Milli, yerli ve bağımsız düşüncenin temsilcisi olarak Milli Görüş hareketinin Türkiye siyasi hayatında ayrı ve özel bir yeri vardır. Milli Görüş çalışma modelini benimseyen siyasi partiler, iktidar ve muhalefet olarak çeşitli dönemlerden, ciddi sınavlardan geçerek bugüne geldiler. Milli Görüş partilerinin başarılı olduğu dönemlerdeki gücünün hangi sebeplere dayandığını hiç düşündünüz mü? Kişisel gözlemim, her dönemde Milli Görüş'ün gücü, teşkilatının gücüyle orantılı olmuştur.
Milli Görüş'ün temsil edildiği partiler dürüst siyaseti benimsemişler, yetki aldıkları halkın haklarını korumaları konusunda titizlik göstermişlerdir. Kul hakkına dikkat etmişler, bunun manevi sorumluluğu konusunda duyarlı davranmışlardır.
Bu sebepledir ki, halkı ve devleti sömürmeyi amaçlamış basın ve sermaye çevreleri ile dünyadaki emperyalist güçler Milli Görüş partilerine soğuk bakmışlardır. Çünkü, Milli Görüşçüler, Türkiye'nin imkanlarını halkın refah ve mutluluğu için kullanmayı prensip edinmişlerdir. Halkı sömüren odaklar, emellerine ulaşabilmek için kurdukları saltanatlarını Milli Görüş iktidarında devam ettiremeyeceklerini çok iyi bilmektedirler. Halkın başında boza pişirmekten hoşlanan bu çevreler, Milli Görüşçülerin hak ve adalet merkezli siyaset anlayışlarını bildikleri için, varlıklarını sürdürebilecekleri başka iktidarlarla çalışmayı menfaatlerine uygun görmüşlerdir.
Söz konusu yapı sebebiyle, malum basın ve sermaye çevreleri ile dış güçlerin, Milli Görüş'ün siyasi partisine bundan sonra da destek vermeyecekleri açıktır. Bu gerçek, Milli Görüş partilerindeki teşkilat yapısının çok güçlü olmasını zorunlu kılmaktadır. Teşkilat yapınız sağlam olursa, her insana tek tek mesajın büyüklüğünü, kurtuluşun ancak Milli Görüş modelini uygulamakta olduğunu anlatmak mümkün olmaktadır.
Erbakan Hocamız, her fırsatta teşkilat olmanın üç aşamasını bize anlatır: 1. Var olmak. 2. Eğitimli olmak.3. Bütün gücüyle görev alanında çalışmak.
Var olmak denince, il, ilçe, belde yönetimlerinin tamamlanması, mahalle ve köy temsilcilerinin görevlerinin başında olması anlaşılmaktadır. Bunun akabinde, her sandık bölgesi için 5'er müşahit görevlendirilmesi, bu beş kişinin görev dağılımı ile o sandıkta oy kullanacak seçmenlere tek tek ulaşıp davamızın önemini anlatmaları gerekmektedir. Alınan sonuçlar, haftalık olarak bilgisayara işlenmeli, bunun devamlı takibi yapılmalıdır. Milli Görüş lideri, teşkilatın her seviyedeki kadrolarının tamamlanmış olmasına "çelikleşme" adını vermektedir.
Evet, görevin sahibini bulduk; il, ilçe, belde, mahalle ve köylerde var olmayı sağladık. Bundan sonraki aşama eğitimdir. Bu görevlilerin niçin bu çalışmayı yapmak zorunda oldukları konusunda şuurlandırılması ve çalışmalarını hangi usul ve yöntemlerle yürütecekleri ile ilgili bilgi eksikliklerinin giderilmesi gerekmektedir. Ancak, eğitimli kadroların disiplinli çalışmaları ile sonuca ulaşılabilir.
Eğitimleri tamamlanarak, ne istediklerini ve ne yapacaklarını bilen kadrolar çalışmanın başında olursa, o dava hızla gelişir ve mensupları da dış etkilere karşı dirençli olurlar. Zamanın şartlarına boyun eğmez, esen rüzgarlarla savrulmazlar. Akşemsettin'in Fatih'e nasihatında söylediği gibi, "Zamanın şartlarına boyun eğme. Sen zamanın şartlarına direnirsen, gün gelir şartlar değişir, şartlar sana teslim olur. Unutma ki, dağ ne kadar yüksek olursa olsun,yol onun üstünden geçer."
Kırk senedir, nice olaylar yaşadık, nice tecrübeler edindik. Bazan miting meydanlarına topladığımız insanların yarısı kadar bile oy alamadık. Bazan,en büyük seçim kampanyasını yürüttük, halkın teveccühü bizden yana göründü, fakat, seçimin son günlerinde şartlar aleyhimize döndü. Daha da ötesi, sandık başkanı olarak görevlendirdiğimiz kişinin oy kullandığı sandıktan tek oy çıkmadı. Bunlardan ders almalı ve kadrolarımızı eğitimine büyük önem vermeliyiz.
Siyaset, en büyük oyun ve entrikaların döndüğü bir saha. Bir hocaefendinin sözlerinin çoğaltılarak seçmenlere dağıtılması, para ve promosyonlar karşılığı oyların yönlendirilmesi, kitleleri etkileyecek suni olaylar tertiplenmesi, "Milli Görüş'e oy verirseniz sol gelir" benzeri propagandalar yürütülmesi halkı etkiliyor. Ama siz sandık müşahitlerinizden üyelerinize kadar her seviyedeki mensuplarınızın eğitimini tamamlarsanız, o seçmen oy kullanırken "İfsat edilen nesillerimizi, Türkiye'deki soygun düzenini, nice mağdur ve mazlumları, bir ekmek alabilmek için yardım aracının arkasından karlı günde çıplak ayakla saatlerce koşan çocuğu..." düşünecek, Milli Görüş'ten başka yere oy kullanmayacaktır. Bu konuda eğitilmemiş olanlar, her an savrulup saf değiştirebilecek durumdadır.
Milli Görüşçüler TV, radyo, gazete gibi iletişim araçlarını sonuna kadar kullanmalı, salon toplantıları ve mitinglerle mesajlarını iletmeye çalışmalılar; fakat, asıl güçlerinin teşkilatlarının gücü olduğunu hiçbir zaman unutmamalıdırlar. Bu gerçeği kavramazsak, kitleler bizi yanıltabilir. Sizin inancınız, yalan ve iftira üzerine siyaset yapmaya izin vermez ama rakiplerinizin buna itibar edebileceğini dikkate almak zorundasınız. Çünkü, Türkiye'de siyasi oyun ve manipülasyonlar bitmez.
Yazımı, Milli Görüş'ün tek temsilcisi, Saadet Partisi'nin Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş'un 6.12.2009 günü Kızılcahamam Toplantısı'nda yaptığı şu özlü sözlerle bitirmek istiyorum: "Teşkilatlarımızla birlikte çalışacağız. İnsan, imkan ve zaman bulacağız. Çalışırken eylem, fikir ve tanıtım birliği içinde olacağız. İster Genel Merkez'deki temsilcimiz, isterse mahalle temsilcimiz olsun, hep aynı üslubu kullanacağız."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




