Bu, benim, "YOL"un da içinde bulunduğu nehir romanlarının son kitabının adıdır. Sadettin Kaynak'ın böyle bir şarkısı vardır, bilen bilir.
"Menekşelendi Sular
Sular menekleşendi.
Esmer yüzlü akşamı dinledim yine sensiz
Mehtap, pırıltılarla
Bahçeler gölgelendi."
Bizim bahçe de her yaz güzel güzel gölgelenirdi, bu yaz bir tuhaf oldu. O kocaman yelkensi yapraklarıyla kabaklar bile kurudu. Biberlerle börülceler kuraklığa aslan gibi direniyorlar. Komik komik ürün veriyorlar. Börülcenin biri, yanındaki elma fidanına sarılmış, börülcelerini sarkıtmış, benimle dalga geçiyor. Ben bahçenin kuruduğundan yanıp yakılıyorum ya! Ben de ne yapayım, incir kurutuyorum. Bunları sonradan ya sepete koyup sıcak suya batırarak bandırırlarmış ya da deniz suyuna veya tuzlu suya sokup fırınlarlarmış. Şu demokratik açılım günlerinde (!) yapılacak şey değil ama başladım bir kere.
Sadettin Kaynak'ın şarkısının sözleri elbette büyük şiir değil ama soylu bir tarafları var. Klasik (tarihi) Türk müziğini seven biri olarak bu sevgi beni de şaşırtıyor. 1940'ların bazı şarkılarını da severim. Hatta daha sonraki bazılarını da. Meselâ, her yaz bu günlerde, şu şarkı aklıma gelirdi:
"Sen kimseyi sevmedin, sevemezsin.
Rüzgârların önünde kuru bir yaprak gibi
Sürükleneceksin."
Bir tane daha var. Tâ elli sene önceden kalmadır:
"Yaz günleri en tatlı hayaller gibi geçti.
Rüyadaki esrar dolu haller gibi geçti."
Ya şu ihtişamlı Ege türküsüne ne diyeceksiniz:
"Var git ölüm var git üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yâre ver."
Ben bu şarkıları ve türküleri dinlerken bir tuhaf oluyorum. Gözlerimin yaşarmasını önleyemiyorum. Herkes için yaşarıyor gözlerim. Acısı olan, her türlü acısı olan herkes için. Karamazof Kardeşler'de (Dostoyevski) Keşiş Zosima, "kötü çocuk, kötü evlât" Dimitri'nin önünde eğilir. Sebebini sorarlar:
"Çünkü acı çekiyor" der.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



