Kentin müktesebatı değil hesabı vardır. Hazin olanı şudur ki kentli bunun farkında olmaksızın taşrada olanı, köyde kalanı hep küçük gören bir tavır takınmıştır. Ne de olsa köylünün hesabı değil müktesebatı vardır. Köylü hesap bilse bile bu ancak parmak hesabı olabilir. Her hesapta kendi aleyhine yanılır. Köylülerle konuşmayı belki de bu yüzden severiz. Birinci el konuşma gibi bir şeydir köy ağzı konuşmalar. Ne elekten geçmiştir ne de süzgeçten. Köylü kentte zorlanır. Çünkü kendi bağlamının ve doğal sınırlarının dışına çıkmaya icbar edilir. Yemeği şöyle yiyeceksin, suyu şöyle içeceksin, konuşurken şuna dikkat edeceksin, yürürken şu kaidelere uyacaksın gibi sözüm ona bir sürü görgü kuralıyla muhatap olur. İncelik ve görgü adına merkezden taşraya yapılan eleştirilerin özü şu iki kelimede özetlenebilir: Ağzını topla!
Sözde haddi aşanlar için söylenen bu ifadenin uygulamadaki alanı oldukça geniştir ki yöresel ağız ve şive ile kentlerin kamusal alanlarına girmemek anlamına gelir. Şive ve lehçe ağzı kelimelerin duygusal sınırlarının da ötesine doğru çekip uzattığından kentli bakış bu görüntüyü kendi iletişim dizgesine aykırı bulur. Lehçe ve şive kelimenin ikincil kılınıp organik anlamda ağzın -mimiklerin öne çıkması şeklinde cereyan eden bir konuşma şekli olduğu için buna aynı zamanda "ağız" da denir. Yani konuşmanın konuşma olmaktan çıkarak büsbütün ağız haline gelmesidir bu. Kentli insan -dişleri hariç-ağzını saklar sözcüklerini öne çıkarır. Benim doğduğum coğrafyada (Sinop) buna 'dil kırmak' denir. Yöresel ağzı kentsel beğeni düzeyine çıkarak yapmacık da olsa ağzını bir sözcük kıvamınca büzüştürmek demektir. Şive ve lehçenin sesini kısarak onları dar alana kıstıran işte bu kentli bakış açısıdır. Sözgelimi, Erzurumlu bir kadının Taksim'de ehram ile dolaşmasıyla Erzurum şivesinde konuşması arasında kenti bakış açısından bir fark yoktur.
Bir millet sadece dilinden sorumlu değil, aynı zamanda dili kullanma biçimlerinden de mesuldür. Şive ve ağız sanıldığı gibi bir tahrifat ya da dili menşeine uygun kullanma acziyeti değil, dile ses değerleri katarak yeni imkânlar yaratma biçimleridir. Her bölge Türk diline kendi nefesini üfleyip kendi sosyal ve kültürel iklimine uygun anlamlar yüklemiştir. Bu başlı başına bir zenginliktir.
Araştırmacılar dilin yöresel kullanımı ile ilgili ilk çalışmayı İbrahim Şinasi Efendi(Şinasi) ile başlatırlar. Atasözlerinde geçen kelimelerin özellikleri ve kimi ağızlara ait örneklerin yer aldığı Şinasi'nin "Durub-ı Emsal-i Osmani" adlı eserinden sonra ikinci önemli çalışmaya Besim Atalay gözetiminde Ahmet Saffet, Hasan Fehmi , Veled Çelebi üçlüsü öncülük etmiş 1929-30 yıllarında Ragıp Hüseyin bu çalışmaları belli bir kıvama getirmiş ve bu dökümanlar daha sonra Hamit Zübeyr ve İshak Rafet tarafından toplanarak "Anadilden Derlemeler" adıyla yayımlanmıştır. Bu çalışmalardan sonra yöresel dil üzerine çalışmalar daha bir hız kazanmıştır. Bugün bu konuda araştırma yapacaklar için çok önemli kaynaklar mevcuttur. Ömer Asım Aksoy'un "Bölge Ağızlarından Atasözleri ve Deyimler", Zafer Öztek'in "Halk Dilinde Sağlık Deyişleri Sözlüğü", Tomris Tunç'un "Derleme Sözlüğü ve Kavramlar Dizini" bunlardan bazılarıdır. Bu fakir de bir süre önce Anadolu ağırlıklı dua ve beddua haritasını çıkarmaya çalışmıştı.
