30 Nisan akşamı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin düzenlediği "35. Sanat Yılında Mesut Uçakan" adlı programa, Mesut Uçakan'ın telefonu üzerine katıldım. İki saate yakın bir zaman onunla ilgili sinevizyon eşliğindeki konuşmaları dinledim ve çıkarken de onunla ilgili hazırlanmış bir kitabı aldım: Hüseyin Karaca'nın yayına hazırladığı kitabın adı, Sonsuz karelerde bir çığlık: Mesut Uçakan... Güzel bir kitap ve iyi düzenlenmiş bir toplantı... Düzenleyenleri ve Mesut Uçakan'ı kutluyorum...
Bugüne kadar yaptığı filmler üzerine hiç yazı yazmadığım Mesut Uçakan'ı MTTB Sinema Kulübü günlerinden beri tanırım. O dönemde MTTB Sinema Kulübü'nde senaryo seminerleri düzenlemiştik. O günlerde düzenlenen Milli Sinema açık oturumlarının ikincisini de ben yönetmiştim.
Mesut Uçakan, Salih Diriklik ile beraber MTTB Sinema Kulübü'nün en faal elemanlarından biriydi, herkesten çok özgün senaryolar yazma hevesindeydi. Bir çeşit "yönetmen sineması"nın peşindeydi. Bu konudaki tavrını o gün de bugün de yanlış bulduğum için, Mesut Uçakan'a dair yazı yazmadım. Sinemada Aksayan Senaryo adıyla yazdığım ve bazı çevrelerde yankıları olan yazımda bunun gerekçelerini açıkça ortaya koyarak, Yücel Çakmaklı ile başlayan Milli Sinema Akımı'nın en önemli meselesinin filmin ruhunu oluşturacak senaryo meselesi olduğunu etraflıca anlatmaya çalıştım.
Salih Diriklik yanında, Abdurrahman Dilipak ve Mehmet Kılıç'la birlikte Mesut Uçakan da dikkati çeken, merakları ve sanat tutkusuyla farklı kişilik özellikleri gösteriyordu. Hayatını sinemaya adadı. 22 film, iki kitap ve iki dergi ile sanat hayatının dolu dolu kutlanmaya değer 35 yılı kutlandı.
Milli sinema çizgisi
Sanat ve edebiyat faaliyeti, bütün öteki kültür faaliyetlerinden çok bir entelektüel nitelik gösterir. Bir yanıyla hayatın içindedir, bir yanıyla din ve felsefe ile temas halindedir. Hiç bir edebî faaliyet, kültürel, dinî ve felsefî birikim olmadan, hayatın içinden seçilmiş kişiler ve konular anlatılarak gerçekleştirilemez. Eseriyle birlikte sanatçının dünya görüşü, hayat anlayışı ve sanat telâkkisi ortaya çıkar. Eğer bütün bir sanat ve kültür hayatı sathî ilgiler ve gelip geçici modalarla yönlendirilmişse, o ülkede ciddî bir sanat ve edebiyat ortamı olmadığına hükmedilebilir.
Kültür faaliyeti yapacak kişi, grup ve kurumlar bunu dikkate almalı ve kültürel zemini hazırlamalıdır. Bu zeminin en önemli özelliği, yerlilik, millîlik ve İslâmîlik diye özetleyebileceğimiz özelliklerdir ve evrensele ulaşmak için yerel olandan hareket etmek zorunda olduğumuz bilinmelidir. Yoksa politikada olduğu gibi, sanatta da yerimizde saymak yahut sık sık değişen modalara uyarak varlık göstermek gülünçlüğüne düşeriz.
MTTB'de bu anlayışla Basın-Yayın Müdürlüğü'nde Milli Gençlik dergisini çıkardık, Tiyatro Müdürlüğü'nde benim yazdığım Umut Suları adlı oyunu sahneledik. Sinema Kulübü kurup bu sanata meraklı arkadaşlarla çalıştık ve o dönemin güçlü yönetmenlerin filmlerini salonda gösterip kendileriyle filmleri üzerinde tartıştık. Ayrıca bu sanata meraklı arkadaşlarımızla da özgün senaryo veya klasikleri senaryolaştırma çalışmaları yaptık. Bunlardan çok iyi sonuçlar doğdu, pek çok arkadaş yetişti. .
O gün de Ulusal Sinema anlayışının değerli yönetmeni Halit Refiğ ile yan yana oturan, sevgili ağabeyimiz Yücel Çakmaklı ile başlayan Milli Sinema Akımı'nın en göze çarpan temsilcilerinden biri Mesut Uçakan'dır. Salih Diriklik ve öteki arkadaşları gibi başka alanlara kaymayan, yazıları, kitapları, dergi çalışmaları ve filmleriyle bu alanda ısrar etmiş, 20 filmi ve iki televizyon dizisiyle artık sinema tarihinde kendisine sağlam bir yer edinmiştir. Bu yüzden de onun filmleri ve sinema birikimi üzerinde tartışılması, yazılıp çizilmesi ve birikimin yeni nesiller için hareket noktası olması önemlidir.
