'Tunus, BOP'un bir aşaması mı?' başlıklı yazımda Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerindeki son gelişmelerin bu projenin bir aşaması olduğunu vurgulamaya çalışmıştım. Onun devamı mahiyetinde olacak olan bu yazımda ise Mısır'daki gelişmeleri ve İslam dünyasının bundan en az zararla nasıl sıyrılacağına dair yorumlar getirmeye çalışacağım.
BOP, bir hesaptır. Kimin hesabı? Tabii ki Siyonistler ve yardakçılarının. Yani başta siyonist İsrail ve tetikçisi Amerika olmak üzere diğer bazı ülkelerin hesabı. "Tilkinin kafasında kırk plan vardır, kırkı da tavuk üzerinedir." Onların da binlerce planı vardır, hepsi de İslam, İslam Âlemi ve İslam coğrafyası üzerinedir. Ama onların hesapları varsa Allah(cc)'ın da bir hesabı vardır. Onların hesapları cüzidir, Allah(cc)'ın hesabı küllidir. "O, her şeye kadirdir. (Talak/12)"
İşte onların hesaplarından bir tanesi de BOP'tur. BOP, Siyonizmin tetikçisi Amerika'nın bir projesidir. Projeyi yürütme görevi ise Türkiye, Yemen ve İtalya başbakanlarına verilmiştir. Bunlar eş başkan olarak bu projeyi hayata geçireceklerdir. Bu arada proje kapsamındaki Türkiye ve Yemen başbakanlarının görevlendirilmelerini bir bakıma anladık desek bile proje dâhilinde olmayan İtalya başbakanının böyle bir göreve atanmış olması da ayrı bir yoruma muhtaçtır.
Muhterem Erbakan Hocam, yıllardır İsrail'in Arz-u Mevud projesini gerçekleştirmede kendi gücünün ve nüfusunun yetmeyeceğini bunun için de diğer ülke yöneticilerini kullandıklarını vurgulayıp durmaktadır. Tabii BOP'un ifade edilmeyen ancak asıl amacının da Büyük İsrail'in kurulması projesi olduğunu da ayrıca bu vesileyle bir kez daha ifade etmiş olalım.
BOP'un amacı Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da bulunan yirmi iki İslam ülkesine sözüm ona demokrasi getirmekti. Ancak, bu ülkelerden Afganistan ve Irak'a getirilen demokrasi, ibreti âlem cinsindendir.
Demokrasilerde üç kuvvetten söz edilir. Yasama, Yürütme ve Yargı. Evet, teamülen böyledir. Ancak, uygulamada bunlar ne yazık ki sadece görüntü olarak kalıyor yerini sermaye, medya ve orduya bırakıyor. Demokratik sistemin görünen ve görünmeyen kuvvetleri bu şekilde kendisini gösteriyor. Buradan hangi sonuca varılıyor? Görüntüye, halkın kendi kendisini yönetmesi getiriliyor. Adil yargılamadan dem vuruluyor. Ancak, uygulamada menfaatleri korumak için duruma göre yaygara kopartılıyor ve despotluk yapılıyor. İşi ileri götürenler sınırlar aşıyor, sular aşıyor. İşte buna Erbakan Hocamızın da ifade ettiği şekliyle "demokrasi" değil "demokratur" denir.
Şimdi dünyada yaşanmakta olan demokratur sistemi, yirminci yüzyıla girerken 1897'deki Basel'de toplanan Yahudi kongresiyle başlamış ve elli yıl sonra 1948'de İsrail devletinin kurulmasıyla hızını arttırmıştır. Bir elli yıl sonra, yirmi birinci asrın hemen başında on bir Eylül'le de son sürat üçüncü dünya savaşına doğru yol almaktadır. İşte şu an bölgede yaşananların özeti budur. Bu gidişat hayra alamet değildir.
Siyonist düşüncenin amacı, inançları gereği dünyayı Müslümanların sonu anlamına gelen Armegeddon savaşına doğru sürüklemek. Ortadoğu'da yaşananlar onların düşüncesi açısından sonun başlangıcı olabilir. Tabii her zaman olduğu gibi bunda da yanılıyorlar. Ancak bakıldığında çok sayıda Müslüman'ın kanının akacağı görünüyor. İnşallah bu süreç, İslam'ın ve Müslümanların değil, onların kendi zihniyetlerinin sonunu getirir. Aksi takdirde, İslam ülkeleri bundan büyük zarar göreceğe benziyor.
