Âkil adamlar sözü hayatımızda iyiden iyiye yer etmeye başladı. Ortada tarafların bir çözüme kavuşturmayı başaramadığı meselelerde veya daha derin krizlerin cereyan edeceğinin anlaşıldığı meselelerde âkil adamlar devreye giriyor.
Yıllar önce Fransa başta olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerinde Avrupa Anayasası bir bir reddedilmeye başlandığında hemen çökme ve çatırdama sesleri yükselmiş, Avrupa'nın geleceği dahi tehlikeye düşmüştü. Avrupa Birliği'nin siyasî ve iktisadî yönden en ileri günlerinde halklar, hayır oyu vermiş ve gerçekte Avrupa'nın birliği fikrini reddetmişti. İşte o günlerin çıkmazları ve buhranları içinde her kafadan derin endişelerin sadır olması adeta bütün dünyada bir umutsuzluk havası estirdi. Herkes bir çare arıyor, umut ışığını, kıvılcımı bekliyordu. Çünkü bu kadar ümit bağlanan bir proje halklar tarafından tek tek reddediliyor, kıtanın ve siyasilerin istikballeri tehlikeye giriyordu. İşte o günlerin hengâmesinde sözü Süleyman Demirel aldı ve "Hiç merak etmeyin, Avrupa'nın âkil adamları bunu halleder" dedi. Âkil adamlar hakikaten sihirli bir değneğe dokunmuşçasına kimsenin ruhu duymadan bu krizi çözmüş, Avrupa'nın istikbalini kurtarmıştı.
Bugün yine aynı hadise tekerrür etse, Avrupa'nın en güçlü ülkelerinde halklar benzeri kararlara imza atsalar, halkların tercihleri ve sözleri geçersiz kalır, âkil adamlar meseleyi halkın elinden alarak, meseleye kendi eğilimleri ve kararları doğrultusunda bir yön çiziverirler.
Âkil adamlar devreye buhran dönemlerinde giriyor. Şimdi benzeri bir dönemi biz geçiriyoruz. Kürt meselesi, adeta bir Şark sorunu haline geldi. Artık ulusal bir meselemiz uluslar arası statü kazandı. Zaten, bütün örgüt elebaşlarının madden, manen ve ruhen Avrupa ülkelerinden desteklenmesi, beslenmesi, himaye görmesi meselenin ne kadar uluslar arası bir önemi haiz olduğunu da gösteriyordu. Bugüne kadar, hiçbir Avrupa ülkesinden Türkiye'ye iade edilen bir örgüt liderini, mensubunu duyan, gören oldu mu? Bırakın bir örgüt mensubunu, terör örgütü üyesi ve cinayet zanlısı Fehriye Erdal'ı dahi vermediler. Daha çok kısa bir zaman önce hükümetin önemli bakanlarından Sadullah Ergin, "Bunların hepsi kukla, arkalarında çok güçlü iki Avrupa devleti" var diye açıklama yapmadı mı?
Örgüt dediğimiz şey, Avrupa'nın aslında Türkiye düşmanlarının eli ve koludur. Onlar Türkiye aleyhine ellerini ve kollarını oynatmak arzusunda bulundukça dağlara, ovalara emir verirler ve emir derhal kuklalarca tatbik edilir. Zaten Avrupa ile şöyle veya böyle içli dışlı bir örgüt ve terör belamız var. Bu terör belası topraklarımızda kök saldıkça bizler de devlet ve millet olarak bunu kökünden kurutmak niyeti taşıyoruz. Devlet ciddi bir açılımla, meseleyi daha geniş bir açıdan ele aldı, alıyor. Finans kaynaklarından, iç çatışmalara kadar bir dizi bilgi akışı yakın takip altında. Türkiye resmî anlamda zaten meselenin uluslar arası bir mesele olduğunu ilan etti. Hatta teröre karşı uluslar arası düzeyde müttefikimiz bile var, Amerika ve İsrail. Bugüne kadar terör ve örgüt karşısında hangi başarılara imza attık ise, unutmayalım ki, arkamızda, yanımızda, yöremizde onlar vardı.
Türkiye'nin böyle bir sorunla hâlâ başa çıkamamış olması, diğer Avrupalı müttefiklerimizi üzmüş olacak ki, şimdi onlardan bir âkil adamlar heyeti bölgede bir dizi faaliyet, görüşme ve etkinlikte bulunuyor.
Avrupa'nın yaşadığı büyük buhranlarda devreye giren ve bir çıkış yolu gösteren âkil adamlar şimdi de Türkiye için devrede. Onlar Diyarbakır'dan, İstanbul ve Ankara'ya uzanan bir dizi görüşmeden sonra kararlarını vermişler. Kısaca Türkiye bu sorunu çözmeli, halletmeli diyorlar. Âkil adamlar, aslında Türkiye'yi tanıdıkça meselenin ne kadar ciddi olduğunu görmüşler. Komisyon başkanı Ahtisaari, Türkiye'yi anlamış, anlıyor. Bir anlamda, "eksen kayması" denilen tabirin yakışıksız olduğunu vurguluyor. Türkiye, konumu gereği, barış ve huzur için bölgesinde daha etkin ve yetkin bir görev üstlenmiştir. Bu da Türkiye'yi, hem barışın hem umudun dili yapmıştır. Örgüt ve terör belası yeni bir hadise değildir.
Âkil adamların aklının üstünde ve ötesinde, Türkiye'de devlet milletiyle, imanıyla, ne kadar barışık olursa o derece huzuru, güveni, refahı, emniyeti temin eder. Ne zaman Sultan Selim Doğu'muzu istikrar altına aldı o zaman Batı'nın Viyanalarına, Bosnalarına fetih rüzgârı estirdik. Aynı şekilde bugün de Doğu'muzu kemiren ve sömüren terör belası ortadan kalkınca Batı da bizim emniyetimize sığınacak. Âkil adamlar keşke yola çıkmadan önce, Sadullah Ergin'in açıklamalarına kulak verselerdi de, önce kuklacıların kulaklarını çekselerdi.
Hükümet, devlet çok dikkatli davranmalı, zaten örgütün elebaşlarını ve kaynaklarını himaye eden Avrupa'ya bir de gelip Diyarbakır'da ve bölgede söz, eylem gücü ve yetkisi vermemelidir. Aksi halde, teftişler ve müfettişler dönemine girilir ki, bu da meseleyi büsbütün karanlık bir çıkmaza sokar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



