'Çivisi Çıkmış Dünya' adlı eserinde Maalouf; "toplumların tarihi, meşruiyet krizlerinin ritminde anlatılabilir. Bir bunalımın ertesinde, yeni bir meşruiyet çıkar ortaya, yok olup gidenin yerini alır" diye yazar. Ekim Devrimi'nin(SSCB) tarih sahnesinden yıkılıp gitmesini tanımlarken. Hatta ardında bir hayal kırıklığı bırakır diye belirtmeden edemez.
Ortadoğu'daki halk ayaklamalarını izlerken Maalouf'un belirttiği benzer bunalımın şu anda Ortadoğu'da yaşandığını görmekteyiz. Zira Ekim Devrimi de bir bunalım sonucu ortaya çıkmıştır - Çarlık Rusya'sının çözülme dönemidir çünkü- Ortadoğu'daki Arap Baharı da... Hatta biraz daha geriye gittiğimizde, 50-60'lı yıllara; o dönemde de bir bunalım sonucu şu andaki can çekişen ve trajik bir şekilde öldürülen liderlerin bin bir umutla iktidara geldiğini görürüz. Oysa şu anda demir kafesler içinde yargılanan, pılını pırtını toplamaya fırsat bulamadan başka ülkelere kaçan, sarayında vurularak nefesi başka ülkelerde alan, linç edilen liderlerin hazin sonlarıyla iktidara geldiklerindeki durumu görünce, Ortadoğu halklarının otuz kırk yıldır nasıl kandırıldıklarını, kukla liderlerle nasıl uyutulduklarını görmekteyiz.
Ortadoğu'da hazin bir şekilde tarih sahnesinden çekilen liderleri anlamak, ihtilal ve darbelerle iktidara gelmelerine ve 'kudreti ellerinde bulundurmalarına' başarısız olmaları ve tapınıldıklarını zannettikleri halkları tarafından linç edilmeleri üzerinde düşünülmeye değer bir konudur. Bugün tek tek tarih sahnesinden çekilen bu liderlerin ilham kaynağı, prototipi hiç kuşkusuz 1950'lerde Mısır'da 'Hür Subaylar' hareketiyle bir ihtilal sonucu iktidara gelen Cemal Abdunnasır'dır. Nasır Arap Milliyetçili ve birliği söylemleriyle Müslüman Kardeşler Hareketi dâhil her kesimin desteğini alarak iktidara gelmiş ve daha sonra kendine rakip gördüğü kişileri katletmiş, hareketleri de dağıtmıştır. Bütün Ortadoğu'yu karizmatik lideriyle özelliklede hatipliğiyle(sloganlarla) kendine bağlamış, Arap ruhunun derinliklerine girerek bir umut ışığı olmuştur. Halkından aldığı gücüne rağmen halkıyla bu gücü paylaşmamış, perde gerisinde CIA'ya ajanı Miles Compeland'ın tespitiyle Amerika ile iş tutmuş ülkesi Mısır başta olmak üzere bütün Arap ülkelerini değiştirip dönüştürecek güce sahip olmasına rağmen, böyle bir şeye girişmemiştir. Hatta Miles Compeland'ın anlattığına göre Arap milliyetçiliği yapmasına rağmen Arapları sevmezmiş.