Yöresel ağızlar üzerine son zamanlarda yapılmış en özgün çalışma İsmail Kara'ya ait. Kara kendi doğduğu bölge olan Rize - Güneyce'ye ait kelime ve deyimlerin yanı sıra kişi ve aile lakaplarını, yer adlarını derlemiş. 2600 kelime ve deyimin yer aldığı sözlükte türkülerden ve bilmecelerden örnekler de var. Modern hayat karşısında mevcut kültürü koruyup kollamaktan başka bir savunma biçimimiz kalmadığına göre sadece yazılı kültürü muhafaza etmekle yetinmemek gerekli, şifahi olanın da peşine düşmek lazım. İsmail Kara bu konuda oldukça sistematik çalışan bir yazar. Babası Kutuz Hoca'nın hatıralarından yola çıkarak nasıl bir devre ışık tutmaya çalışmışsa bu kez de annesinin dilini çözmeye çalışmıştır. İlk şekli 1997-98 yılları arasında ortaya çıkan bu çalışma 2001 yılında tamamlanarak "Güneyce- Rize Sözlüğü" adıyla yayımlanmıştır. Güneyce sözlüğü sadece bir köyün kelimelerle kurduğu ilişkiyi değil aynı zamanda kelimelerin folklorik taraflarını da ortaya koyarak inanç, teamül ve kabulleri hakkında da bilgilendiriyor. Bu konuda yazarın en büyük kaynağı köy ahalisi ve yakın çevre. Sözlüğü özgün kılan en önemli taraf biraz da bu. Kuşkusuz sözlüğün girişinde de belirtildiği gibi yararlanılan çeşitli yazılı kaynaklar var, ama özellikle bilmece ve türkülerde en güvenilir ve en sahih kaynak kızkardeş, halazade ve köylü yakınlardan oluşuyor. Sözlükten de anlaşılacağı üzere Güneyce'liler Türklükleri gibi türkülerini de koruyan insanlar. Ağızlarında etkilendikleri kültürlerin kelimeleri yer alsa da -Pontus Rumcası gibi- türkülerinde bu yabancı unsurlara hiç yer vermemeyi başarmışlar. Şive ve ağız farklılıklarından dolayı kimi Arapça ve Türkçe sözcükler ilk anda anlaşılmayacak şekilde telaffuzda değişim göstermiştir. Örneğin belki kelimesi 'balaçi', afdal kelimesi 'efsel', galat kelimesi 'gelet', kelam kelimesi 'kelem' şeklinde kendine telaffuzda yer bulmuştur.
Bir sözlüğü bir yazıya taşımak elbette yazının hudutlarını fazlasıyla aşacak bir şey. Rizeli (özellikle Güneyce'li) hemşehrilerimiz bu sözlüğü yaşayan bir unsur olarak dillerinde yaşıyor ve yaşatıyorlar. Bize düşen bu kültürün sesini bir işitme mesafesince sizlere yakın tutmak. İşte seçtiklerimiz:
Güneyce sözlüğünden bazı kelimeler ve karşılıkları: abele: işte böyle, anaforçi:beleşçi, cons: göğüs
Güneyce sözlüğünden bazı bilmece örnekleri: 'O yani kaya bu yani kaya içinde bi kaşuk maya: yumurta.', ' Allah yapar yapısini piçak açar kapisini: Karpuz'
Güneyce sözlüğünden bazı türkü örnekleri: 'cel cidalum oduna/ Yosa kişun uşuruk/ Evun yol ustinedur/ Donuşun konuşuruk' , 'Sabahtan doğar cuneş/alur kabi başina/ Yazacağum aduni/ Yuzuğumun taşina"
Güneyce sözlüğünde kişi ve aile lakaplarından bazıları: abanoz, cağur imamı, bacaksuz,firağun, lopbaş,sabahsidiği.
Güneyce sözlüğünde yer adlarından bazıları: Alata, bozonun suyi, çakal yuvalari, çopurmun irmağı,iskoloti,nemazcah, yanlişluk.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



