Fareden bile korkan bir böyle akıl, hiç o safta kılıç çekip coşabilir mi? Cengi, bulgur çorbası sanarak ona rahatça kollarını sıvayıp girişemezsin.
Bu iş, ekşili çorba içmeye benzemez. Burada kılıç lâzım. Bu demir safta bil ki Hamza olmak gerek.
Savaş, hayal gibi bir hayalden kaçan öyle nazik gönüllülerin kârı değildir.
O, erlerin işidir, korkakların değil. Erlerin yeri başka, kadınların başkadır."
Allah rahmet eylesin Ayyazî'nin hikâyesi: Yetmiş kere o, şehid olmak ümidiyle bağrı açık gazalar eylemişti. Şehid olmaktan ümidini kesince küçük cihattan büyük cihada niyet ve halveti ihtiyar etmişti. Ansızın gazilerin davulunun sesini duyunca nefsi, gazadan yana şiddetli bir arzuyla zincirini sürüdükte Ayyazî, bu rağbetten dolayı nefsini itham etmiştir
Ayyazî dedi ki, "Doksan kere ben, çıplak bir bedenle cenge katıldım.
3790. Kılıç ve oklarla yaralanırım, belki şehâdet müyesser olur diye çırılçıplak atıldım.
Boğaza veya can alıcı bir yere ok, bahtlı bir şehidden başkasına isabet etmiyor.
Tenimde yarasız bir yer kalmadı. Vücudum, ok yaralarından kalbura döndü.
Bir türlü öldürücü bir yere ok isabet etmedi. Bu baht işidir, çabalamakla olmaz.
Şehidlik kısmet olmayınca çileye çekildim, halvete girdim.
Cihad-ı ekbere azmedip nefsimi riyazete soktum.
Gazilerin davul sesleri kulağıma gelip askerin gazaya gittiğini anlayınca,
Nefsim, içimden feryat etti. Seher vaktiydi, his kulağımla işittim.
Diyordu ki -Savaş anı geldi, hemen kalk git. Kendini gazada murada erdir.-
Dedim ki -A vefasız habis nefis, sen neredesin, gazaya meyletmek nerede?
3800. A aşağılık nefis, hileni doğru söyle. Yoksa nefsin içinde taate bir meyil yok.
Eğer doğru olarak bir cevap vermezsen, senin hâlini riyazetle harap ederim.-
Nefsim o an içerden ağızsız ve fasih bir şekilde şöyle seslendi:
- Burada sen beni, her gün öldürüyorsun. Hâlim, aşağılık kâfirlerin hâline döndü.
Kimsenin bu perişan hâlimden haberi yok. Sen beni aşsız, uykusuz öldürmedesin.
Savaşta yaralanıp ölürsem halk da benim nasıl bir mert olduğumu görür!-
Dedim ki, - A nefisceğiz, sen, hem nifak içinde yaşıyorsun hem de münafık olarak ölüyorsun!
İki âlemde sen riyakâr imişsin. İki âlemde dahi beyhude imişsin!
Bu bedenim sağ oldukça halvetgâhtan çıkmayayım diye adadım."
Çünkü bu aşağılık nefs, halvette her ne yaparsa onu başkalarına, halka göstermek için yapmaz.
3810. Onun halvetteki faaliyeti de istirahatı da Hak niyeti ve hizmetiyledir.
Bu cihad-ı ekber, öbürüyse cihad-ı asgardır. Her ikisi de Rüstem'le Haydar'ın kârıdır. Bu, farenin kımıldamasından gönlü korkan kişinin kârı değildir.
Öyle kimsenin, kadınlar gibi savaş yerinden, kılıç ve mızraktan uzak durması gerektir. Bu da sofî, o da sofî. Yazıklar olsun, o iğneden ölmede, bunaysa kılıç kâr etmiyor.
Sureti sofîdir ama onun canı yoktur. Bu türlü sofîler, asıl sofîlerin de adını kötüye çıkarırlar.
Şu beden kapısı ve duvarı üzerine Hak gayreti, sofîlerin nakşını çizmiştir.
O nakışlar, sihirle kımıldansalar da asa, Musa'nın elindedir.
Asa'nın sadakati onları yok ediverir. Firavnî göz o an, toz toprakla dolar.
Gerçek sofîyse yaralanmak için savaş meydanında tekrar tekrar düşmana saldırır.
3820. Kâfirle çarpışırken o, yüz çevirmez, Müslümanlarla beraber savaşır.
Yaralansa da yarasını bağlar. Tekrar korkusuzca düşmanın üzerine atılır.
Bir yarayla ölümün lâfı olmaz diye savaşta tekrar tekrar yaralanır.
Tek bir yarayla can verirse hayıflanır. Sıdkının elinden canın kolayca gidişine üzülür. (Mevlana, Mesnevi, Nahifi tercemesi Cilt: 5 Beyit 3746-3823)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



