Hayatın size vereceğini, onun elinden, daha önceden alamazsınız. Sıranızı bekleyeceksiniz. Senaryodaki yeriniz ne ise ona uyacaksınız. Yaşadıklarınızı 'büyük senaryo'dan gayrı görmek, kendinize yapacağınız en büyük kötülük olur. Toplumun size giydirdiği rolü oynamakta beis görmeden, sorgulamaları sorun ederseniz, üzerinize bol gelen rolün yağmurda sizi sırıl sıklam bırakacağı günü beklemelisiniz.
Sinemayı hayattan ayrı tutarak eğlencesine veya küfrüne alet edenlere karşı dimdik ayakta duran 'yedinci sanat' adına yazmak, gururdan başka bir şey vermiyor. Başka bir şey bekleyen/arayan için bu alan doğru yer değil, zaten.
Sinema mı demiştik...
Metin Erksan'ın Sevmek Zamanı'nda, fotoğrafına aşık olduğu kızın kendisinden kaçan gencin zihnî cengini izlersiniz. Sûret ile asıl arasında kalan insanın farkındalığını zorlayan bir eser olarak, sevmeği zamanın neresine haşredeceğinizi bilemezsiniz. Zamanın sevmenin neyi olduğunu zaten bilemezsiniz.
Alfaville'de Godard kafanıza kafanıza çakar, tüketmekte olduğunuz kavramlar yerine idam edilen, daha doğrusu dayatılan hayatın sizi nereye götüreceğini.
Dogville'de de Trier'in nevi şahsına münhasır tarzının zirvesinde sinema keyfi sürerken, yine Trier'in bir hastalığı olarak 'doğallık namına' ifşa edilen müstehcenliğe kızarsınız. Filmin size attığı tokat ise bütün bunları unutturur.
Bol tokatlı filmlerin yönetmeni ise Reha Erdem'dir. A Ay'dan tutun da Beş Vakit'e ve son olarak Kosmos'a kadar her bir filminde yediğiniz dayağın zevkine varırsınız.
Son dönemini bir kenara bırakırsak, Mahmelbaf ile de görsel dayağın doruğuna çıkabilirsiniz. Gabbeh'in peşine Selam Sinema'yı izleyiverdiniz mi, sinemanın tadı damağınıza varmış olacak. Mecidi var bir de... İran deyince adı zikredilmeli. Cennet'in Çocukları ile bir çift pabucu manalandırırsınız, Cennetin Rengi'nde ise alemi...
Luis Bunuel'i sürrealist yaklaşımları ve sürprizlerle dolu eserleri için izlemelisiniz. Hayat gibi... Sürprizlere açık. Sonra Japon Ozu'yu da 'denemelisiniz'. Tadından yiyemeyeceksiniz.
Semih Kaplanoğlu'ndan bahsetmeden geçeceğimi düşünmediniz herhalde. Yumurta üzerine Süt döktükten sonra Bal'layarak alınız. Varlığın gayesini arzulayan beşer için ilaç babında birkaç saat ile sinemaya da yeniden aşık olacaksınız.
"Sana kendini, seni yaşayan biri yaşatır" düsturu ile heybesini dolduran fakirin gideceği yerlerin tamamı aslında gidemeyeceği yerler, ki durmak, fiil haliyle yolculuğu karşılamalı; yolculuk, durmaya başlamalı; başlangıç noktaları omuz omuza vererek yolcuyu, başaracağına inandırmalı ve bunların hiçbirinin önemi yok, zira mühim olan sadece angaje olabilmek veya sahip bulundurmak ya da kişiliği rehin vermek ama sinema var; evet, fakat sinema var; hayatın içinde, arayış halinde, hayatın size vereceğini, onun elinden, daha önceden alamayacağınızı modern bir silah olarak elinize tutuşturan film şeridinin gücüne inanmamakla başınızı kuma gömmekten başka bir şey yapmış olmazsınız, başka bir şey de yapamazsınız ve hatta boşverelim bunları da 'şeytanı ayrıntıya gizleyen' Güç, insanoğlu için ne sürprizler hazırlar, Külli İradesi ile veya bunu bir soru olmaktan çıkarmalı ki anlaşılır olmasın, zira 'sorular, sorun etmek için değil, cevap aramak için'di yahut "Aşkının gücünü ölçmek için feda ettiklerine, hayattan aldığını görmek için veda ettiklerine bak" diyen adamın saçmalıklarına değil hayatın gerçeklerine dönmek gerektiğini düşünenler için kocaman bir pişmanlığı biriktiriyor, hayat; uzayan cümleler gibi kısalıyor hayat; tekerrür halinde terennümünü seslendiriyor...
Kısa cümleleri severim. Çünkü uzamaya en uygun olanlardır. Uzun cümlelere ise aşığım. El sebep; anlam diye yutturulmaya çalışılan algı düzeyini yerle yeksan ederek anlamsızlığın manasına ulaştırır.
Yolun ise kısası olmaz. Sadece adım sayarak yol alan için yolculuk ayakta uyumaktan başka bir şey değildir. Yolu hissederek adım atanın toprak yardımcısıdır. Soğuk kan ağırlığında dört nala gidişte yaprak yardımcısıdır.
'Koşu bittikten sonra da koşan atlarız' diyordu ya Üstad... Şimdi toprak yardımcımız, yaprak haritamız; siz koşuyu yoldan ibaret sayın, biz yaşıyoruz; yarışıyoruz; merhaba, başlıyoruz...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



