2011 Mehmed Âkif yılı olarak belirlenmesi elbet sevindirici. Ne var ki, Mehmed Âkif yılının Âkif'in ruh ve düşünce dünyasını anlama yolunda kayda değer çalışmaların yapılmaması da o derece üzüntü verici. Onca üniversite açılmasına karşın Üniversiteler bünyesinde Mehmed Âkif Enstitüleri'nin kurulması beklenirken konuyla ilgili girişimlerin olmaması bu yılın amacına uygun değerlendirilmemesinin bir göstergesi...
Mehmed Âkif'e dair geçmişte yapılan çalışmaların dahi günümüze aktarılmaması ve yeni neslin bu çalışmalardan haberdar olmaması elbette üzüntü verici. Zaten onca emekle hazırlanan çalışmalarda pek değil, hiç revaç bulmuyor. Bu da olağan bir durum çünkü adı Yazarlar Birliği olan kuruluş dahi yapılan bu çalışmaları ısrarla görmezden gelmeyi yeğliyor.
Bu vakıa bugüne mahsus bir hadise değil. Tarihin her zamanında böyle olmuş.
Efendim bunca kelâmdan sonra bugün önce İslâm-Türk Ansiklopedisi'nden daha sonra da bu mecmuada yer alan Üstad Mehmed Âkif'le ilgili bir makaleden bahsetmek istiyorum.
İslâm-Türk Ansiklopedisi, 1940 yılında yayınlanmaya başlar. Müsteşrikler tarafından hazırlanan ve Mili Eğitim Bakanlığı'nca neşredilen "İslâm Ansiklopedisi'ne karşı alternatif olarak yayınlanan "İslâm-Türk Ansiklopedisi", Âsar-ı İlmiye Kütüphanesi neşriyatı arasında Eşref Edib (Fergan)'ın öncülüğünde ve sahipliğinde yayınlanır. Ansiklopedi heyetinde Eşref Edib'in dışında, İsmail Hakkı İzmirli, Kâmil Miras, Ömer Rıza Doğrul gibi isimler yer alır.
Ansiklopedinin 1. cildi, 50 fasikülden müteşekkil olup, 790. sayfada "Azad" kelimesiyle son bulur. II. cilde ise, 1944'te başlanır. Bu dönemde ansiklopedinin ilk fasikülüyle birlikte ek olarak, sekiz sahifelik bir "İslâm-Türk Ansiklopedisi, Muhitü'l-Maârif Mecmuası" verilir. Mecmua, 67. sayıdan itibaren onaltı sayfa olur (1947). Muhitü'l-Maârif Mecmuası içerik itibariyle, İslâmi ilimlere, sanat, edebiyat ve maarif sahasındaki yazılardan oluşur. Mecmua, 100. sayısına ulaşıp nihayet bulurken, Ansiklopedi de 70. fasikülde akim bir çaba olarak kalır.
Gerek İslâm-Türk Ansiklopedisi'nin ve gerekse Muhitü'l- Maârif Mecmuası'nın son bulduğu tarih oldukça önemlidir. Nisan 1948. Çünkü, bir ay sonra Mayıs 1948'de Sebilürreşad yayımlanmaya başlar.
Ansiklopedinin kadrosu yerli ve yabancı bilim adamları ile gerçekten ehliyetli bir kadrodur. Ne ki, bu ehil kadronun başlattığı alternatif İslâm Ansiklopedisi girişimi, maddi imkânsızlıklar yüzünden akamete uğramıştır.
Akamete uğrayan bu mecmuada çok önemli makaleler bulunmaktadır. Bunlardan biride Mehmed Âkif'in hayatına dair olan maddedir. Bu ansiklopedi maddesini Eşref Edib ve Ömer Rıza Doğrul kaleme almışlardır. İki muharrir tarafından yazılan bu maddenin Eşref Edib tarafından hazırlanan ilk bölümünü önemine binaen birkaç gün süreyle siz değerli okuyucuların istifadesine sunacağız. Faydalı olması dileğiyle...
Mehmed Âkif:
Safahat mübdi'i ve İstiklâl Marşı şairi Mehmed Âkif.
Ailesi:
Babası Fatih müderrislerinden İpekli Tahir Efendi; Temiz Tahir Efendi diye meşhur olan zat. Onun babası Nureddin Ağa; anası Hacce Emine Şerife Hanım. Şerife Hanım'ın babası Buhara'lı tacir Mehmed Efendi, annesi de Buhara'lı. Şerife Hanım Amasya'da doğmuş, büyümüş hassas bir kadın. Mehmed Âkif 1883'ün Aralık ayında Fatih civarında Sarıgüzel'de doğuyor.
