır. Bu sebeple Aristo, Eflâtun ve Pisagor felsefesiyle ilgilenmiştir. Çünkü İslâm düşünürleri bu felsefeleri İslâm peygamberliğinin bir devamı tarzında görüyorlardı.
Rasyonalizm, aklın kullanılması hadisesinden tamamen farklıdır. Meselâ İbn Rüşd aklı önceleyen İslâm düşünürlerinden biridir, fakat o, aynı zamanda Kurtuba kadısıdır. Elbette İbn Rüşd'ün, Aydınlanma filozoflarının rasyonalist olduğu anlamda rasyonalist olduğu söylenemez.
Çağımızda modernizm genellikle toplumları esir aldığı için dinlerin bile derunî kısmı ihmal edilmiş durumdadır. Oysa dinin derunî kısmı, insanın Allah'ı en derin anlamda idrak etmesidir. İslâm'ın bu boyutunu tasavvuf temsil etmektedir.
Hıristiyanlıkta bâtınî kısım gizli kalmıştır. Bu yüzden Hıristiyanlıkta mânevî hayatı idame ettirmek çok zordur; bir yol gösterici (mürşid-i kâmil) bulmak neredeyse imkânsızdır. Çünkü modernist yorumlar dinin sosyal boyutunun işlevsizleşmesine, metafizik tarafının zayıflamasına sebep olmuştur.
Zaman içinde, insan için hayatî önem taşıyan aslî unsurları kendi dinlerinde bulamamaları başka dinleri tercih etmelerine sebep olmuş / olmaktadır. Günümüz Hıristiyanlığı, Ortaçağ'daki mistik boyutunu kaybettiği için bugün bilim ve felsefe karşısında kendini savunamaz hale gelmiştir.
İslâm'da tasavvufun (mistisizm) gayesi kişiyi Allah'ın ahlâkı ile ahlâklandırmaktır. İslâm toplumunda "ârifler" her zaman toplumun, iyiliği kendilerine bakarak tespit ettikleri, gerçek iyiliğin ölçütü olmuşlardır.
Burada söz konusu olan tasavvuftan kasıt, birtakım sayıklamalar veya tuhaf olgular değil ilâhî sırlardır. Gerçek mistikler, diğer insanların öldükten sonra yaşadıklarını, ölmeden önce yaşamak isterler. Çünkü Hz. Peygamber "Ölmeden önce ölünüz" demiştir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



