1989 yılında Millî Gazete'ye iş başvurusu yaptığımda Ekrem Kızıltaş'ın tavsiyesi, Genel Müdür Hazım Oktay Başer'in oluru ile mesleğe adım atmıştım. Şu anda benim gibi yüzlerce meslektaşım, "Millî Gazete Tesisleri, Çayhane Sokak, No: 1, Topkapı-İstanbul" ve "Hazım Oktay Başer"in tedrisatından geçtikten sonra birçok ulusal medyada mesleklerini icra etmektedir. "Millî Gazete Okulu"na uğrayıp da "Oktay Amca"yı hatırlamaması, onunla ilgili bir anısının olmaması hemen hemen imkânsız gibidir.
Çünkü kıt imkânlarla "Hak geldi, batıl zail oldu"yu elden ele, gönülden gönüle ulaştırmak için bir ömrü infak edenlerin başını uzun yıllar hep o çekmişti. Hiç eksilmeyen hizmet aşkıyla, sevdasıyla ve ümmet şuuruyla hep yanımızda olduğunu hissettirdi. Geçtiğimiz Cuma günü hâl-hatır ettiğimde, "biraz rahatsızım" demişti. Rahatsızlığı gözlerinden okunuyor, fakat yine de yüzünden tebessümünü eksik etmiyordu.
Pazartesi gününün akşamı Fatih Camii'nin Arş-ı Âlâ'ya uzanan minarelerinin gölgesinde yürürken, Ekrem Kızıltaş'ın telefonundan gelen hüzünlü sesle birlikte, "İnna lillâhi ve innâ ileyhi raciûn" emrini terennüm ettim. "Oktay Amca"mız Hakkın rahmetine kavuşmuştu. Anılar bir film şeridi gibi hızla hafızamda dolaşmaya başladı...
1993 yılında yukarıdaki kareye hapsettiğimiz fotoğraftan bir nefes eksilmişti... Bu eksikliği kestirmenin mümkün olmadığı 24 Kasım 2008 günü, çok gündeme gelmeyen "hiç eskimeyen" yıllanmış bir konuyu kendisiyle konuşma istediğimi geri çevirmedi. Birçok konuda uzun uzun söyleştik. Fakat ben daha önce olduğu gibi "Vali Amca"nın mücadelesi ve hayat felsefesinin özeti niteliğindeki konuyu tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum.
İşte 25 Kasım 2008'de "Vali Hacca gidemez!" başlığı altında yayınladığımız "Oktay Amca"nın basına yansıyan en son açıklamalarını tekrar sütunlarımıza taşıyoruz:
Osmanlı Devleti; Surre Alayları, Hicaz Demiryolu ile İslâm Medeniyeti'ne kamusal hizmetleri zirveye taşırken, onun küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti'nde dini özgürlükleri kısıtlayan uygulamalar dikkat çekmiş hep.
Millî Şef döneminde ayyuka çıkan yasaklar, âdeta zulme dönüşmüş. Kur'an'ı, Ezan'ı Arapça okumak yasak... İslâm inancının temel şartlarından Hacca gitmek yasak...
İşte bu yasaklar silsilesinin, yıllar sonra yerini özgürlüğe bırakmasına rağmen, toplumun ne derece baskı altına sokulduğunun "ilk yol hikayeleri"ndendir sütunlara taşıyacağımız.
İhramlı fotoğraflarını yaktıran Cumhurbaşkanı
"İlk"ler bahsine girdiğimize göre, bir ilkle başlayalım ve başka ilklerle devam edelim konumuza. Osmanlı İmparatorluğu döneminde devleti idare edenlerin Hacca gitmeme geleneğini, Türkiye Cumhuriyeti de uzun yıllar devam ettirir. Tâ ki, 5. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay dönemine kadar. Yasak sancılarının çokça çekildiği yıllarda Cumhurbaşkanı olan Cevdet Sunay, 1968'de Umre'ye gidişiyle bir ezberi bozar. Fakat daha sonraki yıllarda acı bir gerçek ortaya çıkar. Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı, baskı ve korkunun sonucu olarak Umre görevini ifâ ederken çekilen ihramlı fotoğraflarını yaktırmıştır. Bu olay, aynı zamanda memleketimizin nasıl bir dönemden geçtiğinin de fotoğrafıdır aslında.
Cem Sultan'dan sonra Hacca giden ilk Vali
Ağabeyi II. Bayezid ile taht mücadelesine giren Konya Valisi Cem Sultan büyük bir yenilgiye uğrar ve Konya'yı terk eder. Mısır'da hüküm süren Memlük Hükümdarı Kayıtbay tarafından hürmetle karşılanarak bir müddet misafir edilir. Cem Sultan, Hac dönemi geldiğinde annesi ve hanımını da yanına alarak Hac kafilesine katılır. Hac vazifesini yerine getirerek Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk ve tek Haccını ifâ eden şahsiyeti olarak tarihe geçer. Osmanlı Devleti'nin Konya Valisi Cem Sultan'ın yaşadığı ulvî heyecanı, Osmanlı'nın mirascısı Türkiye Cumhuriyeti'nin bir başka Konya Valisi yıllar sonra tekrar yaşar. Bu kutlu ibadeti Konya Valiliği döneminde (24 Temmuz 1975 - 2 Mart 1978) gerçekleştiren kişi Hazım Oktay Başer'dir. Bu yönüyle Konya Valisi Cem Sultan ve Hazım Oktay Başer'in Haccı; "Tarih tekerrürden ibarettir" sözünü hatırlatmaktadır bizlere.
