Yüreği sevgi ve merhamet dolu olan Efendimiz'i üzüntüye boğan, O'nu derin bir acı içinde bırakan kimsenin hikâyesidir bu. Ömrünü Allah'a ve Resûlü'ne karşı savaşmaya adamış, âlemlere rahmet olarak gönderilen mübarek elçiye kin ve nefret duyan bir adamın hikâyesi... Resûl-i Ekrem'in kızı Zeyneb'e mızrağıyla saldıran ve onun şehid olmasına sebep olan bir katilin, Hebbar bin Esved'in hikâyesi.
Azılı bir İslâm düşmanı: Esved bin Muttalib
O, Esved bin Muttalib'in oğludur. Esved, İslâm davetinin başladığı ilk günden itibaren Efendimiz ile mücadele eden, İslâm'ı yok etmek için bütün gücüyle çalışan azılı bir Allah düşmanıdır. İleri yaşına rağmen, İslâm'a karşı yapılan bütün düşmanlıkların içinde olan, Peygamberimiz ve ashabı ile alay eden, Kur'ân-ı Kerim'i hafife alan, kıyamete ve yeniden dirileceğine inanmayan bir kâfirdir o.
Allah Resulü ve ashabına yapılan bütün baskı ve işkencelere rağmen onların dinlerinden dönmeyişleri, İslâm'a koşan insanların sayısının her geçen gün artması, Kureyş'in ileri gelenlerini yeni arayışlara sürükledi. Müşrikler, Efendimize reddedemeyeceği teklifler götürmeye ve bu şekilde İslâm'dan kurtularak zulüm üzerine inşa ettikleri hayat şekillerini korumaya karar verdiler.
Yeni bir Kur'an isteği
Esved bin Muttalib ve arkadaşları, Allah Resulü'nün yanına gelerek şu teklifte bulundular: "Bizim sana iman etmemizi istiyorsan bu Kur'an'ı değiştir. Lat ve Uzza'yı eleştirmeyen, içinde âhiretin, cennetin ve cehennemin olmadığı; hoşumuza gitmeyen, bizi öfkelendiren hükümlerin çıkarıldığı yeni bir Kur'an getir."
Peygamber Efendimiz onlara şu âyet-i kerimelerle cevap verdi: "Benim, O'nu kendime göre değiştirmem olacak şey değil. Ben ancak bana vahyedilene uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, korkunç bir günün azabından korkarım. De ki: Şayet Allah dileseydi, bana bu Kur'an'ı indirmezdi. Ben de onu size okumazdım ve Allah onu size bildirmezdi. Ben ondan önce ömrümü sizin aranızda geçirdim. Hâlâ düşünemiyor musunuz?" [Yunus Sûresi 15,16]
Kırk yıllık ömrünü Mekke'de geçiren, okuma yazma bilmeyen, erdem ve fazilet sahibi bir kimseye, güzel ahlâkın zirvesine yapılan bu teklif ne kadar büyük bir ayıptır! Kur'an'ı Allah Resulü'nün kendi eseri gibi göstermek, ancak Esved gibi kalbi kararmış, aklını yitirmiş zalimlerin yapabileceği bir iştir.
Ben ancak sizin canınızı alacak olan Allah'a kulluk ederim
Allah Resulü'nün kesin olan bu cevabı Mekke'nin müşrik liderlerinin uzlaşma çabalarını engelleyemedi. Esved ve arkadaşları kısa bir süre sonra yeniden Efendimiz'in karşısına çıktılar ve O'na şöyle dediler:
"Sana bir teklifimiz daha var. Eğer kabul edersen hem senin için hem de bizim için çok iyi olur. Gel bizim dinimize tâbi ol. Biz de senin dinine tâbi olalım. Sen Lat ve Uzza'ya secde et. Biz de senin Rabbine secde edelim. İster bir yıl, ister bir ay hatta bir gün bile olsa bizim ilahlarımıza ibadet et. Bu süre boyunca biz de senin ilahına ibadet edelim. Bu şekilde aramızdaki düşmanlık son bulsun, yeniden barış meydana gelsin."