Peki, ne yapmak gerekir? Her İslam ülkesinin mutlaka Milli Görüşçüleri vardır. Başta D-8 ülkeleri olmak üzere bütün Milli Görüş liderleri bir araya gelerek hızla D-8 toplantıları gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Burada başta bir lider seçmek üzere bir takım siyasi kararlar almalıdırlar. Ve ilk lider Türkiye'mizin Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan olmalıdır. Bütün bunlar hayal değildir. Her İslam ülkesinin ordusu, kendilerinin Milli ordularıdır. Ordunun her mensubu aslında Milli Görüşçüdür. Ancak ordularımız, demokraturun unsurları olan sermaye ve medyanın yönlendirme ve propagandalarını kırmaları ve Milli Görüş'le birlikte hareket etmelidirler.
İnsanlığın özellikle de İslam Âleminin başka alternatifi kalmamıştır. Bu alternatif değerlendirilmediği takdirde dünyanın kaderi batının zalim despot yaklaşımına terk edilmiş olacaktır. Bir atımlık barutumuz kalmıştır ve akıllıca kullanmamız gerekmektedir. Namludaki mermi son mermimizdir ve ıskalamamalıyız. Tam on ikiden vurmak için bu ince ayarı yapıp yaratana sığınarak tetiğe basmamız gerekiyor. Biz yapmazsak son bir asırdır olduğu gibi batının bombardımanları gemimize isabet edecek ve hep beraber büyük bir alabora yaşayacağız.
Tunus'la başlayıp, Mısır'la devam etmekte olan olaylar, diğer İslam ülkelerine de sıçramış durumdadır. Mısır'daki olaylar kontrolden çıkmaktadır. Daha kısa zamanda yüzden fazla Müslüman hayatını kaybetmiştir. Baskıcı ve dayatmacı rejimler hiçbir zaman halk tarafından sonuna kadar beğenilmemiştir ve korunmamıştır. Nerede olursa olsun böylesi rejimler bir gün mutlaka yıkılmaya mahkûmdur. Korkum odur ki Mısır'da Mevcut dikta rejimin yıkılmasıyla bir boşluğun oluşması ve bu boşluğu BOP hayalcilerinin doldurmasıdır.
BOP hayalcileri, Irak ve Afganistan'da istediklerine ulaşmış olsa da kendileri açısından gerekli dersi de çıkarmışlardır. Bu ülkelerde uyguladıkları yöntem oldukça masraflıdır ve onlar için can ve mal kaybına nedendir. Bunu yeniden göze alamayacaklardır. Zaten gerek de kalmamıştır. Dikkat ederseniz bir gün biri, Mısır'da Hüsnü Mübarek'e destek ve hak veriyor; ertesi gün bir başkası haksız görüp desteği çekiyor. Yani tavşana kaç, tazıya tut diyorlar. İşgal metotlarında yaptıkları böylesine bir değişiklikle hiçbir kayıp vermeden masrafsız bir şekilde, tereyağından kıl çeker gibi hadiseleri kendi lehlerine çeviriyorlar.
Gerekli boşluk oluştuktan sonra da önceden hazırladıkları alternatif senaryoyu kurtuluş reçetesi olarak ülke halkının önüne koyuyorlar. Tabii akıllarda ilk oluşan ve klişeleşmiş soru: "Müslümanlar da aldanmasınlar!" Elbette ki bence de öğle. Ama demokraturun unsurları yok mu?...
Evet, bu saatten sonra ne Mısır ve ne de Mısır halkı böylesine bir sonuca katlanamaz. Mısır'ın tarihi de coğrafi konumu da buna elverişli değildir. Zira Mısır'dan peygamberler gelip geçmiştir. Üç bin beş yüz yıl evvel Mısır'da Yusuf (as), Allah (cc)'ın yardımıyla adalet ve huzur düzeni kurmuştur. Ey Rabbimiz biz, Mısır'a bir Yusuf daha isteriz! Mısır'da bir kez daha firavuni oyunlar oynanmaktadır. Bu oyunları bozacak Musa'lar, Harun'lar isteriz!..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



