Geçen hafta tam da bugün gazetemizin Milsan Tesisleri'nde düzenlenen bir zirvedeydik. Güzel günlerin habercisi olan bu buluşma, Milli Gazete'nin yönetici, editör, yazar ve merkezî ekibinden oluşan geniş bir kadroyu ilk kez bir araya getiriyordu.
Daha günler öncesinden Genel Yayın Yönetmenimiz Mustafa Kurdaş'tan aldığım bir davet telefonuyla bende tezahür eden heyecan, gazetemizin 40. yılını idrak hazırlıkları çerçevesinde düzenlenen bu buluşmada farklı boyutlara ulaşacaktı.
230 haftadır Milli Gazete'de yazıyorum. Kaç yıl eder, birlikteyiz... Çoğu kez gece yarılarında, hemen her yazı başına oturuşumda hissettiğim sorumluluk duygusu, bu kez farklı bir nitelikle tezahür ediyordu. Başta gazetenin mutfağında yer alanlar olmak üzere, elini taşın altına koyan mümtaz isimlerin pek çoğuyla ilk kez aynı salonda olacaktım.
Hemen belirtmek gerek; ilk kez yüz yüze geldiğim her Milli Gazete mensubuyla, sanki yıllardır bir aradaymışız gibi, ne de samimi bir ortamı paylaşıyorduk...
Bu gazetede yazmak, bu gazetede buluşmak böyle bir şeydi demek ki...
Milli Gazete mensuplarının sözkonusu muhabbet toplantısına İstanbul dışından katılanlar arasındaydım. Hatırımda kaldığı kadarıyla, Ankara, Mersin gibi illerden gelen yönetici ve yazarlarımız da oradaydı. Bense Bursa'dan kalkıp gelmiştim. Demek ki Milli Gazete gibi bir takımda yer almak, mesafelerin engelini tanımıyor...
Zengin bir içeriği olan programımızın en önemli aşaması düşünce paylaşımına fırsat tanıyan hitaplarımızdı. Doğrusu yöneticisinden yazarına, merkezde bulunandan taşradan gelenine kadar hemen her konuşmacının dikkatlere sunduğu hususlar, Milli Gazete'nin taşıdığı misyona bağlı olarak geleceğe intikalindeki hassasiyetleri esas alıyordu. Bu çerçevede özellikle gazetemizin ve edebiyatımızın iki önemli ismi, Ali Haydar Haksal ile Mustafa Miyasoğlu'nun konuşmaları hitabet sanatının incelikleriyle örülüydü. Oturumun sonunda yaptığı duygulu konuşmasıyla Mustafa Kurdaş ise, sözlerin özünü de söylemiş oluyordu. Yüreklere hitap eden bu cümleler, bir bütün halinde mutlaka okuyucuyla da paylaşılmalıdır...
Programda ben de söz aldım. Konuşmamda, Milli Gazete'nin milli görüş, milli kültür, milli kimlik, milli edebiyat gibi ilkeleri esas aldığını belirterek, bütün bunların nihayet bir milli takım kimliğine denk düştüğünü söyledim. Türkiye basınının milli takımı...
Bu çerçevede, edebiyatçı kimliğimi bir miktar öne çıkararak, Milli Gazete'nin kültür sanat alanındaki duruşunu dikkatlere sundum. Yıllardır bünyesinde taşıdığı kültür sanat sayfasıyla haklı bir seçkinliği hanesine yazdırmıştır Milli Gazete... Bu noktada kültür sanat sayfası eski editörü kardeşim, tiyatrocu, sinema ve tiyatro eleştirmeni Bünyamin Yılmaz'ı ve aynı sayfanın yeni editörü şair ve yazar Cafer Keklikçi'yi tebrik etmeliydim. Elbette tebrik ettim.
Bu arada diğer gazetelere oranla Milli Gazete, hayli edebiyatçı yazarımıza yazma imkânı sunan bir yayın organıydı ki bu durum özellikle vurgulanması gereken bir husus.
Milli Gazete'yi millî takım olarak adlandırmıştım. Bu takımın oyuncuları sadece yazarlar yahut gazete mutfağında çalışanlar değildir. Okurlar da dâhil bu kadroya. Hatta daha çok okurlardır.
Gazetemizin 40. yıl almanağında buluşacak olan bu kadro, nice 40 yıllara intikal edecek olan Milli Gazete ruhunun taşıyıcısı olacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



