Yaşanılan büyük çatışmaların, tartışmaların ardında hep büyük hesaplar var. Türkiye'nin dünya sistemi ile uyumundan tutun da ülkedeki özgürlük sorunlarına kadar her hadise çözülmeyi bekleyen bir sır olarak duruyor. Geçen hafta akıllarda 28 Şubat vardı bu hafta da o olacak. Öne çıkan başlık, bin yıl süreceği söylenen darbenin on üç yılda tarih olduğuydu.
Türk Silahlı Kuvvetlerinden bir bölük asker dönemde her türlü müdahaleyi göze alarak böyle bir teşebbüste bulundu.
Dönemin sert rüzgârlarından siyaset de, ekonomi de, eğitim de nasibini fazlasıyla aldı.
Milletin öz kaynakları buharlaştı, yurt dışına kaçtı, meşru siyasetçilere, hükûmete gayr-ı meşru dayatmalar yapıldı, eğitimde meslek liseliler üvey evlat muamelesine tabi tutuldu vs. vs.
Uzun uzun dönemin şartlarından söz etmeyeceğiz.
Zira dönem hâlâ emekli savcısı tarafından destan olarak nitelendiriliyor. 28 Şubat'ta bir destan yazmış, yazmışlar... Bu destan herhalde devletimizi ve milletimizi perişan etme destanı(!) Bu destanın müdafileri millete karşı yaptıklarının hatıralarını büyük bir keyifle yazıyor.
Herkes konuştuğu halde, dönemin baş aktörleri sessizliklerini muhafaza ediyor.
Devlet ve memleket tarihimizde çok çalkantılı yıllar yaşadık, yaşıyoruz.
Bugün ise bambaşka bir safhadayız.
Meşru hükûmetlere ve tabii millete karşı darbe planlayanlar artık adalet önünde hesap veriyor.
Devletin söyleyeceği her söz, her cümle millet için bir kaderdir.
Asker içindeki darbe heveslileri, yanlıları nasıl kanunlar önünde hesap veriyorsa, siyaset içindeki darbe özlemcileri de millet karşısında hesap veriyor.
Millete karşı olan, milletten yana olmayan hiçbir çözümün bu ülkede kabul görmesi mümkün değildir.
Millete karşı ve millete rağmen bir plan başarıya ulaşabilir mi? Kimler böyle planlarla birtakım özlemle içine girer?
Bunu asker, namlusunu millete çevirerek yapar, siyasetçi askerin millete çevirdiği namlusunu alkışlayarak.
Ancak, millete çevrilen her namlu namus, hakikat ve tarih önünde gereken cevabı almıştır.
Millet kendi mânâ değerlerinin türlü adlarla ve bahanelerle bertaraf edilmesine rıza göstermez.
Tabiatıyla millet kaderiyle oynanmasına hiç rıza göstermez.
28 Şubat'ta milletin devlet yönetimi için meşru ve uygun gördüğü hükûmete müdahalede bulunmak isteyenlere karşı en sert ve net cevabı yine millet vermiştir.
28 Şubat aşılmış, 1 Mart'tan yeni bir hayat devam etmektedir.
Hiçbir zaman milletin yanında olmayanlar, milletten yana olmayanlar Silivri'den yana olmaktan, açık açık bunu ilan etmekten çekinmiyor.
Silivri'den yana olmanın yakın tarihimizde ne anlama geldiğini gördük, görüyoruz.
Milletimiz bu ülkede huzur ve adalet istemektedir.
Huzura, adalete, millete, devlete suikast peşinde olanlar, birtakım karanlık oyunlarla ülkede daima bir kaosun çıkmasına zemin hazırlayanlar bu milletin düşmanlarıdır.
Millet düşmanları aralarında hiçbir organik bağ yokmuş gibi davransa da aslında hepsi bir vücudun azaları gibi hareket etmekte, birbirlerinin varlıklarından güç ve destek almaktadır.
Hakkın yerini bulması için, kanunların adilce uygulanması, milletin tercihini daha dikkatli yapması şarttır.
28 Şubat'ı söylenenden dokuz yüz küsür yıl önce bitiren millettir.
Bu tarihlerde kendi kaderine hükmetmek isteyenlere bu ülkede hiçbir görev, yetki ve sorumluluk vermemiştir.
Şimdi ise, kanunlar önünde, devletin de güçlü duruşuyla başka başka darbeler özlemi içinde olanlar mahkeme önündedir.
Bu ülkede birinci seçim ve meşruiyet millete aittir.
Devlet de, kanunlar da varlık sebebini ve meşruiyetini aslen milleten alır.
Tabiatıyla millet, kendi kaderinin kurduğu ve kendi kaderini teslim ettiği böyle temel bir müessesenin kendisine düşman olanların eline geçmesine rıza göstermez.
En başta siyasetçilerin, doğrudan milletin muhatabı olan siyasetçilerin bu temel kaideye riayet etmesi şarttır.
Siyaset müessesesi devletin kaderini milletin talepleriyle ve dokusuyla daima uyumlu ve barışık tutmak için vardır.
Demokrasi, bu barışın ve uyumun en emin yolunun seçimidir.
28 Şubat, darbecilerin meşru hükûmete gayr-ı meşru taleplerde, tazyiklerde bulunduğu bir dönem olarak geçmiştir. Ama 1 Mart, milletin tekrar büyük bir kararlılıkla tekrar kendi kaderine sahip çıktığı gün olarak hep devam edecektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



