Karnınız aç ve durumunuza göre sofranızın başına oturup karnınız doyuncaya kadar yemeğinizi yemişsiniz. Sofradan kalkarken yediğiniz yemekleri sayarak "Domates, sana teşekkür ederim. Soğan, sana da teşekkür ederim.
Tuz, seni ihmal eder miyim, yemeğimizin tadısın, sana da teşekkür ederim" der misiniz.
Bugüne kadar demediniz, bundan sonra da demeyeceksiniz.
O nimetleri yaratana teşekkürünüzü bildirmek için "el-hamdü lillah" dersiniz, evinizde iseniz aşınızı pişiren eşinize teşekkür edersiniz, lokantada iseniz garsona veya usta başına teşekkürlerinizi bildirirsiniz.
Elbiseniz üzerinize cuk diye oturduğunda terzinize teşekkür edersiniz.
Koyunun yünü için koyuna, teşekkür etmediğiniz gibi Adana'nın pamuğuna veya pamuk tarlalarına teşekkür etmezsiniz.
İçecekler için de aynısını yaparsınız.
Çayınızı getiren yavrunuza veya garsona teşekkür edersiniz de çay bardağına, çay yaprağına , çay tarlasına teşekkür etmezsiniz.
Demek istediğim şu; yetmiş milyonda yetmiş kişinin çok bilinçli olarak kullandığı, geri kalanların ise uydum kalabalığa mantığıyla kullandığı "Doğa" kelimesi elli yıl öncesine kadar "Tabiat" kelimesiyle ifade edilirken yetmiş kişinin etkisiyle doğalaşmaya başladı.
Bu tabiat, yaratan Rabbimizin bizim için serdiği bir sofradır.
Sofrayı serene teşekkür edilir.
Denizler, dağlar, ovalar, havalar hepsi onun sofrasıdır.
Serilen sofra kirletilmez, pislenmez, israf edilmez.
Serilenlere teşekkür etmeye kalksak ömrümüz yetmez.
Rabbimiz "Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız" buyurmuş. (Nahl suresi ayet 18, İbrahim suresi ayet 349)
Güle teşekkür edeceksiniz, lâleye teşekkür etmeyeceksiniz, işte bu olmaz.
Hepsine teşekküre de ömür yetmez.
Öyle ise yaratana, yani sofrayı serene teşekkür etmeli.
Onun sofrasının tamamına tabiat denir.
"Tabiat" kelimesi, Matbaa, Matbuat kelimeleriyle aynı kökten.
Matbuatın mahsülü olan gazete, kitap, broşür gibi şeylerde o eseri basanın çizgileri ve harfleri vardır.
Yani yazanın özünü ve sözünü taşır.
Tabiat da Yaratanın mührünü taşır.
Biberin acısında, balın tadında, gülün kokusunda, güzelin cazibesinde hep rabbimizin mührü vardır ve biz o mühüre bakarak mühürlü olarak bizim önümüze sunana teşekkür ederiz.
"Tabiat" kelimesi insanlarda hep Allah'ı çağrıştırdığından yetmiş kadar kişi elli yıldır özel gayretlerle "doğa" kelimesini yaygınlaştırmaya çalıştılar.
"kainat" kelimesinde de Allah'ın "Tekvin" sıfatı hatırlandığı için onun da terk edilip Doğa kullanılması için gayret gösterildi.
"Sofradaki soğana, bala, güle teşekkür eden mi var ki, sen bunu yazıyorsun?" diyebilirsiniz.
21.07.2010 günü saat 03.00'de Bodrum'da Yalıkavak'taki bir Club'ün üçüncü katının balkonundan aşağıya düşerek ölen Miss Model of Turkey 2003 birincisi Aslı Baş isimli 32 yaşındaki kızımız, meşhur olduktan sonra aşk dedikodularına karışır ve gencecik yaşında ölür.
Gazeteler, Aslı Baş'ın sosyal paylaşım sitesi Facebook'taki kişisel düşünce bölümüne "Hayat çok güzel, bunu hissettiren tüm canlılara, dünyaya, evrene teşekkür ederim" yazdığını yayınladılar.
Yeryüzünde canlılara can veren, gökyüzünde güneşi, ayı, yıldızları evirip çeviren, denizin dalgalarını kabartan rüzgarları estiren, kara topraktan beyaz gülü çıkaran Allah'a teşekkür edilir ve ona hamd edilir.
O'ndan geldik, O'na gidiyoruz.
Öyle ise O'nun kurallarına göre bir hayat sürelim ki hayat güzelleşsin ve üçüncü kattan düşmeyelim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



