Bu yazıya başlarken nedense kendimi AK Parti Hükümeti'nin sık sık başvurduğu "1 ileri 2 geri" cenderesine girmiş gibi hissettim. Yoksa farkında olmadan benim de mi eksenim kaydı?!
Bundan yaklaşık 1 ay önceydi. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, alelacele bir basın toplantısıyla "domuz gribine dikkat!" çekmişti. "Haydaaa!.." demeye hazırlanıyorduk ki, gümrüklerden bile geçişine izin vermediğimiz "domuz gribi" Sağlık Bakanı'nı haklı çıkarırcasına patladı!.. Nereden, hangi yollarla girdiği hâlâ muamma; nasıl çıkacağı da!.. Belli ki, "küresel biyolojik savaş"ı başlatanlara biat etmekten başka çare yok. Öldürmek üzerine kurgulanan bu savaş, çağımızın "hit" alan en büyük oyunu! Tıpkı bilgisayar virüsü gibi yayılıyor!..
SARS, deli dana, kuş gribi, (Kırım Kongo Kanamalı Ateşi) kene zehirlemeleri ve domuz gribi; çöken dünya finans kaynaklarını beslemek için harika bir buluş!.. "Aşı olunacak; ol!.." O kadar!..
Bu oyunda birinci öncelik "küresel paranoya"yı memnun etmek!.. Yoksa, nerelerde kurulduğu belli olmayan "ötenazi" sandalyelerinden birisine oturtuluverirsiniz. Hitler akıllı haydutların gazabına uğrarsınız!..
Anlayacağınız "sonsuzluk hegemonyası"na talipler bunlar!.. Fakat daha öyle bir pazar kurulmadı. Sömürge, insan ticareti, uyuşturucu ticareti, silah ticareti, kaos pazarlama ticareti ve "virüs" ticareti. Sonrası; akrep hikayesi...
Nasıl bir dünya bu yahu!.. "Küresel kriz"de faturanın en daniskasına maruz kalan biz... 30 yıldır sürdürülen "kirli savaş"a kurban edilen biz... Dış politikada "cambaza bak, cambaza!.." denilip, cebine makas atılan biz... "Ergenekon"la başlayan, "e-mıhtıra" ile devam eden, "ıslak imza" ile skandala dönüşen süreçte "vesayet restleşmesi"nin her raundunda nakavt olan biz... Natürel meyve ve sebzeleri dünyanın bilmem nerelerine ihraç eden, zararlı ithal GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar)'lu ürünleri afiyetle yiyen biz... İsrail'in ebterleştirdiği tohumları allayıp pullayıp sattıran, sonra da ortada dımdızlak kalan biz...
Kobay olmanın bile bir asaleti var!.. Biz neyiz!?..
Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın "Ağır Sanayi Hamlesi"ni ütopya gibi gösteren mâlum zihniyetlerin memleketi getirdiği nokta ortada. "Hayvancılık" ve "tarım"; özgürlük aşığı(!) sömürgecilerin uyguladığı kotalarla âdeta "numunelik" seviyeye indirilmiş vaziyette. Türkiye'yi dönülmesi zor bir lâbirentin içine sokanlar; "ebter siyaset"leriyle milleti oyalamaktalar.
Monşerler de gaf yapar!..
Son yıllarda âdet oldu. Memleket her gün yeni bir bombayla sarsılıyor!.. Buna ister haber alıp-verme özgürlüğü deyin; isterseniz manipülasyon. İster psikolojik harp deyin; isterseniz dezenformasyon. Fişlemeler, dinlemeler, ifşâ edilen gizli belgeler, kimliğini açıklamayan ihbarcılar, uyuşturucu çeteleri, gençliğin aklını başından alan süper teknolojiler, akıllı treni delirten makinistler; kâbus gibi... Kir kokuyor!..
10 Kasım'da TBMM çatısı altında patlayan son günlerin en popüler bombası: "Dersim". 1938'den beri kabuk bağlamış bu yarayı kaşımak, en başta CHP olmak üzere kime ne yarar sağlayabilir ki? Akbabalara!..
Bu coğrafyada etnik yaralar kaşınırsa, devlet uyuz olur, devlet uyuz olursa bölge havale geçirir. Ve unutmayın ki, bu tedaviyi gerçekleştirmek için Atatürk gibi bir doktor bulma şansınız olmayabilir!..
Önceki gün işsizlik rakamlarının % 13.4 seviyelerine yükseldiği açıklandı. Bu ne demek; "saatli bomba". Bu bomba patlarsa bu işin altından ne AKP, ne MHP, ne CHP, ne de DTP çıkabilir? Gerek iktidarın gerekse muhalefetin bir an önce "gerçek gündem işsizlik"e dönmesi, dahası çözüm üretmesi elzemdir. Bu saatten sonra memlekette kilit vurulacak bir kepenk aranıyorsa; adres icranın başındaki sorunlu sorumlulardır.
Çünkü millette kapatacak kepenk kalmadı!..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



