Toplum olarak her konuda şikâyet ederiz, ama şikâyete konu olan meselelerin çözülmesi konusunda üzerimize düşen görevi yapmayız. Bu konuda kılımızı bile kıpırdatmayız. Siyasette de bu hep böyle olmuştur. Kim neden şikâyet ettiyse, göreve geldiği zaman şikâyet ettiği şeyi düzeltmek yerine onun bir parçası haline gelmiştir. Millet olarak, çok partili hayata geçtikten beri bir türlü isabetli bir seçim yapamadık. Yıllarca bir elmanın iki yarısı olan sağ ve sol iktidarları seçerek, yılları heba ettik. Bize sunulan tabloya razı olduk. Uzun bir süre 'benim köylüm, benim işçim, benim memurum' diyerek iktidara gelen ve her iktidara gelişinde bu kesimleri hayal kırıklığına uğratan Süleyman Demirel'i millet tam otuz yıl sırtında taşıdı. Her başarısız döneminin ardından, adeta başarısızlığı ödüllendirircesine tekrar seçerek iktidara taşıdı. Herhalde bizden başka altı defa başarısız olan siyasetçiyi yedinci defa seçen bir millet yoktur dünya üzerinde. Sonra 'bu bozuk düzen' değişmelidir diyerek Bülent Ecevit çıktı ortaya. Millet, Bülent Ecevit'le oyalandı yıllarca. Ecevit'in, bırakın 'bozuk düzeni' değiştirmesini, düzenin sağlam kalan taraflarını da nasıl bozarak, yılları heba ettiği görüldü.
Ardından Turgut Özal'la tanıştı bu ülke. Türk halkının vahşi kapitalizme iliklerine kadar bulaştığı, çılgın bir tüketim, aşırı borçlanma, devlet malının hortumlandığı, mirasyedi zenginlerin türediği, toplumda ahlaki erozyonun yaşandığı bir dönem. Sonra Mesut Yılmaz'lı, Tansu Çiller'li hükümetler bu vahşi kapitalist sistemi uygulamaya devam ettiler. Buna karşılık millet, yanılmayı ve başarısızları ödüllendirmeyi sürdürdü.
Bu, milletlerin tarihinde normal kabul edilecek bir durum değil. Aksine, milletin hafıza kaybına uğraması, bir travmaya kapılmasıyla alakalı bir durumdur. Milletin hafıza kaybı 1839 Tanzimat Fermanı ile başladı. Millet, geçmişi hafızasında tutup, geleceğini ona göre yönlendirme yeteneğini kaybetti. Hal böyle olunca, uzun yıllar başarısızları ödüllendirmeye devam etti.
Milletin kaybolan hafızasını yeniden kazanabilmesi için, köklerini bu topraklardan alanların harekete geçmesi lazımdı.1969 yılı, bu harekete geçmenin başlangıcı oldu. Siyaset sahnesine çıkan Erbakan Hoca, "bir çiçekle yaz gelmez'" diyenlere inat Anadolu'yu karış karış dolaşarak milletin gerçek hafızası olan Milli Görüş'ü yurt sathına yaydı. Anadolu topraklarında milyonlarca çiçeğin açılmasını sağladı.
1970'li yıllarda MSP, koalisyon hükümetlerinde yer alarak, milletin bugüne kadar hiç alışık olmadığı hayırlı çalışmalara imza attı. Ülkede ağır sanayinin kurulması, Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yapılması, maneviyatçı bir gençliğin yetiştirilmesi, Milli Görüş'le mümkün olmuştur. 1970'li yıllarda yapılan bu çalışmalar Milli Görüş'ün vatan toprağına ektiği ilk tohumlar olmuştur.
