MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın çok ses getiren davetine Milli Gazete'den Mustafa Kurdaş ile Ahmet Kayır katıldı.
Ahmet'in Pazartesi günkü köşesinde davete ilişkin önemli izlenimler ve ayrıntılar yeraldı.
Yazısında, "...sararmış fotoğraflarının yanında "imamın adamıdır" veya "bir öğretmenle gayrımeşru teması işitilmiştir" notu düşülmüş "Hedef Şahıslar" defterleri..." notu çok ilgimi çekti.
'Hedef Şahıslar' sanki bir dönemin sonbaharını anlatıyordu..
Ahmet'in 'sararmış fotoğraflar' notunu düşmesi de adeta bu ironi ile bütünleşiyordu.
Ahmet'i aradım...
Biraz daha ayrıntı var mıydı?
Çünkü önceki bir yazımda , "Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bir memurun, öğrencinin ya da bir başkasının hangi kitabı okuduğunu, namaz kılıp kılmadığını, oruç tutup tutmadığını, hangi fikirde olduğunu takip eder mi?
Denilgelere ve rivayetlere göre her memurun, öğrencinin, siyaset adamının, işadamının, gazetecinin (vb) MİT'te bir dosyası bulunuyor.
Ve diyelim ki kişi dindar ise karşısında yeşil işaret, sol fikirler taşıyorsa kırmızı nokta konuyor..
Gerçekten doğru mu bunlar? " diye sormuştum..
Sorumun cevabı Ahmet'in notlarında kısmen karşılık bulmuştu.
Ama biraz daha ayrıntı lazımdı..
'Hedef Şahıslar' hakkındaki notlar nasıl bir deftere, ne şekilde, hangi tür bir yazı ile kaleme alınmıştı?
- Bir kere Milli İstihbarat Teşkilatı anlaşıldığı kadarı ile şahıslarla ilgili defterlere not almayı bırakmış, artık her şey dijital ortamda.. Teknolojiyi iyi takip ediyorlar..
- MİT Müzesi'nde yeralan defterlerin tümü eski idi. Defterler çoğunlukla 1925-1930'lu yıllara aitti...
- Defterler kara kaplı zabıt defterlerine benziyordu...
- Siyah kapaklı MİT Defterleri çizgilerle bölümlere ayrılmıştı... Büyüklükleri orta boydu... Yani bizim bildiğimiz okul defterlerinden biraz büyük, eski bakkal defterlerinden az küçük...
- İki defter sergilendi, biri büyük biri küçük...
- Defter sayfasının hemen yanında siyah beyaz bir foto vardı. 80 yıl önceki bir dönemi konuştuğumuza göre fotoğrafların siyah beyaz olması son derece normaldi...
- MİT'in, 'Şahıslar Defteri'nde dikkat çeken bir bölüm de sayfanın sonundaki 'açıklama' idi... Açıklamanın en sonunda da ilgili şahsın ismi ve ne iş yaptığı... Anlaşılan, memur alımlarında yakın zamana kadar ölçü alınan 'güvenlik soruşturması' bu açıklamadan yola çıkarak yapılıyordu.
- Yazılar daktilo değil, el yazısı ile kaleme alınmış... Muhtemelen dolma kalemle... Ahmet'in izlenimi yazıların çok da güzel bir şekilde yazılmadığı yönünde...
Edindiğim izlenime göre, MİT'in davetinde çok dikkat çekmeyen ancak duvar kenarlarında konuşulan önemli ayrıntılardan biri de gazetecilerin 'fotoğraflı kartları'.
Teşkilat bu kartları hazırlarken gazetecilerin fotoğraflarını nereden aldı?
Çünkü daha öncesinden kurumlar fotoğraf vermediler.
Yıllardan beri 'derin' haberleri ile dikkat çeken ancak son yıllarda biraz irtifa kaybeden gazeteci Saygı Öztürk, espri yollu, "Acaba, dosyadan mı aldılar?" diye takılmadan edemedi.
Eskiden şöyle bir izlenim vardı; "MİT gerektiğinde siyasi otoriteye ve hükümete bilgi vermez, MİT'çilerin muhatap olduğu iki kurum Köşk ve Genelkurmay'dır. Yani devlettir..."
