Tarihimiz "destandır," hiçbir ülkeye nasip olmayan şeref levhalarıyla doludur. Nice isimsiz kahramanlar bu vatan toprağını kurtarmak ve bize emanet edebilmek için kanlarını dökmüş, canlarını vermiş.
Cesaret, manevi bir kuvvet ise kahramanlık fazilettir. Bu milletin geçmişinde "şan ve şeref"le yazılan bir tarih yatmaktadır.
Bu milletin askeri, cephede tarih yazarken, beşik sallayan analar, medrese çağındaki evlatlar ve ak saçlı ihtiyarlar, gerektiğinde ellerinde yaba ve kazmalarla vatan müdafaasında bulunmuş... Canını vermiş ama asla namusunu çiğnetmemiş.
Türk askeri İslamiyet öncesi Orta Asya'dayken bazı eşyalara, cisimlere ve şekillere belirli manalar yüklemiş. Mesela, "ok ve yay" cihana yayılmanın simgesi olarak bilinirken, davulun ve tuğun devlet şeklinde değişik anlamları vardı. Türk ordusunda görev yapan askerler için de bir simge geliştirilmiş... Bu dönemde orduda görev yapan askere "alp," "alp-er, "Alperen" v.s. gibi ünvanlar verilmiş. Elbette bu etiketler askeri kişiliğin "bir kişi"ye ait olmadığını, tüm milleti temsil ettiğini gösteriyordu.
İslamiyetle şereflenen Türkler devletler içerisindeki ordularda görev alan askerlere "Mehmetçik" ünvanını vermiş. Bu mukaddes din benimsendikten sonra milletler üzerinde özellikle son Peygamber Hz. Muhammed'e (a.s.v.) muhabbetten dolayı bu payeyi vermekte bir beis görmemiş. Fahr-i Kainat Efendimize olan bu hayranlık üzerine Türkler doğan erkek çocuklarına "Mehemmed" ismini vermiş... Bu isim daha sonra "Mehmet" şekline dönüşmüş. Mehmet ismi günümüzde öylesine yaygın ki.
İşte bu yüzden "Mehmetçik," bir deyim haline gelmiş.
Tüm Türkiye'de bu şekilde anılan askerlerimizin bu adı alması zaten cesaret ve kahramanlığın sonucuydu... Bütünü kahraman olan bir milletin fertlerini ismen ayırt etmek, kahramanlıklarını sayabilmek imkansız... Hepsini bir tek adla bağrına basmak için milletçe erlerimize "Mehmetçik" demişiz. Bu canciğer evlatlarımıza verilen isim, dosta güven, düşmana korku salmıştır.
Mehmetçik bütün ordunun simgesidir. Sadece bir isim değil, fikirdir, amaçtır.
Peki, son günlerde "Mehmetçik"le ilgili çıkan haberlere ne demeliyiz?
Mesela, bir Yüzbaşının Mehmetçiği hedef yaptığı haberi... Yüzbaşı gözünü kırpmadan takır takır mermileri saydırdı, ters dönüp, bacaklarının arasından silahını konuşturdu... Güya "Güven atışı"yda bu. Ama hiç de öyle görünmüyor... Emir demiri keser hesabı, Mehmetçiğimiz verilen komutu yerine getirip, hedef tahtası olabiliyor.
Mesela, GATA'daki kobay Mehmetçik skandalını ele alalım.
Malum; GATA Nöroloji Ana Bilim Dalı'nda görev yapan 6 doktor, hareket bozukluğu hastası 20 Mehmetçik'i tanı koyma bahanesiyle "izin almadan" kobay yerine kullanmış. Korkunç görüntüler izledik haber bültenlerinde.
Askerlerin beyinlerine yüksek elektro-manyetik alan uygulayan doktorlar bu skandalı "bilimsel çalışma" diye üstelik uluslar arası bir kongreye sunmuş.
Genelkurmay ne yaptı?
Yalanladı. Ancak Mehmetcik'in yürek parçalayan görüntülerini içeren deneyin 2007 ve 2008 yılında başlamasına rağmen etik kurul izninin 2009'da alındığı kafalarda soru işaretleri oluşturdu. Meğer Genelkurmay'ın "aldık" dediği GATA Etik Kurulu izni deneyden iki yıl sonrasına aitmiş. Üstelik bu onay da "Gönüllü oldular" kılıfıyla ve kobayların asker oldukları gizlenerek alınmış.
Bir diğer haber de mide bulandıran cinsten:
Bolu ve Bilecik'teki iki askerin birliklerinde tecavüze uğradığı haber... Detaylarına girmek istemiyorum. Her iki Mehmetçiğin maruz kaldığı bu iğrenç taciz olayı, akıllara durgunluk veriyor ve "neler oluyor" dedirtiyor.
"Mehmetçik" ordumuzun sembol ismidir. Bu isme kimsenin leke sürmeye hakkı yoktur. Binbir emek ve zahmetle büyüttüğümüz ve türkülerle cepheye gönrderdiğimiz bu güzide evlatlarımızı ne hallere düşürüyoruz!
Bu mukaddes vazifeyi yerine getirirken her türlü zahmete katlanmak, zorlukları göğüslemek, ölürsem şehit, kalırsam gazi ilkesini düstur edinmiş Mehmetçiklerimizi küçük düşürmek, horlamak kimsenin haddi olmamalı!
Selahaddin Eyyubi, Haçlı ordularının tehditlerine karşı şöyle haykırıyordu, "Sizin yaşamayı sevip istediğiniz kadar, ölmeyi isteyen, yani şehit olmayı bin can ile arzu eden askerlerimle geliyorum!"
Bu sözler onları korkutmaya yetmişti. Tarih boyunca bizi zaferden zafere koşturan sır işte buydu. İşte bu sırdan dolayı Mehmetçiklerimiz gözünü budaktan sakınmıyor ve düşman hücumuna karşı göğsünü siper ediyordu.
Maalesef bu kahraman ordunun evlatlarını hedef tahtası yapan, kobay olarak kullanan ve tecavüze yeltenen bir zihniyetle karşı karşıyayız.
Mehmetçiğin inancını alırsanız, geride ne kalır? Askerlik, ölümü her an göze almayı gerektirir. Ölüme karşı inançtan başka hangi gücün etkisi olabilir? Şehitlik mertebesinden başka, insanı ölümün üzerine hangi kuvvet seve seve yürütebilir?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