Milli Görüş'ün ortaya çıkması, yıllarca milleti, bir sağ gösterip, bir sol gösterip hipnotize eden güçlerin oyununu bozdu. Millet, kendi gücünün farkına varmaya ve tarihi ile yeniden bağ kurmaya başladı. Milletin uyanması bir bedel ödeyeceğinin işaretiydi. 12 Eylül 1980 ihtilâli, Milli Görüş ile milletin bağını kesti. Uzun bir süre buluşmasını engelledi. Bu süreç zarfında ülke her yönüyle ciddi bir çöküntünün içine sokuldu. Bütün bu olup bitenlere Milli Görüş'ün kayıtsız kalması beklenemezdi. Refah Partisi kurularak yola devam edildi. 1984 ve 1989 belediye seçimlerinde Milli Görüş, kazandığı belediyelerde çok güzel hizmetler yaptı. Bu da 1994 seçimlerinden Refah Partisi'nin zaferle çıkmasını sağladı. Belediyelerde yapılan destansı çalışmalarla, Milli Görüş halkın gönlünde iyice yer etti ve millet tekrar hafızasına kavuşmanın verdiği güçle 1995 milletvekilliği seçimlerinde Refah Partisi'ni birinci yaptı.
Milli Görüş Lideri Erbakan Hoca'nın öncülüğünde kurulan 54. Hükümet, on bir ay gibi kısa bir sürede rekorlar kırdı. Yaptığı hayırlı hizmetlerle efsane oldu. Denk bütçenin oluşturulması, havuz sisteminin kurulması, bütün gelir gruplarının durumunun düzeltilmesi ve dış politikadaki şahsiyetli duruş, ardından yeni bir dünya müjdesinin ilk adımı olan D-8'lerin kurulması, tüm ezilmiş milletlerin dünyayı sömüren, emperyalistlerin karşısında ayağa kalkması demekti.
Türkiye'de on bir ayda efsane gelişmeler olurken, dünyayı sömürerek ayakta duran emperyalistler ve onların yerli işbirlikçilerinin boş durması elbette beklenmezdi. 28 Şubat sürecini gerçekleştirerek ülkenin ayağa kalkmasını, yeniden büyük Türkiye olmasını bir süreliğine de olsa ertelediler.
28 Şubat sürecinin ardından, halkın bütün bu olup bitenler karşısındaki tutumu manidardır. Çünkü yıllarca kendisini aldatan iktidarlara gösterdiği müsamahayı on bir ay gibi kısa bir sürede destansı hizmetlere imza atana Milli Görüş'e ne yazık ki göstermemiştir. Bu da açıkçası milletin kendisini inkârdan başka bir şey değildir. Hâlbuki millet ilk defa kendi görüşünü savunan, Refah Partisi'ni birinci parti yapmıştı, bunun arkasının geleceğini düşünürken, maalesef savunduğu görüşün arkasında duramamış, tekrar heba edilen yıllara zemin hazırlamıştır.
54. Hükümet'ten sonra iktidar olan üçlü koalisyon (DSP-ANAP-MHP) ülkeyi tam bir siyasi ve ekonomik krizin içine soktu. Bütün bu olumsuz gidişat karşısında milletin 28 Şubat sürecinden sonra desteklemekte imtina gösterdiği Milli Görüş'ü tek başına iktidara getireceğini beklerken, dış güçler ve onların yerli uzantıları devreye girdiler. Refah Partisi'nin kapatılmasının ardından, Milli Görüş'ün diğer temsilcisi olan Fazilet Partisi de kapatıldı. Ardından Milli Görüş'ün dallarını budayarak AKP'yi kurdurdular ve Milli Görüş diye millete takdim ettiler. Tabiri caizse, Milli Görüş'ün sahtesini iktidar yaptılar.
Aradan yedi yıldan fazla süre geçti. Millet adına değişen bir şey olmadı. 2002 seçimleri öncesinde şikâyete konu olan ne varsa, şu anda yerli yerinde duruyor. Üçlü koalisyon dönemindeki çöküntü artarak devam ediyor. Peki, değişen ne oldu? Değişen sadece parti isimleri. Yoksa gidilen yol hep aynı. Bu bize şunu gösteriyor: Millet, Milli Görüş'e sahip çıkmamanın, uzak olmanın bedelini ödüyor. Bu tarihin her döneminde böyle olmuştur. Kim taklitçilere, iş birlikçilere güvenmişse, sonu hep hüsran olmuş. Kim Milli Görüş'e sahip çıkmışsa, huzur bulmuştur Millet yaşanan bunca tecrübeden sonra hâlâ ayak mı diretecek? Yoksa 29 Mart seçimlerinde Milli Görüş'ün son partisi olan Saadet Partisi'ne belediyeleri teslim ederek oynanan bu oyunlara bir son mu verecek? Cevabı merak edilen soru budur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




