Doktor olan bir yakınım 1990'lı yıllarda askerlik için Diyarbakır'a gittiğinde "İzmir Kestane Pazarı Üniversitesi"nde hocalık yapan iki Diyarbakırlı hocası olan Halid Korkusuz ve Ferid Okumuş Hocaefendileri sorar. Hiç kimse bu değerli hemşehrilerini tanımaz. Diyarbakırlıların kendi evlatlarını tanımamaları yakınım tarafından çok garipsenir. Derken bir gün bunu bir dostuna anlatır. Arkadaşı gülümser ve "hay Allah iyiliğini versin! Diyarbakır'da bu hocalar hiç soyadlarıyla sorulur mu... Burada gerek Halid Hoca'yı ve gerekse Ferid Hoca'yı sorarken, "Mele ya da Molla Halid Efendi", Molla Ferid Efendi" diye soracaksın."
Yakınım şaşırır ve daha önce tanıştığı, Halid Korkusuz hocayı sorup tanımadığını söyleyen birine "Molla Halid" ve Molla Ferid"i tanıyıp tanımadığını sorduğunda, adam büyük bir saygıyla bizim Molla Halid ve Molla Ferid Efendileri kim tanımaz? Her ikisi de büyük âlimdir, şeklinde cevap verir ve onların ilim ve faziletini anlata anlata bitiremez.
İşte efendim 23 Kasım günü bu güzide âlimlerimizden "Molla Halid Korkusuz" hocamız Hakk'ın rahmetine kavuştu ve cenaze namazı da yakın dostu "Molla Ferid Okumuş" tarafından kıldırıldı.
Bugün bu değerli hocamızın hayat hikâyesini damadı olan değerli dostumuz Arif Ayyıldız'dan dinleyelim:
Halit Korkusuz Hocamız, 1940 yılında Diyarbakır'ın Lice ilçesinde doğdu. Daha dört yaşında iken medrese eğitimine başladı. Çok kısa süre içerisinde İslâmî ilimlerde temayüz etti. Diyarbakır'ın Hazro, Silvan ve diğer civar ilçelerinde İslâmî ilimlerde, ilmiyle ve faziletiyle temayüz etmiş âlimlerden Arap dilini ve edebiyatını tahsil etti. Henüz on yaşını ikmal etmeden, hocalarının isteği üzerine Suriye'ye ilim tahsiline gönderildi. 18 yaşlarına kadar burada ilim tahsil etti. Henüz 16 yaşında iken, medreselerde, yaşça kendisinden çok büyük ve kendisinden önce medreseye intisap etmiş olanlara dersler verdi.
Bu arada Arapça ve Farsça dillerinde şiirler yazdı. İlkokulu dışarıdan bitirmesini müteakip, katılmış olduğu İmamlık imtihanı neticesinde, 18 yaşında Mardin Mazıdağı'nda İmam-Hatip olarak resmi göreve başladı ve bu dönem içerisinde, Yörede FAKİ diye bilinen öğrencilerine iaşesini kendisi ve yörenin varlıklı kişileri ile temas sağlayarak temin edip kendisinin idare ettiği medresede ders vermeye devam etti.
