Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş dönemine rastgelen tarihlerde, Ortadoğu’daki zengin petrol kaynakları Almanya, İngiltere, ABD, İtalya ve Fransa’nın ciddi şekilde ilgisini çekiyordu. Ancak Osmanlı İmparatorluğu, söz konusu devletlerin, emellerine ulaşabilmeleri önünde şüphesiz en büyük engeli oluşturmaktaydı.
Osmanlı topraklarında emelleri bulunan emperyalist devletler Osmanlı’yı parçalamak için boş durmuyorlar, Osmanlı topraklarında asıl maksatları imparatorluğu parçalamak olan yabancı konsolosluklar, dostluk kuruluşları, kültürel cemiyetler, yabancı hastaneler, öğrenim kurumları kuruyorlardı.
Özellikle Arap bağımsızlığını körükleyen hareketler Arap ve Osmanlı coğrafyası üzerinde emelleri olan devletler tarafından sürekli körüklenmekte, Emperyalist Batı devletleri Arapları Osmanlı’dan koparmanın çarelerini aramaktaydı.
Bütün bunlar olup biterken, bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı’nın temelini oluşturan Teşkilat-ı Mahsusa ise özellikle Arap nüfus üzerine bölücü oyunlar oynayan emperyalist devletlerin bölgedeki hareketlerini sıkı denetim altına almıştı.
Fransızlar Beyrut’u, İngilizler Bağdat’ı, Almanlar Kudüs’ü, İtalyanlar Bingazi’yi, Ruslar Mısır’ı, Osmanlı’ya karşı kışkırtma bölgeleri olarak kullanmaya başladıklarında, Teşkilat-ı Mahsusa’ya kimlik kazandıran ve o dönemde teşkilatın bizzat lideri olan Eşref Paşa (Eşref Sencer Kuşçubaşı), Osmanlı Başkumandanlığı gizli haber alma örgütünde Arap masasını yöneten Şeyh Salih, Şerif El Tunusi, Ve İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif’i de yanına alarak Beyrut’ta kışkırtıcı hareketlere karşı koyabilmek adına çalışmalara başlamıştı.
Ergun Hiçyılmaz’ın "Belgelerle Teşkilat-ı Mahsusa" adlı kitabında yer verilen bu bilgiler doğruysa daha evvel benzer amaçlarla Garp cephesine ve Almanya’ya giden Mehmet Akif de Arap dünyasında Osmanlı’ya karşı ayaklandırılmaya çalışılan Araplar’ın emperyalistlerin oyununa gelmemelerini sağlamak adına Teşkilat-ı Mahsusa bünyesinde, Eşref Paşa ile birlikte çalışmalara katılmak üzere Beyrut’a gitmişti.
Ergun Hiçyılmaz’a göre, Çanakkale zaferini çöldeki demiryolunun son istasyonu olan El-Muazzam’da öğrenen Mehmet Akif bütün Arap yarımadasını Eşref Paşa ile birlikte dolaştıktan sonra, İstanbul’dan Salihli’ye geçmiş, Eşref Bey’in çiftliğinde bir süre dinlenmişti.
Belgelerle Teşkilat-ı Mahsusa isimli eserde, Ergun Hiçyılmaz, Mehmet Akif’in, kendisine ait kılıcını örgütün lideri olan Eşref Paşa’ya münasip başka birine devredilmek üzere teslim ettiğini kaydediyor. Eşref Paşa ise kendisine verilen tüm kılıçları Salihli Yunan işgaline uğramadan evvel çiftliğin bahçesine gömmüş.
Eğer Hiçyılmaz’ın verdiği bilgiler doğruysa Arap dünyasındaki parçalanmayı önlemek adına, Hindistan, Endonezya ve Pakistan’a görevlilerini yollayan Teşkilat-ı Mahsusa aynı amaçla Eşref Paşa liderliğinde, Mehmet Akif Ersoy’u da Arap dünyasına görevlendirmişti.
Milli Mücadele döneminde İslam-Osmanlı milletinin selameti ve kurtuluşu için Anadolu topraklarında manevi mücadelesini sürdürdüğünü tarih kaynaklarından öğrendiğimiz Vatan şairimiz Mehmet Akif’in Osmanlı ülkesinin selameti ve kurtuluşu için de fedakarane gayretlerde bulunduğunu araştırmacılar eserlerinde önemli bir not olarak düşüyorlar.
Mehmet Akif Ersoy’un hayatına dair bu detayları gün yüzüne çıkarmak ve bahsedilen hadiselerin doğruluğunu, yanlışlığını ortaya koymak tarihçilere düşüyorsa da İslam milletinin kurtuluşu için cehdeden bir şairin, ahlak ve fazilet insanının, ortaya çıkan tarihi gerçekler ışığında İslam Milletinin gönlündeki değerinin gün be gün arttığına zerre kadar şüphe duymuyoruz.
Asım’ın Neslini hasretle beklediğimiz günlerde, ufuklara dalarken nemli gözlerimiz ve yaralı yüreklerimiz, vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a olan manevi borcumuz asla tükenmeyecektir.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



