Mutabakat kelimesine karşı son zamanlarda büyük bir aşinalık kesbettik. Bilhassa hükûmet, kimi sorunların çözümünde birinci dayanak olarak mutabakatı ve hatta bunun millî bir hüviyet kazanmış şeklini gündeme alıyor. Kamuya ait bütün kurumlarda tesettüre riayet edilerek vazife yapabilmek, öğrenim görebilmek, hizmet verebilmek gibi hususlarda hükûmet bir mutabakatın oluşmasının şart olduğunu ileri sürmüştü. Mutabakatın oluşumu ve çerçevesi konusunda elbette bir açıklık söz konusu değil. Örneğin tesettüre riayet konusunda Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir zaman olumlu bir tavır sergilemeyecektir. Şayet Meclis'te temsil edilen siyasî partiler arasında bir uyumdan, görüş ve karar birliğinden söz ediliyor ise bugüne kadar böyle bir hadisenin vuku bulduğuna henüz kimseler şahit olmamıştır. Ancak, şimdiki iktidar partisinin bu makamda bulunmasının yegâne unsurlarından birisi de millette bu konuda oluşan hassasiyet ve mutabakattır. Tesettüre riayet milletin de devletin de önemli hassasiyetlerinden birisi olmalıdır.
Mutabakat, uzlaşma, uygunluk, uyum demek. Bu uyum ve uzlaşma, iki ülke arasında karşılıklı olarak eğitim, kültür, spor, ekonomi ve hukuk alanlarında yapılacak programlar ile bunlara ilişkin uygulamaları kapsıyor ise bunun ön anlaşmasına mutabakat zaptı deniyor.
Hükûmetlerin devlet idaresinde, ülkeye ait sorunların çözümünde böyle hassasiyeti gözetiyor olması elbette son derece önemlidir. Zira, milletin seçimiyle devleti yönetme hakkını elde eden siyasî partinin ülkenin meselelerinde böyle bir incelik göstermesi, çözüm ve beklentiler konusunda milletin hassasiyetlerini dikkate alması gerekir.
Bir mesele hakkında mutabakatın oluşup oluşmadığının ölçüsü nedir?
Meslek liselilerinin de "eşit vatandaş" olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütün imkânlarından ve haklarından üniversite giriş sınavlarında yararlanması en büyük ve acil konulardan birisi idi. Bütün Türkiye, YÖK'ün aldığı kararın geç de olsa hakkaniyeti ve adaleti sağladığını düşünürken, bu konuda milletin nezdinde tam bir mutabakat varken, İstanbul Barosu ve Eğitim-İş sendikası milletin beklentisinin, iradesinin, isteğinin ve mutabakatının tam aksi yönünde bir aksiyon gösterdiler. Şayet, Danıştay millet için büyük bir hayatî öneme sahip bu konuda "millî mutabakatın" aksine, reaksiyonerlerin lehine bir karara varırsa, milletin yıllardır muztarip olduğu konu artık kıyamete kadar millete ıztırap vermeye devam edecek demektir. Nitekim bunun bir örneğini yakın bir zamanda yaşadık. Kamu hizmetlerinde tesettüre riayet edilerek de vazifenin yerine getirilebileceğine dair kanun Meclis'ten çıkmış, Cumhurbaşkanlığınca onaylanmış olmasına karşın, müzmin muhalif ve Ergenekon Terör Örgütünün avukatlığını yapan başkanları olan bir parti tarafından Danıştay'a açılan dava sonucunda "milletin istediği ve beklediği, tam bir mutabakat sağladığı" kanun iptal edilmiştir. Tabiatıyla artık, hiçbir mutabakat, hiçbir irade böyle bir düzenlemeyi kanun olarak çıkarmak gücüne ve hatta isteğine kavuşamayacaktır. YÖK'ün aldığı olumlu ve tamamen milletimizin mutabakatına dayanan kararı Danıştay iptal ederse, artık bu ülkede, milletin mutabakatının bir önem arz etmediği ilan ve beyan olunacaktır. Mutabakatın gerçekleştiğini beyan eden unsurlar nelerdir? Bu unsurların devletçe ve milletçe en sahihi seçimdir. Seçimler milletin iradesinin mutabakatıdır. Ülkeyi idarece edecek siyasî partinin veya partilerin seçimi aslında bir mutabakat işidir. Tabiatıyla bu irade milletin iradesi ve mutabakatıdır. Bunun haricindeki mutabakat biçimleri her yönden tartışmaya açıktır. Siyasî partilerin ortak hareket tarzıyla dahi zaman zaman cereyan eden mutabakat biçimleri nihayetinde devletin bir başka makamı tarafından bertaraf edilebilmektedir. Tabiatıyla, milletin beklenti ve ümidi bu kez, bir daha beklenti ve ümit hiç olmayacak şekilde bitirilmektedir.
Kürt açılımı konusunda da, burada bilhassa devletin iradesinin devrede olduğuna bu hususun sadece bir hükûmet meselesi olmadığına dair beyanlar verilmiştir. Tabiatıyla, hükûmet sivil toplum örgütlerinden siyasî partilere kadar pek çok müesseseyi dinlemiş ve dinlemektedir. Bir meşveret esasına ve mutabakat birliğine dayanan bu sürecin verimli bir neticeyi hasıl edebilmesi için, meşveretin ve mutabakatın aslına ve ruhuna sadık kalınması elzemdir. Devlet yapısının bölünmesinin dahi konuşulabildiği, ayrılığın hiç de zor olmayacağının işaret edilebildiği bir süreçte kalpleri, devleti ve vatanı bir arada tutan, tutacak olan aslî unsurun öncelikle beyan edilmesi şarttır.
Aksi halde, bu ülkede devletin ve milletin ana ilkelerinden, merhametinden, birliğinden, dirliğinden önce terör örgütü başının yol haritası gündemi meşgul eder ki, bu da Türkiye aleyhinde ittifak kuran bütün terör örgütlerinin, dağdakinden şehirdekine kadar ve terörü destekleyen bütün dış güçlerin milletin iradesine karşı güçlü bir konuma gelmesi demektir. Milletin iradesinin, mutabakatının ve meşveretinin birinci ilkesi İslâm'dır. Devlet, bu ilkenin çerçevesi içinde atacağı her adımda, başlatacağı her açılımda vatan ve millet birliğinin daha da güçlendiğini görecektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




