Nice insan tanıdım, sevdim, saygı duydum ve "yakınında olma"ya çalıştım; nice insan tanıdım, "tehlikeli" görüp "zarar vermesin" diye "uzak durma"ya çalıştım; nice insan tanıdım güven duyamadığım için "mesafeli" durdum. Herkesin hayatında her üç tipten insana rastlamak mümkündür.
Benim hayatımda birinci kategoride yer alan "güzel bir insan"dan söz etmek istiyorum: Mehmet Dumlu Hoca. Yıllar önce birkaç akademisyen arkadaşımla (NÖ, NU, NA) birlikte İstanbul Maltepe ilçesinin Adatepe semtinde bir sohbetinde bulundum. Hocanın duruşuyla, konuşma üslûbuyla, konuşurken seçtiği kelimelerle oldukça özgün bir insandı. Etkileyici bir kişiliğe sahipti, burada hem sohbet etti hem de "mürit"liği tercih eden bir gencin kabulüyle ilgili seremoniye şahit oldum.
Sohbetinde tasavvufun "edep" olduğu konusuna öylesine vurgu yapıyordu ki; kişinin oturuşu, duruşu, bakışı ve söz söyleyiş biçimlerinin ne kadar anlamlı olduğunu, kişinin bu özellikleriyle "kendi"ni ortaya koyduğunu, böylece "görünür" hale geldiğini ve insanlardan bu yüzden saygı ve sevgi gördüğünü tâlim ediyordu, dolayısıyla da orada bulunan herkes "dersini" alıyordu. Karşılıklı konuşma sırasında muhatabınızdan "göz kaçırma"nın ne kadar farklı bir anlam ifade ettiğini anlatırken, tam bir edep âbidesiydi. İnsanlarla kurduğu ilişki çok samimiydi.
Adını ilk defa duyduğum, bizzat gördüğüm ve zihnime nakşettiğim Mehmet Dumlu Hoca (d. 1929), gönlümün bir köşesinde hep var oldu. Sohbet için İstanbul'a geldiğini çevresindeki ve benim de çevremde bulunan arkadaşlardan duyuyordum. Fakat bir daha aynı ortamı paylaşmak nasip olmamıştı.
Yıllar sonra bir nikâh dolayısıyla yolumuz Kütahya'ya düştü. Hocanın Kütahya'da olduğunu biliyordum, fakat nerede olduğunu ve kendisine nasıl ulaşılacağını bilmiyordum. Kütahya'da dolaşırken "görünüşüne güven duyduğum" bir şahsa, "Kütahya'ya özgü bir mekân söyleyebilir misiniz, orada hem huzur duyalım, hem de Kütahya'nın yöresel özelliklerini görelim ve yemek yiyebilelim" dedim. Bu kişi hiç tereddüt etmeden Germiyan Konağı'nı tavsiye etti. Biz de tavsiyeye uyup oraya gittik. Sokak, tarihî bir sokaktı ve sokakta bulunan evler aslına uygun olarak restore edilmişti.
Sokakta biraz ilerleyip de Germiyan Konağı'ndan içeri girdiğimizde, sonradan üniversite öğrencisi olduklarını öğrendiğimiz birkaç genç karşıladı bizi. Mekân çok güzel tanzim edilmişti. Hem tarihin içindeydik hem de duvardaki sanat eserlerinde tarihi seyrediyorduk. Buralarda da böyle güzel şeylerin olabileceğini hesap etmediğimiz için olsa gerek ki her tarafı hayranlıkla seyrettik.
Konakta Kütahya'ya özgü ikramlarda bulundular. Tadarken zevk aldık, her şey çok güzeldi. Onların ilgisinden cesaret alıp, kültürel aktivitelere yönelik sorular soruyor, cevaplar alıyorduk. Kütahya'da çok kısa bir zaman kalacağımız için ertesi güne hazırlık yapıyorduk. Çinicilikle ilgili bilgi almak istedik.
Gençler "Biraz sonra buranın sahibi gelecek o size yardımcı olabilir" dediler. Biz yemeğimizi bitirmek üzereydik ki, konağın işleticisi olan şahıs geldi. Tanıştık, çok sıcak bir ilgiyle karşıladı bizi. Sohbet ehli birinin feyzinden istifade ettiği her halinde belli olan bu kişi, "Yukarıdaki salonda kahvelerimizi içerken size yardımcı olayım" dedi. İçeri girdiğimizde salonun çok güzel düzenlendiğine şahit olduk. Gösterilen yerlere oturduk. Gençlerin sunumuyla "mis gibi kokan kahveleri" yudumlamaya başladık.