İşte 12 Eylül askeri darbesi de buna hep örnek verilir... Hükümetin darbeden haberdar edilmediği yıllarca konuşuldu...
Ahmet tam da bu noktada bir noktanın altını çizdi; "Hakan Fidan çok iyi bir sunum yaptı, herkesi etkiledi. Ben onu gördüm. Yani MİT şu anda ayağı yere sağlam basan bir kurum görüntüsünde. Ve direkt başbakanla temas halinde. Aralarında karşılıklı bir güven var sanırım."
Eskiden bir de şöyle bir izlenim vardı; MİT genellikle emekli büyükelçilerin, emekli paşaların çocuklarının istihdam edildiği bir devlet kurumu, çiftlik gibi...
İşte bu anlayış şimdiki MİT Müsteşarını rahatsız etmiş...
Şu soruya çok bozulmuş mesela Hakan Fidan; "MİT'e eleman alırken babası şudur, anası şudur diye bakıyor musunuz?"
Bu soruya, "Öyle şeylere bakmıyoruz. Modası geçmiş yöntemleri kullanmıyoruz..." cevabını vermiş, Hakan Fidan.
MİT'te kurulan yeni birimler de dikkat çeken hususlardan biri...
Hakan Fidan'ın, Dışişleri Bakanlığı'ndan getirdiği Daire Başkanlarından biri, "Ya, ben burada ikinci bir Dışişleri Bakanlığı buldum..." demiş...
Ahmet bu notu şunun için düştü; "MİT yeni hali ile daha çok dışarıya bakan bir kurum izlenimi veriyor."
İnşallah böyledir, çünkü gerçekte olması gereken, bu.
Milli İstihbarat Teşkilatı'nın 12 yıl önce verdiği basın davetine o dönem çalıştığım medya grubunun Ankara Temsilcisi olarak ben de iştirak etmiştim..
Ama ne yalan söyleyeyim; o zaman bile bu kadar ayrıntı yazamamıştım..
Teşekkürler Ahmet...
Bu bahsi kapatmadan...
MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a bir sorum daha olacaktı, demiştim.
O sorum da şu; Yıllardan beri MİT'ten maaşlı gazeteci-yazarlardan sözedilir, durur. Hatta bazı isimler, sıfatlar da telaffuz edilir. 'Siyah' kod adlı bir gazeteciden mesela... Bu ne kadar doğrudur? Mehmet Baransu da geçen Taraf'ta dolaylı olarak yazdı; gerçekten de medyadaki işini yaparken MİT'ten para alan gazeteci yazarlar var mı?
İlker Başbuğ'un tutuklanması
ESKİ Genelkurmay Başkanı emekli orgeneral İlker Başbuğ'un tutuklanmasına ilişkin şunlar söylenebilir;
1) Bu ülkede tutuklanan ilk Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ değildir. 1960 askeri darbesinin ardından dönemin Genelkurmay Başkanı orgeneral Mustafa Rüştü Erdelhun da tutuklandı. Hem de ne tutuklama! Tüm rütbeleri söküldü, er statüsüne indirildi. Yassıada gibi olağanüstü mahkemede idam talebi ile yargılandı. Cezaevinde yattı. Cumhurbaşkanının affı sonucu cezaevinden çıktı. Üstelik Erdelhun Paşa, medyaya, "Türkiye Cumhuriyeti'nin 10. Genelkurmay Başkanı'nın rütbeleri söküldü, idamla yargılanıyor. Takdir Türk milletinindir" türünden demeçler de ver(e)medi.
2) Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un yargılandığı İnternet Andıcı Davası'ndan tutuklanmasını eleştirenler bu ülkede Başbakan ve Bakanların ipe götürüldüğünü nedense hiç ağızlarına almıyor. Biraz eskilerde kaldığı için unuttular, galiba! Hadi biraz daha bu tarafa gelelim. O beyler, 28 Şubat postmodern darbesinde merhum Necmettin Erbakan'ın antidemokratik baskılarla istifa ettirilmesi karşısında neden bülbül kesiliyor?
NOT: Bugün 11 ocak 2012. Demirbank iyi günler diler. 2012 yılında yeni, anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012'den 11 gün eksildi. Oysa, yeni sivil anayasa adına atılan en küçük bir adım henüz yok. Takipçisiyiz...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