Mekteb hayatı:
Dört yaşında mektebe başlıyor, ibtidaî ve rüşdiye tahsilini Fatih civarında Emir Buhari ve Merkez Rüşdiyesi'nde ikmâl ediyor. Rüşdiye'deki muallimleri arasında Abdülhamid devrinin hürriyetperver şahsiyetlerinden, Mısır'da Kanun-ı Esasî gazetesini çıkaran, bilâhare Paris'e giden, meşhur Hoca Kadri Efendi var. Âkif'in ifadesine göre, bu zat bilhassa lisan itibariyle, onun üzerinde çok müessir oluyor.
Bir taraftan da evde pederinden Arapça okuyor. Âkif, babası için "O benim, hem babam, hem hocamdır; ne biliyorsam ondan öğrendim" diyor. Gezerken bile babasından çok şeyler öğreniyor. Mektepten çıkınca da boş durmuyor; Fatih Camii'nde Hafız, Gülistan, Mesnevî gibi Farisî eserler okutan Es'ad Dede'nin dersine devam ediyor. Rüşdiye tahsili esnasında daha ziyade lisan derslerine temayül gösteriyor. Şiiri de çok seviyor. İlk okuduğu manzum eser, Fuzûlî'nin Leylâ ve Mecnun'u. Şiire karşı meftuniyeti onu nazma özendiriyor. Kendi ifadesine göre, daha rüşdiyede iken, vezinsiz, kafiyesiz uzunca nazım parçaları karalamağa başlıyor.
Üzerinde etkili olan kişiler:
İlk dinî terbiyesinde bilhassa evin tesiri büyük: Annesi çok âbid ve zahid bir kadın. Babası da öyle... Her ikisinin de dinî salabetleri var. İbadetin vecdini, zevkini, heyecanını tatmış kimseler. Âkif'in dinî heyecanında tesirleri şüphesiz. Pederi Nakşî tarikatına mensup. Fakat oğluna tasavvuf telkin etmiyor. Münevver bir zat olan Temiz Tahir Efendi, babalık nüfuzunu çocuğunun serbest inkişafına hail olacak derecede ileri götürmüyor. Bu yüzden Âkif'in şiirlerinde mutasavvıfane eda, sofiyane neşve pek seyrek. Onun yazılarının, şiirlerinin mevzuu, daha fazla, iş, hareket, faaliyet. Âkif, hayatında da Faraiz-i ifaya çok itina ediyor, fakat dervişçe bir zühd sahibi değil. Ancak Mısır'da inziva hayatının son senelerinde kendisini bütünüyle ibadete veriyor, Mesnevî'ye çok dalıyor, takvâ sahibi oluyor.
Rüşdiye'yi bitirince mektep ve meslek tercihini pederi kendisine bırakıyor. O da Mülkiye mektebini tercih ediyor. O zamanki teşkilâta göre, Mülkiye'nin idadî kısmına giriyor, üç sene sonra şahadetname alıyor, yüksek kısmına geçiyor.. Dört lisanda - Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca derslerinde - her zaman okulun en iyisi... O sırada pederi vefat ediyor, zaruret içinde kalıyorlar, maişet derdi omuzlarına çöküyor, bir an evvel mektebi bitirip maaşa geçmeyi düşünüyor. O esnada ilk defa olarak Mülkiye Baytar Mektebi ihdas olunuyor. Bu mektep yenidir, çıkanlara hemen memuriyet verilir, diye birkaç arkadaş Mülkiyeyi terk ederek buraya giriyorlar. İki senelik neharî kısmını bitirince Halkalı'daki leylî kısmına geçiyor.
İdadide, Mülkiye'de, Baytar mektebinde yine en çok lisan derslerine ehemmiyet veriyor. Dört lisanda (Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca'da) birinci. Bununla beraber diğer derslerde de birinci. Şiirle iştigali Baytar Mektebi'nin son iki senesinde hızlanıyor. Birçok manzum parçalar yazıyor ve bilâhare bunların hepsini mahvediyor. Şiirle alâkasını arttırmak için orta ve yüksek tahsilde yeni bir müessir çıkmıyor, eski temayülü inkişaf ediyor. Baytar mektebindeki hocalarının ekserisi doktor. Bunlar hem mesleklerinde yüksek şahsiyetler, hem dinî salâbet erbabı. Bunların telkinleri de Âkif'in ahlâkı ve dinî terbiyesi üzerinde müessir oluyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