Efendimiz aleyhisselâm onların bu tekliflerini de reddederek şu âyet-i kerimeyi okudu: "De ki: 'Ey insanlar! Benim dinimden kuşku duyuyorsanız, iyi biliniz ki ben, Allah'ı bırakıp da sizin kulluk ettiğiniz varlıklara asla kul olmam. Ben ancak sizin canınızı alacak olan Allah'a kulluk ederim. Çünkü ben müminlerden olmakla emrolundum." [Yunus Sûresi 104]
Ey Kâfirler! Ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem
Bunun üzerine müşrikler tekliflerini şöyle sürdürdüler: "Öyle ise, bari ilahlarımıza elini sür. Biz de seni tasdik edelim ve senin ilahına tapalım."
Allah Resulü onları terk edip evine gitti. Ertesi gün yanlarına gelerek onların bütün heveslerini kursaklarında bırakan şu âyetleri okudu: "De ki: 'Ey kâfirler! Ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz. Ben sizin ibadet ettiğinize asla ibadet etmeyeceğim. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." [Kâfirun Sûresi 1, 6]
Bu âyetler Esved ve arkadaşlarının suratlarında bir tokat gibi patladı. Gerçekte onlar sundukları tekliflerde hiç de samimi değillerdi. Onların amacı İslâm davetçisinin yüreğine şüphe sokmak, O'nun zihnini meşgul etmek ve O'nu taviz vermeye zorlamaktı. Allah Resulü taviz verdiğinde onlar bu dinin Allah'ın dini olmadığını, Efendimizin dünyevi maksatlarla böyle bir davaya kalkıştığını iddia edeceklerdi. Verilen ilk taviz yeni tavizleri getirecek, hem dava hem de davetçi zalimlerin oyuncağı haline gelecek ve yok olup gidecekti. Ancak Rabbimiz, İslâm'ın mübarek davetçisini bu tuzaklardan muhafaza buyurdu. Rabbimiz bütün davetçileri, zalimlerin yaldızlı sözlerine kanarak âhiretlerini heba etmelerinden muhafaza buyursun.
Gözleri kör kulakları sağır
Allah Resulü İslâm'ı anlatmaktan nasıl bir adım geri durmadı ise Esved bin Muttalib de O'nunla mücadele etmekten geri kalmadı. Gün oldu Efendimiz, Esved'in gözünün önünde mucizeler gösterdi. Ayın bir parçası Nur dağının bir yanına, bir parçası dağın diğer yanına kondu da bu Esved ve arkadaşlarının ancak inkârını artırdı. Onlar, bu sürüp gelen bir büyüdür, diyerek Ad ve Semud kavminin yolunu takip ettiler. [Kamer Sûresi 3]
İslâm davetine karşı gözleri kör, kulakları sağır ve yüreği mühürlenmiş olan Esved, Efendimizin bedduası üzerine gözlerini kaybetti. Artık yaşı oldukça ilerlemiş olan Esved bin Muttalib, Allah'ın dinine karşı mücadele etme vazifesini oğullarına bıraktı.
İntikam ateşi
Hebbar bin Esved böyle azılı bir kâfirin evinde amansız bir İslâm düşmanı olarak yetişti. Bedir ovasında yapılan savaşta, kardeşleri Zem'a bin Esved ve Akil bin Esved ile yeğeni Haris bin Zem'a Müslümanlar tarafından öldürülünce yüreğindeki kin ve nefret, intikam ateşi ile birleşti. Ne pahasına olursa olsun kardeşlerinin intikamını almalı, Muhammed aleyhisselâma ve Müslümanlara unutamayacakları bir acıyı tattırmalıydı.
Kısa bir süre sonra Hebbar bin Esved'in eline çok önemli bir fırsat geçti.
[Yarın: Hz. Zeynep'in şehadeti]


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



