Bir güvercini bir odaya hapsederseniz, o güvercinin yapacağı ilk ve tek iş oradan kurtulmak için çalışmaktır. Gücünü başka şeyler için harcamaz. Özgürlüğüne kavuşmak için ne gerekiyorsa yapar. Önüne konmuş ökselerin içindeki yemlere aldırış etmez. Kurtulmak umuduyla çırpınıp durur. Bir o yana bir bu yana kanat çırpıp durur. Gider, cama toslar, duvara çarpar, sağa sola düşer, köşelere sıkışır ama her seferinde kalkıp yeniden aynı çabayla özgürlüğünü elde etmek için yeni hamlelere girişir. Hiçbir şekilde pes etmez, özgürlüğünü elde edene dek böyle çırpınıp durur. Düşündüğü tek şey vardır, kapandan kurtulup özgürlüğe kavuşmak...
Bunları ezber olarak söylemiyorum. Çocukluğumda güvercinlerin bu durumlarına çok tanıklık ettim. Biz onları kullanılmayan eski bir evin içine bir şekilde girdiğini fark ettiğimizde, hemen üzerine kapıyı kapatırdık. Sonra geri çekilip seyrederdik. Yakalayıp eğlenmek, biraz sevmek için önüne su ve yem koyardık, ne yapsak yemeye, içmeye yanaşmazdı. Her seferinde gider cama gagasıyla vururdu. Tırmalayıp dururdu kapı eşiğini. Uçup gitmek, kurtulmak için can havliyle bir o yana, bir bu yana kanat çırpıp dururdu. Onun gözü hep dışarıda yani özgürlüğünde olurdu. Güvercinlerin bu çabasını şu an bile çok iyi hatırlıyorum. Şimdi Erbakan Hoca'nın; "Yahudiler dünyayı açık bir hapishaneye çevirdiler" sözünü düşünerek diyorum ki; tüm dünya genelinde ve Türkiye özelinde Müslümanları, özgürlüğü elinden alınıp bir cendereye hapsedilmiş güvercine benzetirsek, yapmamız gereken şey nedir? Elbette ki yapılacak ilk ve tek şey özgürlüğümüzü elde etmek için ne gerekiyorsa yapmaktır. Başka şeyleri bırakıp özgürlüğe odaklanmak, o güvercin gibi canhıraş bir çabayla kanat çırpmak en önemli görevimizdir. Ökseye yerleştirilmiş yemi fark ederek; yani verilen ihalelere, makamlara mevkilere, unvanlara, kadrolara kanmadan özgürlüğümüzü elde etmek için çalışmak zorundayız. Bu her şeyin fevkinde bir meseledir. Ekmek ve su kadar, hava kadar hayati ve zorunlu bir ihtiyaçtır. Temel konumuyla, programıyla, genel manada batılın hizmetinde, Siyonizm'in emrinde olan hareketlere, projelere kapılarak kapana kısıldığımızın farkında mıyız acaba?
İşte özgürlüğümüzü elde etmek için o güvercin misali çırpınıp duran, durmadan çabalayan Milli Görüş'ü özgürlük için desteklemek zorundadır bu halk. Bundan başka çare yoktur. Diğerleri tuzaktır, yaptıkları da tuzağın içine yerleştirilmiş yemlerdir. Türkiye'de asıl mesele bu tehlikenin farkına varmaktır. Şimdi Gazze'ye yapılan yardımlar bağlamında bu meseleyi düşündüğümüzde, yapılan şey, kapana sıkışmış güvercine yem vermeye benzemektedir. Ne kadar yardım yapılırsa yapılsın, sonuçta bağımsız olamayan Filistin, o yardımların da fazla bir faydasını göremeyecektir. Hastane yaparsınız, okul yaparsınız, İsrail tankları, uçakları gelip yine yıkar. Aman bile vermiyor Filistin'e. Buradaki sorun, özgürlük sorunudur. Kurulan kumpaslara aldırmadan topyekûn Müslümanların özgürlüğüne odaklanan Milli Görüş Hareketi'ne destek vermeden, aktif hale getirmeden ne Filistin'in ne de başka bir mazlum halkın kurtuluşu mümkündür. Hatta tüm İslam dünyasının özgürlüğü ancak güç birliğiyle, yani İslam birliğiyle mümkündür. Temenniyle değil, bu yöndeki bir çabayla, bir projeyle mümkündür. Yani güvercinin özgürlüğe odaklandığı gibi özgürlüğümüzü sağlayacak olan İslam birliği projesine odaklanmak gerekmektedir. Gazze halkının günlük ve acil ihtiyaçlarını karşılayacak yardım seferberliğinin yanında, İslam birliğinin tesis edilebilmesi için Milli Görüş Hareketi'ne destek seferberliği de başlatılmadan, yapılan yardımlar fazla bir anlam ifade etmeyecektir. İslam birliği projesi için çaba sarf etmeden, bu projeyi geçekleştirmek için canhıraş bir şekilde çalışanlara destek vermeden yapılan yardımların fazla bir anlamı olmayacaktır. Nihai çözüme, yani sonuçta özgürlüğe odaklanmak yapılacak en akıllıca iştir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



