İstihbarat, yeni yüzyılın en önemli kavramlarından birisi; bu yüzyılda uluslararası güvenliğin değişen parametrelerine paralel olarak istihbaratın da rolü arttı. İstihbarat, ülkeler açısından belirsizliği ve kaotik yapısı artan uluslararası sistemde kendilerini güvende hissettikleri bir liman haline geldi. Aynı zamanda istihbaratın yeni yüzyıl ile birlikte algılanmasında da farklılıklar oluştu, entelektüel boyutu ön plana çıkmaya başladı, analize, stratejik düşünceye çok fazla önem verilmeye başlandı.
Dünyada istihbarat yapılanması ve algılanması bu yönde gelişirken, ülkemizde de Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) askerlerin denetiminden 1990'lı yılların başından itibaren çıkarak kademeli olarak sivilleşmeye başladı. Sönmez Köksal'ın, Şenkal Atasagun'un ve ardından şimdiki MİT müsteşarı Emre Taner'in kurumu yönetmeleri, sivilleşmenin içselleştirilmeye başlandığının göstergesi sayıldı.
MİT, müsteşarlık düzeyinde ve kimi kadrolarında sivilleşti ama acaba yeni yüzyılın güvenlik tehditleri bağlamında kendisini ne kadar yeniden yapılandırdı, ülkemize yönelik Uluslararası tehlikeleri bertaraf etme noktasında ne kadar mesafe alabildi?
Bölücü terörle mücadelede ABD'nin vereceği istihbaratlara muhtaç bir durumdaysak ve bölgemizdeki istihbarat örgütlerinin savaşında etkinliğimizi hissettiremiyorsak, bu konuda yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var demektir.
MİT bugünlerde Dr. Hakan Fidan'ın Müsteşar yardımcılığı görevine atanması nedeniyle kamuoyunun gündemini işgal ediyor. Kimi yorumcular, Fidan'ın Mayıs ayı sonunda görev süresi dolacak olan şimdiki Müsteşar Emre Taner'in yerine atanacağını iddia ediyor. Fidan'ın astsubay kökenli olması, istihbarat alanında deneyimi bulunmaması ve genç olması da bazı yorumcular tarafından eleştiri konusu yapılıyor.
Oysa tüm bunların dışında aslında Milli İstihbarat Teşkilatı'nın başına geçecek kişide, yeni uluslararası güvenlik ortamının parametrelerini anlayıp kurumu stratejik bir vizyon ile yönetebilecek yetenek aranmalıdır.
MİT herhangi bir kurum değildir; Türkiye'nin iç ve dış güvenliğinin sağlanmasında kritik bir noktada görev yapmaktadır. Bugünkü haliyle de bu görevini hakkıyla yerine getirebilecek altyapıya, insan kaynağına, stratejik vizyona sahip değildir.
Yeni Müsteşarın MİT'de yöneticilik değil, liderlik yapması gerekecektir. Ancak liderler uzun vadeli stratejik kararlar alabilir, cesur davranabilir.
MİT'in küresel düzenin içerdiği yeni tehditler ve tehlikeler bağlamında, Türkiye'nin bölgesel ve küresel hedefleri paralelinde yeniden yapılandırılması kaçınılmazdır. MİT'i yönetecek liderden radikal kararlar alabilmesi, kurumun dış dünyadaki etkinliğini artırabilecek projeleri hayata geçirebilmesi, insan kaynağını yetkinleştirebilmesi beklenmektedir.
Eğer Hakan Fidan iddia edildiği gibi kurumun başına getirilecekse, Türkiye'nin geleceği için böyle bir vizyonu ortaya koyma kararlığı ile o koltuğa oturmalıdır. Bunu yapabilmesine, ne geçmişte astsubaylık yapması, ne sahada istihbarat tecrübesinin eksikliği, ne de genç olması engeldir.
Böyle bir stratejik vizyonun ortaya konulmasında siyasi kararlılık da gereklidir; Bu nedenle iktidar, istihbarat konusunu ciddiyetle ele alarak ülkemizi küresel tehditlerden koruyabilecek bir istihbarat örgütlenmesinin kısa sürede hayata geçirilmesi için gerekli olan hukuki / siyasi / sosyal / ekonomik altyapıyı hazırlamalıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



