Hayatımızın mevsimi mi biter.
Baston devri.
Protez çağı.
Aşınmış kemikler devri.
Ameliyatlar dönemi.
Gençliğin baharı kalmadığında kapımızı teker teker çalan devirler.
Taş yürek devri, değişken ne ki; seçmeli ders gibi o konu.
Mağrurların, gururlu aptalların seçeneği.
Ne ki ruh, kafesten uçup gidene kadar umut dağ gibi.
En ağır hastada dahi bulutların üzerine çıkma gibi bir beklenti yok, yarınlarla ilgili.
Hep iyileşme.
Hep gençlik baharına özlem.
Zayıflamaya kalkışan kadınlarda da aynı hasret.
Sanmaktalar ki, geçmişin gençlik konturlarına kavuşacaklar.
O masal bitti.
Zümrüdüanka kuşu kaf dağının ardına uçtu.
Problemlerin belleri büktüğü bir yaşlılık çağında, geriye dönüş mümkün değil.
Serap, sadece sağlık.
Gürültüsüz bir yeşil alanda ağrılardan azade, havanın güzelliğini görebiliyorsa kişi, masalı mutlu gitmektedir.
Dağların, vadilerin, ormanların, yaylaların serinliği duyulabiliyorsa.
Çakılıp kalan dizler yürüyebiliyorsa.
Artık dağ çilekleri peşi sıra zirveye çıkma devri bitti.
Yakıcı güneş altında, rahatça inilebiliyorsa.
Böğürtlenleri koparmak bir yana, kafa çevrilip, görülebiliyorsa.
Dalındaki bir çiçekle konuşulabiliyorsa.
Ayaklar ağırlaşmamışsa lakin.
Bedenin ateşi beyni kavurmuyorsa eğer.
Yatılan yerden duvardaki bir deniz manzarasına bakıp da.
Suların içinde olunan o muhteşem devre, bu kadar mı olurmuş uzaklık.
Daha dün gibidir inciden kumlarda uzanışlar.
Dalgaların sesleri kulaklara çarpmamakta.
Gemiler de çekip gittiler.
Şimdi sıkıntılı bir adada tek başına.
Takatsizlik dönemi, elleri kaldırmaya bile izin vermemektedir.
Bir şarkı kulaklarda çalınmaktadır.
Daha önce hiç duymadığı nağmeler, onu yalnız bırakmamaya çabalamaktadır.
Annesinin ikinci bebekliğini anlatmakta, kadın.
Son günlerini.
"Banyoyu çok severdi. Kişi son anlarında en çok yaptığı işleri arzularmış ya.
Yıkayın beni, diye tutturdu.
Küçücük kalsa da, insan yükü ağır.
Günde beş kez yıkadık. Bebekler gibi kucaklayıp götürüp getirdik".
Yapraklarını döken kuru bir ağaç devridir bu.
Dallarda ne meyveler, ne taze bir yeşillik.
Ölümün sararttığı çehrede sadece sessizlik.
Ne şen kahkahalar, ne manalı nağmeler, O devir kapanmıştır.
İçsel bir yürüyüşün ayak sesleri duyulmaktadır.
Dünya değiştirenin yolculuk saati.
Kuraklık devri.
Suların tümü çekilmiştir sanki.
Nehirler ırmaklar akmamaktadır.
Denizi aydınlatan fener yavaş yavaş sönmektedir.
Bu sönen feneri izlemek zorunda kalan yakınların çaresizliği.
Eğer bir de sıla özlemi varsa.
Gurbet akşamları iyice örseleyecektir seven yürekleri.
Oysa memleket manzaraları bile iyi gelecektir acıya.
Tahammül devrini kolaylaştıracaktır, çamlar ve sedir ağaçları.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