Nasır sonrası Libya'da henüz 27 yaşında bir subay olarak tıpkı Nasır gibi ihtilal ile iktidara gelen Muammer Kaddafi, 'Nasır'ın oğlu' olarak ülkesini kırk iki yıl diktatörlükle yönetmiş, iktidarda bulunduğu sürece halkının o yalancı alkışlarıyla kendini gerçek bir lider gibi görmüştür. Çöl Aslanı Ömer Muhtara özenmiş, ama onun gibi olamadığı için Çöl Tilkisi sıfatından onur duymuş, ama iktidarı boyunca bir şahsiyet problemi yaşamıştır. Aşiret kültürü içinde bu şahsiyet eksikliğiyle bir kabile reisi olması mümkün olamayan Kaddafi, ne yazık ki, Ortadoğu'nun nüfus olarak küçük ama petrol olarak büyük ülkesi Libya'yı tam kırk iki yıl yönetmiştir. Tarihin akışını okumaktan aciz, dünyanın gidişatını okuyamayan Kaddafi, egemen güçlerin 'dürterek' ayağa kaldırdığı halklar karşısında duracağını ve kazanacağını sanıyordu. O ihtilalı yaptı 1960'larda yaşıyordu, Arap halkları ise 21. Yüzyılın küreselleşen dünyasında bir uyanışa geçmişti. Egemen güçler halkın bu uyanışını fark ettikleri için onlarla beraber hareket ederek yeni kurulacak Ortadoğu'da kendilerine yer açıyorlardı. Kaddafi gerçek bir lider olmuş olsaydı bu akışı görür, egemen güçleri ülkesine çekmeden iktidarı devreder ve hazin bir şekilde linç edilmezdi... Kaddafi kendi açısından onurlu bir şekilde savaşmış ama ne yazık ki, hazin bir şekilde linç edilmiştir. Kaddafi' kendinden önce benzer durumları yaşamış olan Arap liderlerden ders almış olsaydı yine bu duruma düşmezdi. Örneğin tıpkı kendisi gibi ihtilal ile iktidara gelmiş, Nasır rolüne soyunmuş, ülkesini yıllarca İran'a karşı anlamsız bir şekilde savaştırmış, ardından Kuveyt'e girmiş ve son olarak Amerika'ya meydan okuyarak ülkesinin işgal edilmesine ve bir milyondan fazla insanın ölmesine neden olmuş Saddam Hüseyin'in darağacındaki durumundan ibret almış olsaydı bu duruma düşmeyecek, Binlerce vatandaşı ölmeyecekti. Liderlikte zamanın ruhunu okumak oldukça önemlidir. Bu liderler otuz-kırk yıllık iktidarları içinde zamanın ruhunu okuyamadıkları gibi, tarihten ibret de almıyorlar... Geldikleri dönemde Maalouf'un tespitiyle belki az da olsa meşruiyetleri vardı ama şu anda artık meşruiyetleri kalmamıştır...
Aslında Arap dünyasındaki bu liderlerin bilinçaltı üzerinde durmak gerekir. Asabiyet ve onurun olmazsa olmaz olduğu bu coğrafya'da bu liderler halklarına neden onurlu bir yaşamın yolunu açmazlar? Neden halklarına güvenmez, kendi din ve geleneklerinden beslenerek erdemli bir toplum inşa etme gereği hissetmezler? Egemen ve emperyalist güçlerin tek amacı vardır; bu mümbit toprakları işgal etmek ve sömürmek... Ama buradaki halkların ve liderlerin amacı da onlara karşı olmak değil midir? Neden 1967 Arap-İsrail savaşında Suriye ve Ürdün Mısır'ı satmıştır? Nasır yenildiğinde diğer Arap ülkelerin liderleri neden sevinmişlerdir? Bütün bunlar üzerinde durulup düşünülecek ve aynı zamanda ibret alınacak olgulardır.
Arap Ayaklanmalarına biriler Arap Baharı adını verdi. Arap Baharı sevimli ve umut verici bir tanımlama. Ama aylardır süren halk ayaklanmalarından geriye baktığımızda yeni bir şey göremiyoruz. Bir defa ayaklanmalar lidersiz... En çok konuşulan demokrasinin adı var kendisi yok. Yıllardır insan yerine konulmamış halkların ruhunda derin bir öfke, akıllarında acaba adam yerine konulacak mıyız türünden sorular...
Bütün bunlar olurken ikiyüzlü Amerika ve Avrupa; Ortadoğu'ya gelecek olan demokrasiden bahsediyor. Oysa bu coğrafyaya demokrasinin girmemesi için yıllarca mücadele eden bunlar değil miydi? Ortadoğu krallıklarını ve şeyhliklerini bunlar desteklememiş miydi? Cezayir, Tunus'ta yapılan demokratik seçimlerin ardından askeri cunta halkı katletmiş, seçimler feshetmemiş miydi? Ortadoğu'yu hiçbir zaman rahat bırakmayacaklardır. Bu yüzden burada iktidara gelen liderlerin en büyük gücü halk olmalıdır. Halk ise bugün ister bir 'dürtme', ister kendi dinamiklerinden hareketle olsun ayağa kalkmış ve dinamiklerini harekete geçirmiştir. Bu noktada yapılacak olan iyi niyetli ve erdemli insanların bu hareketi amacına ulaştırmaktır. Çünkü eskiler meşruiyetini kaybetmiş, yeni bir meşruiyet alanı açılmıştır. Bunu görmeyenler mutlaka kaybedeceklerdir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



