Bir Kandilli şairi Yahya Kemal."Gece" şiirinde anlattığı hüzünlü bir Kandilli'dir.
"Kandilli yüzerken uykularda
Mehtabı sürükledik sularda...
Bir yoldu parıldayan, gümüşten,
Gittik... Bahs açmadık dönüşten.
Hulyâ tepeler, hayal ağaçlar...
Durgun suda dinlenen yamaçlar...
Mevsim sonu öyle bir zaman ki
Gaip bir mûsikîydi sanki.
Gitmiş kaybolmuşuz uzakta,
Rüya sona ermeden şafakta..."
Şair adeta gece ve akşamla özdeşleştirmiş Kandilli'yi.
"Akşam mûsikîsi"nde de hüzünlenmemek mümkün değil.
"Kandilli'de eski bahçelerde,
Akşam kapanınca perde perde,
Bir hatıra zevki var kederde,
Artık ne gelen, ne beklenen var".
Yahya Kemal'de hüzünlü çağrışımlar bırakan semt,
Aslında tarihte kandillerle anıldı.
Hep aydınlık kaldı.
Padişahlar Anadolu yakasının sakin havasını pek sevdiklerinden deniz yolu ile sabah gelir, avlanır, konaklar, akşamları da karşı sahildeki saraya dönerlerdi.
Bu geç vakit dönüşlerde, Kandilli'nin meşhur akıntı burnu geçit vermez endişesi hep çekilmiş, bu yüzden yakılan kandillerle deniz aydınlatılmaya çalışılmıştır.
Revan seferinden dönen 4. Murat'ı bekleyen bir sürpriz daha vardır.
Bu semtteki bir köşkte şehzadesi Mehmed doğmuştur.
Doğum muştusu için yedi gece kandiller yakılmış.
Bundan dolayı semt, "Kandilli köy" diye meşhur olmuş.
Bu semt, ismi gibi; "Kandilli Kız Lisesi"ile bizlerin de yaşantısını kandillerle aydınlattı.
Mutat pilav gününde, Yahya Kemal'in şiirleri geliyor aklıma, kandil yakmayı gelenek haline getirmiş halkı.
Padişah ailesi ile komşuluk etmiş semtin asaleti.
Kadınların ve genç kızların koruyucusu olan Adile Sultan ise hiç aklımdan çıkmıyor.
Semtler de, tıpkı insanlar gibi isimleriyle müsemma oluyorlar.
Kandilli'yi asırlar önce geceleri kandillerle aydınlatan halkın arasına, Adile Sultan da eğitim meşalesini yakarak karışıyor.
Bütün Anadolu yakasının, Üsküdar'ın, Harem semtinin, Kız Kulesinin kadınlar şehri oluşuna adeta nazire yaparcasına, O da yaşadığı sarayı, kız çocuklarının eğitimine verir.
Okulumu her ziyarete gidişimde Adile Sultanın ruhaniyetinin aramızda gezinişini, mutlulukla gülümseyişini hissederim.
Onun sarayında bu yıl da toplandığımızda, herkes arkadaşını arıyordu.
Biyoloji hocamız Belkıs Hanım, sanki aradan otuz yıl geçmemiş gibi, onurla eski talebeleri arasında idi.
Edebiyat hocamız Necla Hanım, alıp bizi o genç yıllarımıza götüren hilal kaşlarını kaldırmakta idi yine.
Örgülü saçlarına karlar yağmış, yüzlerine kırışıklıklar doluşmuş arkadaşlarımız, kendimize tuttuğumuz aynalar olmuştu. Bu yüzlerce kızın toplandığı tarihi mekânda, kimi evlenmemiş, kimi okuyup çok iyi yerlere gelmiş, kiminin de hastalık ve ölüm haberleri gelmeye başlamıştı.
Şu son günlerde ne kadar çok eski arkadaşımı kaybettim.
Gözlerimizde yaş.
Hatıra sağanağı altında genç öğrenciler takılıyor gözlerimize. Ağırbaşlı, düzgün, seviyeli duruşları ile gelecekle ilgili umutlarımızı artırmaktalar. Onlardan öğrendiğimize göre, okulun başarıları da çok iyidir, eğitimin seviyesi hızla yükselmektedir.
Bu kaliteli eğitimde, başta müdürleri Abdurrahman Memiş Bey'in ve değerli idarecilerinin, öğretmenlerinin katkısı olduğunun altını özellikle çizdi çocuklar. Zaten bir koruya başını yaslayıp, denizi seyreden bu saklı cennette, öğrencilerin ve eğitimcilerin mutlu olmamaları için sebep yok.
Maziden gelen bu tarihi ve doğal zenginlik, elbet onların eğitimlerine de yansımakta; gençleri erken yaşlarda sorumluluk sahibi yapmakta.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



