Geçen haftalardaki yazının birinde, yani 28 Eylül tarihli "x'i y sanmak" yazısının sonunda "Bir Diriliş Eri Daha Hakk'a Yürüdü" başlığı altında Mahmut İncimez'in vefatını bildirmiş, taziye dileğinde bulunmuştum. Telefon ile de dostum Haydar İncimez'i aramıştım. Muhterem babaları ve "İncimez abimiz" Mehmet İncimez'e taziye dileğimi bizzat bildirmek istiyordum. Haydar, hem rahatsızlığı hem de Mahmut'un vefatının verdiği üzüntüyle görüşmemin sıkıntılı olabileceğini ima edince öyle kalmıştı. Zaten İncimez abinin hüzünlü halini tahmin ediyordum. Doğrusu, mahremiyetini ve rikkatini yakından bildiğim Haydar'ın bu iması, yürek ezikliğinin ve akıbetin gelmekte oluşunu ihtar etmeye yetti de artıverdi.
İncimez abi olarak maruf Mehmet İncimez, Maraş'ta İslâmî düşüncenin ve mücadelenin "sakası" ve bendesi konumunda olan ama bunu hayatın olağan akışı içinde tutan mümtaz ve çilekeş bir şahsiyetti. Yakından tanışıklığımız 60'lı yılların sonları, üniversiteye başladığım 68-69'lara kadar gider. İmam-Hatip'te okuduğum yıllarda yazı-çiziyle, kültürel faaliyetlerin içinde yer almaya başladığım zamanlarda o bizi tanıyıp takip ederken, bizim şartlar gereği, pek ilişkimiz olmamıştı. Yılmaz Ercan (uzun ömürler dilerim), rahmetli Hilmi Vakkasoğlu, diş tabibi rahmetli Mehmet Sandaloğlu, Halil Arıkan gibi kültürel faaliyetlerin bir yerinde duran ve İslâm davasını yüreklerinde duyan mümtaz insanları hatırlıyorum ilk olarak.
Mekân ve ona dayalı ortam, hep sorun olagelmişti. İmam-Hatip Okulu Mezunları Derneği maddi bakımdan sınırlıydı. Bir ara Millyetçiler Derneği, kısa bir süre 12 Eylül ile yerle bir edilen Kireççiler Mahallesi'nde faaliyet gösteren Maraş Kalkınma ve Yardımlaşma Derneği, daha sonra Uğrak Pastanesi'nin çaprazında açılan Mefkûreciler Derneği hizmet mekânı oldular. Fakat sanıyorum maddî ve yasal güçlükler kalıcı mekân olmalarını engelledi.
İşte 60'lı yılların sonlarından itibaren Trabzon Caddesi üzerinde, Kıbrıs Meydanı'na bakan, İncimez abinin dükkânı kalıcı mekân oldu, olageldi. Önceleri motorlu araç aksâmı satışı yapılıyordu. Hurdaya çıkmış arabaların aksâmı Türkiye'nin çeşitli yerlerinden toplanır, getirilir, ihtiyaç duyanların hizmetine sunulurdu. Arada bir askeriyenin ihalesinde de katılırdı İncimez abi. Bu işin piyasası tıkanınca, cam ve çerçeve işine geçildi. Son olarak, sağlığı da elvermediğinden dolayı dükkânı kiraya verdi, üst katı buluşma mekânı olarak düzenledi.
İncimez abinin yeri Maraş'ta yaşayan arkadaşların sadece buluşmalarına hizmet etmekle kalmadı. Büyük Doğu, özellikle Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergilerinin gönüllü irtibat bürosu işlevini de gördü. Ayrıca Milli Nizam, Milli Selamet ve Refah Partisi bakımından yönlendirici, uyarıcı istişare görevini üstlenici bir hizmeti de yerine getirdi. Ama basit bir "partici" kimliğini hiçbir zaman üstlenmedi. Önemli bir yanı da sadece Maraş ile sınırlanmış bir bakış açısı ve ufuk çizgisi içinde kalmadı. Tam anlamıyla bir düşünce, bir sanat platformu niteliğinde oldu. İstanbul'dan, Ankara'dan verilen sesin yankılandırıcı ve yansıtıcı mekânıydı. Coşku, hüzün, hasret ve mutlulukla İncimez abinin dükkânında, haydi söyleyelim tezgâhından geçen arkadaşları, dostları hatırlıyorum. Rahmetli Erdem Beyazıt, Necmettin Gevri, Faruk Kemaloğlu, Ahmet Gedemenli, Sait Kırmacı, İsmail Akben, sıhhat ve afiyette olsunlar Yılmaz Ercan, Ahmet Soğancıoğlu, Murat Beyazıt, Hakkı Debgici, Mustafa Kabalcı, Ali İhsan Şerefoğlu, Rasim Gül, Ali Sezal, Coşkun Canlı, Fazıl Tiyeklioğlu, Ökkeş Karakoç, Nedim Şerefoğlu, Ahmet Ünsal, Hasan Seyithanoğlu, Mustafa Koyuncu ve daha nice değerli insanlar.
"Ballar balını buldum/Kovanım yağma olsun" hesabı üzre bir "saka" gibi sehavet ve tevazu içinde, hiçbir çıkar, menfaat duygusuna tenezzül etmeden, hep geride durarak yaşadı İncimez abi. Yaz aylarında gittiğimde, mutad devamlı kurulan öğle sofrasına katılmadığım zamanlarda gizli bir incinmişlik içinde nükteyle, "bugün yemeğe gelmedin, cezayı hak ediyorsun!" diyerek takılırdı. 90'lı yıllarda, ev sahibesinin rahatsızlık vermesi üzerinde borç-harç edinerek ev almak zorunda kaldığım sırada bir iki yıl Maraş'a gidememiştim. Gittiğim yıl uğradığımda konuşurken konu buraya gelmiş, durumu anlatmıştım. Böyle bir sıkıntı içinde olduğumu öğrendiğinde biraz gücenmiş halde, "yeğenim" demişti, "niçin bize haber vermedin?" diyerek adeta takazada bulunmuştu. Oldum olası, dost ve arkadaşlarım ile araya "para" meselesini hemen hiç sokmadığımı, bundan hicap duyduğumu söyleyememiştim. Biraz daha borcun bulunduğunu da. Konuyu kapatmıştık.
Keşke, ilgili kuruluşlar bu türden hizmet ehli insanların adını, hatırasını, hizmetlerini kayıt altına alıp gelecek nesillerin dikkatine sunabilseler! Kültürün, tarihin, uygarlığın birikimine katkıda bulunmanın bunlarla zenginleştiğini anlayıp kavrayabilseler!
İncimez abi, hayatın, sa'yin, hizmetin müstecap ve mağfur, noksanın hayra tebdil olsun. Rahmet ve mağfiret dilerim. Maraş'ın, yakınlarının, eş-dostlarının, sevgili Haydar'ın başı, başımız sağolsun.
Seni, ebedî yolculuğuna uğurlayamama kusurumdan dolayı ruhaniyetine havale edilmeyi umuyorum. "İnnâ lillahî ...".


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



