Menderes ismi bu topraklarda, insana 'mağdurluğu, mazlumluğu ve mahzunluğu' hatırlatır hep. Kamu vicdanında, iyileşmeyen bir yaradır.
Darbelere verilen en ağır bedeli, baba Adnan Menderes hayatıyla ödemiştir.
Canını vermiş ama koskoca bir milletin vicdanında eşsiz' bir sevgi kazanmıştır. Onu yargılayan zihniyet, tarih önünde en ağır cezaya mahkûm edilmiştir.
O; kimisine göre bir kahraman, kimisine göre çok değerli bir şehit ve kimisine göre unutulmayacak bir devlet adamıdır.
Şurası bir gerçektir ki, bu millet Menderes ismini hep 'ezan' ve 'demokrasi' ile anacak.
Bir evlat için acıların en büyüğü herhalde, babasını idam sehpasına giderken izlemek olmalı.
Dünyada bu travmayı yaşayan kaç kişi vardır acaba?
İşte o acıyı iliklerine kadar hissedenlerden birisiydi, Aydın Menderes. O zaman 15 yaşındaydı. Katlanması ne büyük bir dram.
Halbuki 65 yaşında vefat ettiğinde, hâlâ bu ülkeyi seven, kimseye kin tutmayan ve herkesi affedebilen birisi olarak anılıyor. Siyaset yelpazesinde herkesin sevgisini ve saygısını kazanan birisi olmak, ne büyük şeref.
Geride, adı gibi aydın birisi diye hoş seda bırakarak.
Aydın Menderes ismi, Milli Görüş camiası içinde ayrı bir önem taşır.
İlk akla gelen şey, Refah Partisi'ne katılırken söylediği 'Pazara kadar değil mezara kadar' sözüdür. Herhalde hiç unutulmayacak da.
RP'ye iltihak ettiği günkü toplantıyı gazeteci olarak izliyorduk.
O gün, sanki doğduğundan beri Milli Görüşçü gibi konuşuyordu. Bütün salonu, coşkudan ayağa kaldırmıştı.
Erbakan Hoca, o kadar önem veriyordu ki adeta gözü gibi titriyordu üzerine. Kısa sürede, genel başkandan sonra partinin ikinci önemli pozisyonu olan siyasi işler başkanlığına getirildi.
Meclis'te önemli görüşmelerde grup adına konuşmaları o yapmaya başladı. Erbakan Hoca, siyaset dünyasında yeni ve güçlü bir isim kazandırmıştı.
Bilgisi, zekası ve gittiği her toplantıda, Menderes soyisminin getirdiği ağırlıkla birlikte Refah Partisi'ni en iyi şekilde temsil ediyordu.
Sonuçta O, belki mezara kadar Milli Görüş'te kalamadı ama Milli Görüş onu mezara kadar uğurladı. Allah rahmet eylesin.
Menderes ailesinin, en ağır acılarla imtihan olduğu ve üzerlerinde musibetlerin hiç eksik olmadığından bahsedilir.
Burada Aydın Menderes için ayrı bir parantez açmak gerekir.
Doğrusu bizim hayatımızda iz bırakan noktalardan birisi de, onunla ilgilidir. Refah Partisi döneminde, 1996'da Antalya'da Belek'te bir eğitim kampı düzenlenmişti. Programı takip etmek üzere, Ankara'dan 4 kişilik bir ekiple yola çıkmıştık.
Afyon'da mola vermek için bir restauranta girdik. Boş bir masa ararken, Aydın Menderes'i gördük.
Bizi masasına davet etti. Çok nazik bir insandı. Yemek boyunca hep onu dinledik. Oldukça etkileyici ve akıcı bir konuşması vardı. Refah Partisi'ni öyle bir anlatıyordu ki, herkes ağzı açık dinliyordu.
Yemek sonrası izin istedik. Ayağa kalkıp bizi uğurladı. Onlar biraz daha istirahat edip, öyle kalkacaklardı.
Neyse biz kampa vardık. Ama herkes şoktaydı. "Aydın Menderes, trafik kazası geçirmiş" dediler. Tarih, 15 Mart 1996'ydı.
Boyundan aşağısı felç oldu ve 15 yıl çileli bir hayat yaşadı.
Bunu niye anlatıyoruz?
Muhsin Yazıcıoğlu, Bedri İncetahtacı, Adnan Kahveci ve Eşref Bitlis'in hayatını kaybettiği kazalardaki şüpheleri görünce, acaba sorusunu gündeme getirmek için.
O zaman sıradan bir trafik kazası gibi görüldü.
Bugün nerede bir trafik kazası varsa, orada bir soru işareti ve şüphe ortaya çıkıyor.
İnsan sormadan edemiyor;
Acaba Aydın Menderes'in kazasında da gizli bir el olabilir mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



