Mevlânâ'nın Mesnevî'sindeki revnaklı mısralar, onun yaşayış tarzının bütünüyle dışa yansımasıdır. Coşkun bir şiir ırmağı olan Mevlânâ, sonsuz mutluluğun kapılarını açımlamak ister. Bu sebeple de İslâm'ın aşk şelalesinden bitimsiz bir hazla gönlünü, kalbini ve zihnini suvarmaya çalışır. Bu aşk anlayışının gerektirdiği bir düzlemde yol alarak aşk atmosferinde yürümüş ve aşk mısralarını terennüm etmiştir. Dolayısıyla aşk, onun fıtratında en güçlü biçimde yer almıştır. Mevlânâ da bu aşkı bir yaşam kaynağı olarak görmüş ve şiirini İslâm'ın aşk felsefesi üzerine kurmaya çalışmıştır. Bu nedenle Mevlânâ'nın gönül fanusundan yansıyan dizeler hep bir aşkı, hep bir muhabbeti çağrıştırır. Bu çağrı, metafizik bir ürpertiyle bezenince evrensel bir nitelik kazanıp insanlara aşk çağrısına dönüşür. Nitekim Mevlânâ bu gizemli algıyla yaratılmışların en şereflisine, en güzel yaratılana aşkın harikulâde başarılarını şöyle açıklamaya başlar:
"Aşktan acılar tatlı olur, aşktan bakırlar altın olur.
Aşktan kirler tertemiz olur, aşktan hastalıklar şifa bulur.
Aşktan hapishane gülistan olur, aşksız olursa bahçe küllük olur.
Aşktan taş, yağ gibi olur, erir, aşksız olursa mum, demir gibi katı olur.
Aşktan ölü, canlı olur, dirilir, aşktan sultan, köle gibi olur."
Mevlânâ, "Mesnevî"sinin bir başka yerinde ise, aşk hastalığından söz eder. Bu hastalık mecâzi bir hastalıktır. Maddi hastalıklara tutulan insanoğlu, bu hastalıklardan kurtulmak için nasıl çaba harcarsa, aşk hastalığına tutulan insan ise bunun zıddı olarak tutulduğu hastalıktan şifa bulmayı, kurtulmayı asla düşünmez. Hatta bu gizemli ve anlamlı aşk hastalığının artmasını daha çok ister ve hastalığının artması için de "En Sevgiliye" niyazda bulunur:
"Bütün hastalar şifa arar, bu aşk hastası ise daha fazla derd arar.
Bu aşk zehirinden daha tatlı bir şerbet görmedim, bu hastalıktan hiç bir sağlık daha iyi değil.
Fakat o öyle bir hastalık ki, ondan sonra başka bir hastalık olmaz.
Hastalık da öyle bir hastalık ki, binlerce sağlık ve sıhhat ona kurban olsun.
Onun verdiği dert ve sıkıntı ki, binlerce rahat ve huzur onun uğruna feda olsun.
Aşk makamı öyle ki; sağlık ve sıhhatin canıdır.
Onun verdiği elem ve sıkıntılar her rahat ve huzurun arzusudur."
Mevlânâ'ya göre aşk bir iksir, ab-ı hayat iksiridir. Ondan içenler maşuğuna ulaşmak için mesafeler kateder. Aşıkların gönül ülkesi böyle aydınlanır. Yürek ülkelerinde bu aşk kandilini tutuşturan âşıkların, aşktan ciğerleri yanar, yürek ülkeleri aşk sağanağıyla kavrulur.
İman ateşiyle coşan, coştukça inanç huzmeleri yüreğinde hükümran olan bu büyük Veli, insanlara aşk yolunda yürümeyi teklif eder ve der ki; "Sevgili olmak herkesin harcı, yapacağı iş değil. Ne ki âşık olmak mümkündür. Hayata anlam katmak ve hayatı yaşanılır bir hale getirmek için de, insanın bu ilâhî aşk iksirini mutlaka tatması gerekmektedir. Şayet tatmaz ise, insanın sevgililerin en sevgilisinin yanında değeri azalır, kadr ü kıymeti yok olur." Böyle bir duruma düşmemek için, mutlaka aşkın tadılması ve âşıkların yolunda yürünmesi gerekmektedir:
"Sen Yusuf olamadıysan bari Yakup ol, Onun gibi ağlayan inleyen ol,
Sen Şirin olmadıysan bari Ferhad ol.
Leyla olamadıysan bari Mecnun ol."
Bir İslâm şairi, bir İslâm mütefekkiri olan Mevlânâ, "Mesnevî"sini metafizik bir algıyla, ürpertiyle örmüş, bu örgüde "aşk" birincil faktörler olarak ön plana çıkmıştır. Aşkı hakikat yolu olarak tanımlayan bu bilge kişi, Rahman ve Rahim olan, eşi ve benzeri bulunmayan Allah'a bitimsiz ve sonu gelmeyen bir aşkla bağlanmıştır. Bu bağlanış nedeniyle, gönlü ve ruhu şifa bulan Mevlânâ, Rabbine olan şükrünü, niyazını her zaman dile getirmiş, ayrıca aşk yolunun, Peygamberler yolu olduğu gerçeğini de mısralarında sürekli olarak vurgulamıştır:
"Aşk canda ve gözde canlıdır, diridir.
Her an tomurcuktan daha taze, daha berraktır.
O canlı, diri aşkı tercih et ki, o devamlıdır.
Ve ey sâki! O, senin cana can katan şarabındır.
O aşkı tercih et ki, bütün Peygamberler,
O'nun aşkından güç ve kuvvet bulup iş yaptılar."
İsterseniz bugün bu kadarla kifayet edelim...
Yeryüzünün evrensel aşk sağanağıyla haranlanması dileğiyle...
Selam ve dua ile...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