Mazıdağı görevi esnasında, Diyarbakır'ın Lice ilçesine Kur'an Kursu öğreticisi olarak tayin edildi. Buradan da Kulp/Ağaçlı'da İmam-Hatip olarak görevlendirildi. Buralarda da yüzlerce medrese öğrencisine tedrisat imkânı sundu ve bilfiil ders verdi. Onun uğradığı medreselerde ders veren hocalar onu tanıyınca ders vermeyi bırakıp, ona talebe oldular. Diyarbakır İmam-Hatip okulunu dışarıdan sınavlara girerek bitirdi. Bilahare, müftülük imtihanlarını kazanmasından sonra, 1966 yılında Erzurum'un Tekman ilçesi, 1967 yılında İzmir- Menemen ilçesinde müftü olarak görevlendirildi. Burada iken, beş çocuk babası müftü olarak, İzmir Yüksek İslam Enstitüsü'ne (İlahiyat Fakültesi) devam etti ve bu okulu 1972-1973 yılında birincilikle bitirdi. Daha sonra araştırma ve ihtisas için Milli Eğitim Bakanlığı'nca Irak-Bağdat Üniversitesi'ne gönderildi. Beş yıllık Ödemiş vaizliğinden sonra, merhum Hacı Raif Cilasun ve merhum Ali Rıza Güven Bey'lerin ısrarlı talepleri üzerine, bu ilim hadimlerini kıramayarak Balıkesir il müftüsü olarak atanacakken bundan vazgeçerek talebe yetiştirmek maksadıyla 1976 sonlarından itibaren İzmir Merkez vaizliğine başladı. Bu görevi esnasında; İzmir Kestane Pazarı Kur'an Kursu'nda -("üniversitesinde") - 25 yıl süreyle, İslâmî eğitim verdi. Yüzlerce müftü, vaiz ve akademisyenin yetişmesine katkı sağladı. 1988 yılında İzmir Buca Müftülüğü'ne getirildi ve bu görevi icra ettiği sırada, tayin ve atamalardaki ehliyet ve liyakate hassasiyeti ile birlikte dini hizmetlerdeki ağır mesuliyet duygusu, devrin siyasilerini memnun etmedi ve onların husumetini celbetti. Siyasi nedenlerle, 1992 yılında Bandırma Müftülüğü'ne, 1993 yılında Manisa Ahmetli Müftülüğü'ne tayin edildi. Daha sonra da Tokat-Turhal Müftülüğü'ne tayin edildi. Bu tayinlerinin hepsi, yargı kararı ile iptal edilince İzmir İl Müftü Yardımcılığı'na getirildi. Burada, il fetva komisyonu başkanı olarak görev yaparken birçok din görevlisine tefsir ve fıkıh dersleri verdi. Kısa süre yurt dışında irşat hizmeti de ifa eden Hocaefendi, nihayet 1999 yılının sonlarına doğru, kendi isteği ile emekliye ayrıldı.
Emeklilik esnasında hiçbir zaman boş durmadı. Yine çok sayıda vaiz, müftü ve din görevlisine İslâmî dersler vermeye devam etti. Kesintisiz olarak cami kürsülerindeki irşad ve tebliğ vazifesini aksatmadı. 2011 yılının başlarında, hastalığının kanser olduğunun anlaşılması üzerine başlayan tedavisi sürerken bile sürekli okumaya ve yazmaya devam etti. Doktor bir evladının yoğun çaba sarf etmesine rağmen kurtarılamadı, 23 Kasım 2011 tarihinde rahmet-i Rahman'a kavuştu.
Hoca Efendi, kul ve komşu haklarına hassasiyet gösterirdi. Akrabalarını görüp gözetir, yetim ve öksüz olanlara şefkatle muamele eder, zaman zaman onlar için gözyaşı dökerdi. Bir âlime yakışan hayâ ve edep duyguları ile mücehhezdi. Dini konularda kendisine yöneltilen soruları dikkatlice dinleyip kapsamlı cevaplar vermesi, helal haram konularındaki titizliği, Şer'i mübinin ruhuna uygun fetva emini olarak tanınırdı. Kur'an-ı Kerim'i çok okurdu.
Gece ibadetleri ile maruftu. Güncel İslâmî meselelerde ve tasavvuf konusunda olmak ve ölümünden sonra yayınlanmak üzere, yayın aşamasında olan 6 telif eseri kaleme aldı.
Merhum evli ve 6 çocuk, 18 torun sahibi olup, çocuklarının bir kısmı akademisyen, öğretim üyesi bir kısmı ise üst düzey yöneticidir. Torunlarının beş tanesi, kızı ve gelinlerinin 3'ü hâfız ve hafızadır.
Halit KORKUSUZ Hocaefendi, kendi vasiyeti üzerine; Diyarbakır'ın Lice ilçesinde, çok sevdiği hocası Molla Halil Efendi ve babasının bulunduğu huzur ve sükûnetin hissedildiği yerde dua ve gözyaşları içinde istirahatgâhına tevdi edildi."
Allah rahmet etsin ve mekânını cennet eylesin.Bu vesileyle muhterem hocamızın evlatları olan değerli kardeşlerim Refik Korkusuz ve Mesude Hanım başta olmak üzere, dostum Arif Ayyıldız Bey'e ve bütün Korkusuz ailesine başsağlığı diliyorum. Ayrıca "Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür "gerçeğinden hareketle, bu büyük âlimi kaybetmekten dolayı İslâm ümmetinin de başı sağ olsun...
Yine bu vesileyle "Kestane Pazarı Üniversitesi"nde görev yapmış bütün Hocaefendi'lerden vefat edenlere rahmet, yaşayanlara uzun ömürler ihsan etmesini Cenab-ı Hakk'tan niyaz ediyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