Konya Valisi Mekke yollarında
Hazım Oktay Başer, henüz 4 aylık Konya Valisi iken ortalığı telâşâya vermeden yurtdışına gideceğini beyan ederek izne çıkar. Kimilerinin aksine Avrupa'da gününü gün etmeye değil, "Kutsal Topraklara" giderek kutlu görevi ifâyı koymuştur kafasına. Hanımını da yanına alarak, geçer direksiyonun başına kara yoluyla Suriye üzerinden tutar Mekke'nin yolunu. Haber herkesten önce, Peygamber yurdunda ikamet eden Konyalı Ali Ulvi Kurucu'ya ulaşır. Kurucu, ensarın sevinciyle Hazım Oktay Başer ve hanımını evine misafir eder.
Vakit çok geçmez Kurucu'nun evinin önünde bir telâşâ başgösterir. Zabitler, Konya Valisi Hazım Oktay Başer'i sormaktadırlar. Başer, hâne halkına korkmamalarını telkin ederek, zabitlerle görüşmeye gider. Konya Valisi'ni karşılarında gören zabitler selama dururlar ve durumu arzederler.
Konya Valisi'nin Mekke'ye geldiğini haber alan Mekke Valisi, yıllar sonra bir devletlinin Kutsal Toprakları ziyaretinin şaşkınlığı ve sevinci içerisinde onu misafir etmek istemektedir. Ev sahibine saygısızlık olmasın diye bu teklif teşekkürle birlikte geri çevrilir ve "bir dahaki sefere inşaallah" denilir...
Medine'ye gelindiğinde ise aynı iltifat Medine Valisi tarafından da gösterilir. Misafirliği esnasında gösterilen âlâka ve hürmet Başer'i çok şaşırtır. Suudi gazeteleri, Muhafız-ı Konya (Konya Valisi) Hacca geldi diye günlerce haber yapar.
Devletin valisi Hacca gidemez!
Hac görevinin tamamlanmasından sonra Türkiye'ye dönen Vali Başer'i bir sürpriz beklemektedir. Konya Valisi'nin Hacca gittiğini öğrenen basın organları; "Türkiye Cumhuriyeti'nin Valisi nasıl Hacca gider?!.. Bu valiye kim izin verdi?!.. Laiklik elden gidiyor!.." diye feveran ederek, bir kaşık suda fırtınalar koparmaktadır. Konya Vali Başmuavini Tekin bey, basında çıkan bütün haberleri Vali Başer'e sunarak, gerekli cevabın verilmesi için talimatlarını arzeder. Başer, gülerek; "haklısın bunlara güzel bir cevap verelim" der. Başmuavin kağıda kaleme sarılmış, Vali beyin ağzından çıkacak ifadeleri beklemektedir. Başer; "yok yahû, yazıyla değil fiilen cevap vereceğim. Seneye tekrar Hacca gideceğim" der.
Pervasız eleştirilere tokat gibi cevap
Yani bir anlamda, fevri davranmanın bir fayda sağlamayacağını düşünerek cevap hakkını saklı tutmayı yeğler. Ve aradan geçen bir yıllık sürenin ardından kendisini pervasızca eleştirenlere tokat gibi bir cevap vermenin zamanı gelmiştir. Başer bu defa Hac kervanına, hanımının yanına annesini de katarak tekrar düşer Kutsal Toprakların yoluna. Döndüğünde, ilk Haccında kendini eleştiri bombardımanına tutan basın organları ve çevreler "dut yemiş bülbül" gibidir. Çıt yok!..
Ertesi sene bir daha, bir daha... Çıt yok!.. Böylece "Vali Hacca mı gider?!" meselesi ortadan kalkmış olur.
Konya Valisi Hazım Oktay Başer'in bu güzel ve cesur davranışından cesaret alan bazı emekli valiler, sonraki dönemde onun mihmandarlığıyla kutsal görevlerini ifâ ederler. Böylece Türkiye'nin kendine yabancılaştırıldığı bir hususta "sessiz bir çığır" açılmış olur. Öyle ki, o dönemde Konyalı âmâ şairin dizelere döktüğü duygular hâlâ Hazım Oktay Başer'in hafızasında...
O, "Rablerinin emirlerine uygun yaşayanlar için, alt tarafından ırmaklar akan cennetler vardır" (Âl-i İmrân, 198) müjdesi mucibince yaşamaya gayret etti. "Oktay Amca"yı kaybetmenin hüznünü yaşıyoruz, dualarımızla ve geriye dönüp hatırladıklarımızla...
Allah'tan rahmet, bütün sevenlerine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