Bir Anadolu çocuğunun çilesi
Ben bazı görüşlerimiz uyuşmasa da yaptığı filmlerin yarısını beğeniyor ve Anadolu'dan çıkmış bir gencin imkânsızlıklarla geçen sanat hayatındaki bunca başarısını tebrik ve takdir ediyorum.
Onun hareket noktası olarak yola çıktığı eserlerin önemi ölçüsünde başarılı olduğunu düşünüyorum. Reis Bey ve Necip Fazıl'ın Son Devrin Din Mazlumları'ndan yola çıkan Kelebekler Sonsuza Uçar adlı filmlerini çok başarılı buluyorum. Esasen o gün benim söyleyeceklerimden çoğunu, iyi bir sinema yazarı olan genç dostum İhsan Kabil söylediği için, ben ayrıca uzun uzun görüşlerimi yazmayı gerekli bulmuyorum. Bunların arasında sinema dili ve ödenek sıkıntısı yüzünden yeterli özenin gösterilmediği fikrine ben de katılıyorum. Artık bunca filmden sonra Mesut Uçakan iyi yapımcılar bulmalı ve TRT için diziler yapmalıdır.
Gençlik yıllarında bile özgün hikâyeleriyle birlikte şiir duygusunu da dışa vuran, sonraki yıllarda bir şiir kitabı da yayınlayan arkadaşımız Mesut Uçakan yaptığı filmlerin çoğunun senaryosunu kendisi yazdığı gibi, son filmi olan Anka Kuşu gibi eserlerinin çoğunun hikâyesi de kendisine ait.
Bunu yanlış bulduğumu bildiği için, beş yıl önce Radyo 7'de karşılaştığımızda, bunun bir hata olduğunu ben söylemeden kendisi ifade etti, ama son üç filmde de aynı tutumu sürdürdü. Bu yüzden artık bu hatayı onun hayatının çok önemli bir döneminde, yani yaş otuz beş, yolun yarısı eder gibi bir ifade ile ona hatasını düzeltmesi için bir kere daha hatırlatıyorum.
Sinemaya hayati önem veren çok sayıda dostumuz, genç arkadaşımız var: Abdurrahman Şen, Nazif Tunç, Ali Murat Güven, Gani Rüzgar Şavata ve İhsan Kabil bunlardan bir kısmı....
Esasen bu isimlerin hepsi için de sinema kadar senaryoların önemi var. Hepsinin de yaptığı veya yapmak istedikleri filmlerin hikâyelerini-senaryolarını kendilerinin yazmak merakının yanlış olduğunu ve tiyatrodaki gibi her şeyi yönetmene bırakmak isteklerinin ekip çalışmasının ruhunu yok ettiğini söylemek istiyorum, ama bugüne kadar yeterince anlatabildiğimi de sanmıyorum. Fakat Yücel Çakmaklı'nın düşmediği bu hataya nereden saplandıklarını da bilemiyorum. Sadace Nazif Tunç'un Mehmet Uyar adlı bir senarist arkadaşla sürekli işbirliği yapmasını olumlu, iyi örnek olarak anıyorum.
Sinema yazarı Ali Murat Güven, basının bu sinemacılara bakışına dair şöyle söylüyor:
"Birçok projede mütedeyyin yapımcılar kan kusuyorlar, kızılcık şerbeti içtik diyorlar. Çünkü malum medyanın bu tür mesaj veren işlere bakışı şaşıdır. Bu işlere medyalarında hiç yer vermiyorlar, vermek gerekiyorsa da ters tarafından tutuyorlar."
İlk bilim kurgu filmi Kavanozdaki Adam'ı yapan, ilk defa başörtüsünü konu alan Yalnız Değilsiniz ve Reis Bey filmlerinin yönetmeni Mesut Uçakan, savaştığı değerleri şöyle ifade ediyor:
"Kendi değerlerimizde hiç yokuz. Bu hepimizin gözlemlediği bir şey... Uçaktan paraşütle garip bir adaya inmiş gibi film yapıyorum. Çünkü benim filmimi finanse edecek çevreler yok. Oyuncularım yok, starlarım yok. Yetişmiş elemanlarım yok. Çok daha önemlisi seyircim yok ve ben film yapıyorum. Sonra da eşekten düşmüş gibi ağzımızın payını alıyoruz. Her filmde merkepten düşmüş biri olarak büyük acılarla karşı karşıya kalıyorum. Biz bu alanın başlangıcında yer alan bir nesil olarak parçalanmalara maruz kalmaya mahkumuz. Bizden sonraki nesil çok daha büyük imkanlara sahip olarak, çok daha büyük filmler yapacak."
Evet, bu temenniye ben de katılıyor ve kendisinin de bu 35. yıla ulaşan bu çileli sanat yolculuğunun hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Çağına tanıklık yapan sanatçılardan bir olarak bundan sonra Mesut Uçakan'ın sinemacılığını her dem yeniden doğarız diyen Yunus gibi tekrar ele alıp yeni nesillere daha güzel örnekler koymanın heyecanını yaşamasını tavsiye ediyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




