Zavallı bir nesil, şimdikiler. Bazen babalarımızın kuşağı ile kıyaslıyorum da. Hatta bizlerin yaşadığı çevre ile. Ne kadar yoksullar şimdikiler. Kızım Türkçe dersi için deyimleri, arada sözlüğe bakmadan bana sorar.
"Sokakları arşınlamak", ne demek anne.
Acı ile iç geçiriyorum.
Nesli tükenen bir taife diyorum.
Eskiden gençler, bilgisayarlarına mahpus olmaz, sokakları arşınlarlar, yeni açan bahar çiçeklerinin, uğultulu tepelerin, bahçeleri kızıl bir kandille aydınlatan sonbahar yapraklarının farkına varırlardı.
Şimdi yalvarsanız da, kaldırımları kimse arşınlamıyor.
Akşama kadar sokaklarda dolaşıp, belki bir iki saniye sevdiği kızı görebilmenin sevincini yaşamıyor.
Tünüyor ekranın başına saatlerce, kızla görüntülü konuşuyor.
Cep telefonu icat oldu, mertlik bozuldu.
Gaz lambalarının önünde, sabırla; düşüne düşüne yazılan mektuplardan da vazgeçildi.
Bayramlar geldiğinde en anlamlı kartı seçme heyecanı da kalmadı.
Televizyonun hayatımızı çalmadığı o mesut günlerdeki gibi değil çoğu şey.
Uzun gecelerin eşlik ettiği, aile meclislerini yitirdik.
Konuşmayı unuttuk.
Annelerimizin bize değer verip, hayatın motiflerini nakşettikleri sohbetleri; biz çocuklarımızdan kıstık.
Vakit cimrisi olup çıktık.
Farkında iseniz, ağız tadı ile yenen yiyecekleri de yitirdik.
Keçiboynuzu, iğde, pestil; geçmiş zamanın hatıra dolaplarından bir daha çıkartılmamakta.
Katkı maddeleri ile renklendirilmiş çikolataların albenisi, sağlık katlederken.
Şeker bile eski şeker değil.
Elmalar, ayvalar gerektiğinden daha kimyevi bir temizlikle, sanki deterjanla yıkanmış.
Çocuklarımız meyve kurdunu bile tanımamakta. Ne kadar sevimli idiler oysa.
Pembe yüzünü yuvasından uzatır, salına salına niye rahatsız ettiniz der gibi sitemle bir başka meyve bulma umudu ile çekip giderdi.
Son yıllarda artık o sevimli pembelere de rastlanmamakta. Zira teknoloji, tüm güzel şeyler gibi onların da soyunu kuruttu.
Yaşlı alman kadının bahçesindeki elmalara ilaç sıkmayarak, küçük ve kurtlu kalmasını eleştiren, Türk komşusuna cevabı ilginçti:
"Bırakın kurtlu olsun, zehirli olmasından çok daha iyidir". Şimdi genetiği ile oynanmış gıdaları tartışıyoruz. Erik tadında şeftalileri, kavun tadında kare armutları.
İlgililer göğüslerini gererek, ürünlerimizin genetiğini değiştirmedik demekteler. Kullandıkları gereğinden fazla tarım ilacı ile katliam yaptıklarının farkında bile olmadan. Sümüklü böcekleri öldürürken, toprağı da zehirleyip, ürünleri zehirle suladıklarına hiç aldırmamaktalar.
Ya da o aç gözlü zihniyetin bire bin almak için yine aşırı derecede verdikleri kimyevi gübrelerin üstünde bile durmamaktalar. Tonlarca zehirli domatesi, patatesi yiyen bir nesle nasıl acımayalım.
Bir ayda civcivi, el çabukluğu marifeti ile hormonlu yemlerle, iki kilo tavuğa çeviren zihniyet; zavallı bir nesle verdiği zararın farkında bile değil. Bebek mamalarına bile zehirli katkılar konmakta ise, ilkokul çocuklarının elinde bile beyin tümörünü hızlandıran cep telefonları varsa, çok geç kalmış bir ağıttır bu yazı.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