"Çini eseri satın almak güven isteyen bir konu, bize bu konuda yardımcı olur musunuz?" demem üzerine, kendi hayatından söz etmeye başladı. Geçmişte yaşadığı birtakım olumsuzluklardan ve bunlardan kurtulmasına vesile olan ve bugün burada hizmet etme zevki aşılayan kişiden söz etti. Bu şahsın bir "hoca efendi" olduğunu, onun da çinicilikle ilgilendiğini, bizi güvenle ona gönderebileceğini söyledi. Mehmet Dumlu Hoca idi sözünü ettiği kişi. Heyecanla, hocayı tanıdığımı ve sohbetinde bulunduğumu söylemem üzerine durum daha da farklı bir boyut kazandı, sohbetin sınırları genişledi. Hocaya nasıl ulaşabileceğimizi söyledi.
Ertesi gün öğleden sonra, saat iki civarında tarif edilen yere gittik. Gediz'den gelen anayolun kenarındaki dükkâna girdiğimizde ortalık oldukça sakindi. Sergilenen çini ürünlerine bakarken, Mehmet Dumlu Hoca ile görüşmek istediğimi söyledim. Rahatsızlığı dolayısıyla içeride dinlenmekte olduğunu, birazdan kalkacağını söylediler. Söylendiği gibi kısa bir müddet sonra koridorda göründü. "İstanbul'dan ziyaretçileriniz var" dediklerinde de, bizleri hemen buyur etti ve beş altı kişinin ancak sığabileceği odasına aldı. Sohbet sırasında bir vesile ile 82 yaşında olduğunu söyledi.
Hoca heybetli bir vücut yapısına sahipti. Kilolu değildi, fakat iri kemik yapısına sahipti. Masaya oturdu, uykudan kalktığı için olsa gerek ki, konuşmakla konuşmamak arasındaki hali, vakit ilerledikçe açıldı ve "sohbet"e dönüştü. Eşim, kızım; kendi kızı Asuman Hanım ve yazılarını kitaplaştırma konusunda yardım eden ablasının kızı dil uzmanı, Dr. Ayşe Nur Sır Hanım vardı. Her biri "edep âbidesi" gibiydiler.
Hoca efendi ile dört saate yakın aynı mekânı paylaştık, "bereketli" bir sohbet oldu. Eşimin ve kızımın sorularına ayrıntılı cevaplar verdi, gönlümüzü ferah etti. İhtiyaç halinde "sohbet"in bir "şifa" olduğuna şahit olduk. Sohbet sırasında hayatından örnekler vererek Kütahya'ya yaptığı hizmetleri anlattı. Hocalarından, onların mektep ve meşreplerinden, kendisinin bu yolda yılmadan usanmadan, hatta bazan engellemelere meydan okurcasına yaptığı faaliyetlerden söz etti. Kitap yazdığını ve iki ciltten oluşacak kitabının yayımlanmış olan I. cildini imzalayıp hediye etti. Ben de yanımda bulunan bir kitabımı takdim ettim. Yazmakta olduğu II. cilt hakkında da geniş bilgi verdi.
Kütahya'da Evliya Çelebi'nin evini, aslına uygun olarak restore ettirip kültür merkezi haline getirdiklerini, burada yapılan çeşitli faaliyetleri anlattı. Hatta bulunduğumuz yere yakın olduğu için kültür merkezini, kızının rehberliğinde gidip görmemizi sağladı. Tam bir sohbet insanı olan hoca, "hizmet"i hayatının mihverine oturtmuştu. Nerede hizmet varsa, oraya koşuyordu.
Dekoratif amaçlı çini ürünleri seçerken bizzat yardımcı olan Mehmet Dumlu Hoca, kızıma birer "çini tablo", eşime de bir duvar tabağı hediye etti. Akşama doğru müsaade isteyip ayrılmak istediğimizde, mealen "Artık biliştik, bundan sonra Kütahya'da her ne ihtiyacınız olursa yardımcı olacağımı bilmenizi isterim" diyerek, ileri yaşına rağmen arabaya kadar bizi uğurladı ve hayır dualar etti. Edep mektebinin "edep âbidesi" hocayı çok sevdik ve saygı duyduk.
Bu kubbede hoş bir sada bırakan, Halvetî-Şâbânî geleneğinin temsilcisi, Kütahya'nın mânevî mimarlarından Mehmet Dumlu Hoca, 27 Ağustos 2011 Cumartesi günü Rabbine yürüdü. Allah'tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun, inşallah.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



