Yıllarını eğitim ve öğretime vermiş bir öğretmen arkadaşım günlüğünü benimle paylaştı. Buyurun birlikte okuyalım.
"Kurban bayramının uzun bir tatile rastlamasını fırsat bilerek sıla-i rahim düşüncesiyle yollara düştük. Hatta bayramın birinci gününü bekledik ki, herkes varmak isteği yere varsın ve trafik canavarını sevindirmeyelim diye... Ankara'ya doğru otobanda yol alırken ülkemizin güzelliğini, yapıldığı zaman yollarının ne kadar rahat olduğuna bizzat şahit olduk. Keşke bütün ana yollarımız böyle otoban olsa, trafik can almasa, sıla özlemiyle yollara düşen insanlarımızın iyi düşüncelerine kan karışmasa, acı çekmese...
Ankara'ya güvenli bir şekilde vardık. Ailemizle bayramlaştık, akşam yemeğini birlikte yedik, akrabalarımızla bayramlaştık, hasret giderdik. Bayramın bayram oluşunun farkına varıp mutlu olduk, sevinçleri paylaştık. Bayramlar hareketliliği, akışkanlığı da beraberinde getirdiği için geleceklere yer açmak için ertesi gün geç ve uzun bir kahvaltıdan sonra vedalaşmaya başladık. Trafik canavarını yanıltmak istemenin yanı sıra hava şartlarının elverişsizliğini de düşünerek ikindi sıralarında istikametimizi İstanbul'a çevirdik.
Meteoroloji sürekli hava şartlarının elverişsizliğini söylüyordu. Geceye kalmak istemiyorduk, fakat yine de geç kalmıştık. Ankara'dan ayrıldığımızda hava iyi idi fakat Gerede'ye yaklaştığımızda havanın ısısı bazen 1 bazen de sıfır dereceyi gösteriyordu. Hafif hafif yağan kar ilerledikçe sol şeridi kar kapatmaya başladı. Bir korku girdi içimize, yolda mı kalacağız diye. Baktık ki durum iyi görünmüyor, saptık Gerede'ye... Nasıl olsa sığınacak bir evimiz! (öğretmenevi) vardı burada...
***
Kar kaplamıştı her tarafı. Bembeyazdı yollar... Boşuna dememişler Gerede'nin soğuğu Erzurum'un soğuğunu aratmaz diye... Gerçekten de öyleydi. Korka korka Gerede şehir merkezine ilerlerken yollar buzlanmaya başlamıştı bile... Isı eksi dört dereceyi gösteriyordu.
Gerede girişinde yeni yağan karların üzerinde yürümeye çalışan üç kıza öğretmenevini sorduk. Şehir merkezini geçip şehir çıkışına doğru ilerlememizi söylediler. Biz de öyle yaptık. Yol kenarında gördük öğretmenevinin 'görkemli' binasını... Hemen binanın önüne park edip içeri girdiğimizde kar Gerede'yi çoktan teslim almıştı.
Dönüşü olmayan bir yoldaydık. 'Acaba yer bulabilecek miyiz?' diye kaygılanırken, resepsiyondaki memur yerlerinin olduğunu söylediğinde sevindik. Dört kişi ve öğretmenevi üyesi olduğumuzu söyledikten sonra, 'Size kötü bir haberimiz var!' dedi memur bey. "Hayırdır inşallah" deyince, o kötü haberi de söyledi. 'Bayram dolayısıyla fiyatlarımız yüzde yüz zamlı!' Bu havada şaka olmaz fakat yine de şaka yapıyor sandık. Maalesef fiyatlarımız yüzde yüz zamlı demekte ısrar etti. Sebebini anlattı. Bu yüzden de sadece birkaç misafirimiz var demeyi de ihmal etmedi.
Hava şartlarının muhalefetinden kaçarken sığındığımız öğretmenevinin zulmüne uğradık. Kalmaktan vazgeçsek dışarıda müthiş kar var ve yollar donmuş durumda... Yolumuza devam etsek, geceleyin yolda başımıza gelecek bir felâketin hiçbir bedeli olmaz diye düşündük. İstemeye istemeye razı olduk, kişi başı 20 YTL'lik yere 40 YTL vermeye...
Fiyat artışına bahane olarak da, bayram günlerinde öğretmen olmayan kişiler kayak merkezinde kayak yapıyorlarmış, dolayısıyla öğretmenevini "kötü maksatla!" kullanıyorlarmış... Bunu önlemek için öğretmene zulüm pahasına fiyatları yükseltmişler. Şimdi de gelen kimse yokmuş. Millî Eğitim yetkilileri üye olmayan kişilerin suistimali (!) yüzünden öğretmene zulmetmeyi tercih edebiliyor. Adı üstünde buralar "öğretmenevi", madem böyle bir sorun var, sivilleri öğretmenevine almak zorunda değilsiniz ki! O zaman buraya öğretmenevi demeyiniz.
Çıktık bize verilen odaya... Fena değildi, fakat yine de binanın dışı ile içi uyumsuzdu. Akşam kaloriferler yanıyordu. Böyle bir havada da bundan başka ne istenebilirdi ki?
70 yatak kapasiteli yerde, boş yatak bulmanın mümkün olmadığı günleri yaşadıklarını belirtilen yetkililer bu uygulamadan sonra Gerede Avni Akyol Öğretmenevi'nde cinler cirit atıyormuş... Telefon eden birçok kişinin, fiyatlar yüzünden gelmekten vazgeçtiğini belirtiyordu memur bey. Biz de böyle olduğunu bilsek elbette gitmezdik, fakat gafil avlandık.
***
Sonra ne mi oldu? Evet sonra... Kaloriferler yavaş yavaş soğumaya başladı, Soğudukça biz yorgana sarıldık, soğuktan bir türlü uyuyamadık. Sabah olduğunda kaloriferler tamamen devre dışı kalmıştı. Fena halde çarpılmıştık. Telefon ettim görevliye, 'Arkadaş bu havada yanmayan kalorifer ne zaman yanacak?' diye. 'Tamam efendim' dedi fakat boşuna bekledik ilerleyen dakilarda.
Kahvaltıya indiğimizde öğrendik ki kaloriferi yakan kişi gelmemiş, gelmediği için de kaloriferler yakılamamış, kalorifercinin niçin gelmediğini de bilmiyorlarmış...
Bu sayede Gerede'nin soğuğu neymiş öyle bir öğrendik ki, bir daha unutmamacasına... Hem yüzde yüz zamlı bayram tarifesine çarpıldık hem de eksi dört derecede kaloriferleri yanmayan öğretmenevinde buz kesip, Kuzuluk kaplıcalarında ısınmaya çalıştıysak da hastalanmaktan kurtulamadık. Bayramda yüzde yüz zamlı tarife uygulayarak bayramı zulme dönüştüren zihniyete ne demeli bilmiyorum? Fakat gönlümdeki ve 'gözlerimin önündeki bembeyaz Gerede'yi kirleten bu zihniyetin, memeleketi yaşanmaz hale getiren zavallı bir zihniyet olduğunu söylemekten de kendimi alamıyorum."
Öğretmenevlerinin de çivisi çıkarılmış, yazık. Karlı günleri bile kâra çevirme gayreti ne çirkin bir anlayış...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



