Büyük ve sahih bir düşünceyi en zor zamanda öncelemek, buna sahip çıkmak bu yüzyılın önemli erdemlerinden biri. Fikir kökleşen bir uygarlığın özünü oluşturur. İlkeler, yürüyüşler, yol ve yordam sahibi olmayı gerektirir. Hayatın doğası çileli ve zordur. Her yürek buna yetmez. Yetenler ise orada huzurludurlar.
Doğasızlık ile erdemsizlik birbirinin yoldaşı ve kardeşidir.
Türkiye insanı çileli dolambaçlı yollara saptı. Yön değiştirdi. Kavramlar bir bulamaca dönüştürüldü, asıl amacından saptırıldı. Hakiki olan küçümsendi, gerçek olan devre dışı bırakıldı. Kara bir dönem yaşandı.
Hayata beş yıl geriden başladım. İlkokuldan sonra beş yıl ara vermek zorunda kaldım. Kendimi imam hatip okulunun kapısında bulunca, bir arayış içinde olduğumun farkına vardım. O dönemde herkes bizim gibiydi. Gazetemiz yoktu. Dergilerimiz vardı, onlar da Anadolu'nun bir ücrasına rastlantılarla geliyordu. Büyük Doğu gibi dergiler cami kapılarında gönüllü gençler tarafından satılırdı. Elâzığ ortamından söz ediyorum. Gazeteler vardı, Bugün, Sabah, Yeni İstanbul... Bunları alırdık, ne kadar ruhumuza hitap ederdi. Beni imam hatip okuluna, valilikten özel izin alarak kaydeden sosyal demokrat bir yakınım -hayattadır, Allah kendisine sağlıklı ömür ihsan etsin-, edebiyat öğretmeni, iyi bir edebiyatçı, Cumhuriyet gazetesi okuru, yazı hayatımın ilk eleştirmeni, düzelticisi ve yol göstericisi, çok sevdiğim babamın dayısının oğlu. Yatılı kalıyordum, hafta sonları onlara evci çıkıyorum, izinle. Bir cumartesi günü geç gittiğim için üşenmeden okuluma kadar gelen, merakta kalan aile büyüğüm. Elimde Bugün gazetesi ile evine gittiğimde -çok sert biriydi, çekinirdik ondan, disiplinli ve ilkeliydi-, "bir daha bu gazete ile evime gelme!" dediğinde nasıl da korkmuştum. Elimde o gazeteyle bir daha gitmedim, ama arayışlarım hep sürdü.
Ve bir gün Millî Gazete çıktı. O ilk sayının heyecanını hâlâ anımsarım. Anneme gelen fitre ve zekât paralarından kardeşlerimden ayırıp bana gönderdiği birkaç kuruşla her gün mutlaka bir Millî Gazete alırdım. Dayıma göstermezdim. Okulda bırakır, her gün köye gidip gelen Sıddık Tatlı amca ile köye başta köy imamı babamın dayısına -cehepeliydi-, Refik Amca'ya, muhtar Süleyman Amca'ya ve diğer komşulara gönderirdim. Yaz tatillerinde köyümüzün şoförü bana her gün gazete taşırdı. Kimler geçmedi bu gazeteden. Üstat Necip Fazıl, Üstat Sezai Karakoç, Âkif İnan, Zübeyir Yetik, Hasan Aksay, Ahmet Sağlam [Cahit Zarifoğlu] ve daha niceleri. O gün bugündür Millî Gazete elimden düşmez. Her sabah onu okumadan edemem.
Bir yanda İmam hatip okulunda okurken bir yandan fikir ve düşünce yoğunluğu olan kapıların arayışında idim. Bir şehirde adeta yalnız başımaydım. El yordamıyla yürüyordum. Millî Gazete imdadıma yetişti. Her satırını atlamadan dikkatle okurdum. Büyük Doğu, Diriliş ve Edebiyat dergilerine kavuştum. Türkçe öğretmenim bana Hisar dergisi aldırtmıştı. Beni karşılamamıştı. Arada bir alırdım. Beni karşılayan dergi ve gazetelerdeki her gönderme, her işaret benim için bir hedefti. Büyük Doğu'mu, Diriliş'imi, Edebiyat dergimi ve Millî Gazete'msiz edemiyordum. Birkaç cepheden fikirle besleniyordum.
Araya kendimle ilgili bu bölümü yerleştirişimin bir nedeni var. Millî Gazete'ye küçümseyici gözlerle bakanlar onu bir partinin bülteni olarak görürler. Bülten diyerek onu gözden düşürmek ve küçümsemek isterler. Bunda da başarılı olurlar. Bu gazetenin kimi okurlarını bile ondan soğuturlar.
Millî Gazete otuz sekiz yıldır onurla büyük düşünceye fikir kapılığı yapmakta. En zor zamanda, büyük İslâm düşüncesinden bahseden kadrolarıyla, fikir ve düşünce emekçileriyle ve çalışanlarıyla farklı bir ruha sahiptirler. Dalgalara kapılmayan, çıkar peşinde savrulmayan, gönüllüler birliğini oluşturur. Dikkati, titizliği, nefret ettirmeyen, düşman oluşturmayan, sevgiyle yaklaşan bir özelliğe sahip. Fikrini ortaya koyarken düşmanını da iyi tanımlayan, dostunu iyi belleyen bir bakışa sahip.
Millî Gazete'yi bir partinin bülteni diye küçümserler bugün başka partilerin, çıkar ve dünyalıkları uğruna bırakın ilkeleri, geçmişte savundukları düşüncelerini bile terk ettiler. "Tarihte İslâm devleti olmamıştır", "İslâm medeniyeti yoktur" diyerek Haçlılarla işbirliği yapanların peşinde gitmemiştir. Gündelik çıkar ve dalgalar için Abede, İngiltere, İspanya gibi haçlılık ruhunu oluşturanların yanında yer almamış, onları sevimli kılmamış okurun zihnini bulandırmamıştır. Putperest Hıristiyanlığı, Kabala Yahudiliğini tanımlamış, kendisinin nereye ait olduğunu açıkça belli etmiş. Kitabi ve İbrahimi din diye kimi yanıltıcılıkların tuzağına okurunu düşürmemiş. Değişim adı altında, bir fikirden ve düşünceden uzaklaşanların yoluna girmemiş, dönüşmemiş bir başka şey olmamış. Dalgadan dalgaya savrularak kimi zaman AB'ci. Kimi zaman Abedeci, kimi zaman İsrailci, kimi zaman çorbacı olmamış. Zihinleri bulandırmamış, kavramları ve ilkeleri ters yüz etmemiş, yok saymamış. Bütün bunlara karşı kimilerinin tanımlamasıyla parti ve düşünce bülteni olmayı tercih etmiştir.
Peygamberimizin Medine İslâm devletini bile bu tutumlarıyla yok saydılar. Çağın gereği diye korkuyu putlaştırdılar. Korku putu ile insanlığı sindirdiler.
Fikir hayatında otuz sekiz yıl. Dile kolay.
Millî Gazete; bir uyarıcıdır, yol göstericidir.
Millî Gazete bir fikrin bir düşüncenin kapısıdır. İlkeleri vardır. İdeali vardır, inancı vardır. Kusurlarıyla, eksikleriyle, imkânsızlıklarıyla vardır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



