Allah'ın varlık alemine koyduğu ilahi düzen, inanan ve inanmayan insana göre değişiklik arz etmez. Çalışan hangi dinden olursa olsun yükselir, tembel olan mümin de olsa zelil olur. Milletlerin yükseliş ve düşüşleri bu ilahi kural üzere cereyan etmektedir. Nitekim yüce ALLAH Kur'an-ı Kerim'de bu gerçeği şöyle ifade etmiştir.
"Bu böyledir. Çünkü ALLAH Teâlâ, bir millete ihsan ettiği nimeti, onlar kendi özbenliklerindeki güzel ahlâkı, yaşayış ve davalarını değiştirmedikçe, değiştirici değildir. Ve şüphesiz ALLAH Teâlâ herşeyi hakkıyla işitici, kemaliyle bilicidir."( Enfal sûresi:53 ). Aynı mealde Rabbimiz şöyle buyurur: "Bir millet, özlerindeki güzel hal ve ahlâkı değiştirip bozuncaya kadar ALLAH Teâlâ şüphesiz ki, O'nun halini değiştirip bozmaz."( Ra'd Sûresi:11 ). Bu gecede, insanların dünyada ve ahirette ebedi mutluluğunu gaye edinen yüce İslam dininin ilmi, çalışmayı, kalkınmayı, güzel ahlakı vb. evrensel nitelik taşıyan tüm değerleri emretmiş olmasına rağmen bugünkü Müslümanların içinde bulundukları konumun değerlendirmesini iyi yapmalıyız. İslam aleminin tefrika sebebiyle içine düştüğü perişanlığı, geri kalmışlığı, dünyanın en yoksul ülkelerinden birinde yaşanan trajik ve buna karşın Müslüman olmayan bazı ülkelerin bir çok yönden kalkınmış olması bu gece bizleri derin tefekkürlere sevk etmelidir.
Mirac'ın her safhası âdet ve tabiat haricinde cereyan eder. Evet, o zamanki Mekke müşrikleri ve bir kısım imanı zayıf mü'minler, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin Cenab-ı Hakk'ın daveti ve bahşettiği imkanlar ile yapmış olduğu İsra ve Miraç yolculuğunu imkansız görmüşler ve inkâr etmişlerdi. Nihayet gün geldi. Bugün biz bir beşer olarak, yine bizim gibi bir beşerin sağladığı imkânlarla İstanbul-Cidde arasını üç saatte alabiliyoruz. Yarın ne olacak bilemiyoruz. Ancak şu kadar var ki, hakikatler idrak edilmezse de inkâr edilmemelidir. Mirac, aslı ve esası itibarıyla bir mucize olduğundan; Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz bir gecede hattâ bir gecenin çok kısa bir zamanında Mescid-i Aksa'ya nasıl geldi? Oradan semalara nasıl çıktı? Mekân'dan münezzeh olan, her yerde hazır ve nazır olan ALLAH Teâlâ'yı görmesi için semalara çıkmasına ne lüzum vardı?, gibi sorular üzerinde düşünceyi zorlamamak, Miraç hadisesini ilmin dar kalıplarına sokarak aklî ve mantıkî izahını yapmamak gerekir.
Ruh ve bedenle birlikte Miraç haktır. Fakat bunun şekil ve mahiyeti insanlarca bilinir ve kavranır cinsten değildir. Zira Miraç bir mucizedir ve mucizenin temel özelliği akıl ve tabiat kanunlarının üstünde bir hadise oluşudur.
Mucize olan Mirac'ın akla ve tabiat olaylarına uygun bir izahı, daha doğrusu yorumu yapılırsa o zaman mucize olmaktan çıkar ve alelâde bir hadise olur. Halbuki Mirac, sıradan bir hadise değil, olağanüstü bir olaydır.
İsra ve Miraç ALLAH Teâlâ'nın ilminin, kudret ve azametinin sonsuzluğunu gösterir. Bizlerin anlayabilmesi, idrak edebilmesi için mutlak emir ve yasaklarını nasıl ilahî vasıtalarla göndermişse, bu olayı da aynı vasıtalarla bizlere temsil etmiştir. Yoksa ALLAH Teâlâ, kulunu dilediği anda her türlü yüksekliğe vasıtasız ulaştırmak için sonsuz güç ve kudrete sahiptir.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin risaletine iman edenler için Mirac'ın keyfiyeti, nasıllık ve niceliği değil, sunduğu mesaj ve güttüğü gaye önemlidir. ALLAH Teâlâ'nın sonsuz kudretine inanan kimseler zaten bu olayın tafsilatıyla değil, sakladığı mânâ ile ilgilenirler...
Nedir Mîrac? Bir yolculuk neden bu kadar önemsensin ki? Ve Mîrac'ı herhangi bir gece seyahatinden ayıran hangi özelliğidir?
Mîrac, yükselmektir; fiziki olduğu kadar ruhi olarak da yücelmek-tir. Ve bu yükseliş esnasında fizik kurallarını, Kural Koyucu'nun izniyle, ihlal etmek, yerçekimini tersine döndürmektir. Fizikten çıkmak, metafiziğe yelken açmaktır. Hatta bir yerde metafiziğin de ötesine geçmektir. Zaman ve mekan mefhumunun olmadığı bir mekansızlıkta, Yaratıcı'nın önünde eğilmektir.
Mîrac, en üst düzeyde bir ağırlanma, insan kavrayışına sığmayacak kadar yükseklerde bir yerde misafir edilmedir. Bu yönüyle biraz da bir teselli yolculuğudur. Kalbi kırılan, haksızlığa uğrayan Sevgili Elçinin, kendisi için ilerde nelerin hazırlandığını görmesi ve sahipsiz olmadığının ve unutulmadığının kendisine anımsatılması için tertip edilmiş bir seramonidir. "Sen bana sahip çıkmazsan, ben ne yaparım, nasıl başa çıkabilirim bunlarla!" canhıraş feryadına, "Dostum! Bana yaslan, muhakkak ki Ben sana yeterim" mealinde verilmiş bir cavaptır. "Gel gör mülkümün ne kadar büyük olduğunu, onların hüküm sürdükleri yerlerin de ne kadar küçük ve az olduğunu!". Görsün ve umudunu diri tutsun diye verilmiş bir ziyafettir Mîrac.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



