1920 yılında açılan Büyük Millet Meclisi kayıt defterine ismi "İslâm şairi" olarak yazılan, İstiklâl Marşı'nın bu meclis tarafından kabulünden sonra "İstiklal Marşı şairi" olarak bilinen Mehmet Âkif ve Safahat adlı şiir kitabı, bu toplumun hayatında vazgeçilmez milli kültür unsurlarındandır. Bu şahsiyetin 63 yıllık hayatıyla (1873-1936) eserini okumak, milletimizin çok önemli bir tarih dönemecindeki yeniden var oluş hikâyesiyle destansı kahramanlıklarını da öğrenmek demektir. O yüzden Âkif'in hayatı ile Safahat'ı okumak, aslında Osmanlı'dan Cumhuriyet'e getirdiğimiz değerlerin önemli unsurlarını da bir kere daha gözden geçirmektir.
Bir milletin hayatında her şeyin yıkılıp yeniden kurulduğu dönemler vardır. M. Âkif ile Safahat'ın ortaya çıktığı dönem, aslında o milletin en önemli değerleriyle fertlerinin tepeden tırnağa sınavdan geçtiği, fikir ve sanat öncüleriyle siyaset ve cemaat sözcülerinin seferberlik şartları yaşadığı dönemlerden biridir. O yüzden de mücadeleye katılan Âkif'in, çağdaşı olan öteki sanat ve fikir adamlarından çok farkı var. Bu farkı anlayabilmek için de onun hayatını ve eserini iyi okumak gerekir. Bazen insanlar yazdıkları ve yaşadıklarıyla değil, yaşamadıkları ve yazmayı reddettikleri zaman da büyür ve milletinin gözünde büyük misyonlar ifade eder.
Mehmet Âkif bu anlamda her bakımdan milleti için büyük ve önemli işler yapmış bir şahsiyettir. Yaşadığı kritik dönemler açısından, defalarca ölümle karşı karşıya gelmiş, inandığı değerlerle dininin ve milletinin şerefi için dünyanın ikbal ve menfaatlerini elinin tersiyle itmiş, geçim sıkıntısı yaşadığı zamanlarda bile popülerliğe bel bağlamamış asil bir şairimizdir.
Bu karakter yüceliğini ve ahlâk temizliğini ilk gençlik dönemlerindeki öğrencilik gönlerinden itibaren Sultan Abdülhamit, İttihat Terakki dönemi, Birinci Dünya Savaşı, Mütareke ve İstiklâl Savaşı yıllarında olduğu gibi, Cumhuriyet'in tek parti yönetiminde de görüyoruz. Bu özellikleriyle hayatı ve sanatıyla Mehmet Âkif'in bütün gençliğe örnek olduğu ortada...
Sanat telâkkisi ve eserleri
Mehmet Âkif'i sanat telakkisi bakımından Tanzimat sonrası edebiyatı içinde değerlendirmek gerekir ama bunların çoğundan farklıdır. Özellikle nazım dili ve gerçekçilik bakımından etkisinde kaldığı ama inanç ve medeniyet değerleri bakımından karşısında olduğu Servet-i Fanun şair ve yazarlarıyla karşılaştırıldığında, Mehmet Âkif'in hayatın ve toplumun içinde olduğunu görüyoruz. Bunun doğru değerlendirilmesi için Sözlük Safahat'ı yayına hazırladık.
Âkif'in benimsediği sanat telâkkisi, ehl-i tarik bir âlim ve fâzıl bir şahsiyet olan babasından aldığı sağlam kültür, ahlâk ve İslâm inancıyla sağlam bir karakterin bileşmesinden oluşan müstesna bir kimlik ortaya koydu ve bu kimlik eserlerine de yansıdı. O devrin pek çok sanatçısı ve kültür adamı, Âkif'in yaşadığı hayatta sergilediği ahlâk ile sanatı arasındaki bütünlüğün hayranı olmuş, dünya görüşünü benimsemeden de onu takdir etmiştir.
İkinci Meşrutiyet'ten sonra yayınladığı şiirlerin çoğu 1908'den önce yazılmıştır. Dergilerde yayınlanan bu şiirlerin bir kısmı Safahat adıyla kitaplaşınca, çok büyük bir ilgi görür.
Balkan Savaşı'ndan sonra yaşanan büyük felâketler karşısında susan veya seyirci kalan, bazen de halkın ve gençliğin umudunu kıracak biçimde karamsar eserler yazan, alafranga telâkkilere bağlı edebiyat adamlarının tersi bir tavırla, Mehmet Âkif toplumun her derdiyle ilgilenir. Servet-i Fünun ve onların devamı olan Fecr-i Âti topluluğuna şiddetle karşı çıkan Ömer Seyfeddin gibi bu milletin tarihî ve kültürel değerleriyle dinî inanışlarına bağlanır, onları öne çıkaran şiirler ve yazılar yazar. Böylece topluma hizmeti temel sanat telâkkisiyle birleştirir.
Safahat'ın sonraki ciltleri olan Süleymaniye Kürsüsü'nden, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsü'nde, Hatıralar ve Âsım adlı kitaplarındaki şiirler parça parça Sebilürreşad dergisinde yayınlanmıştır. Safahat'ın son ve yedinci cildi olan Gölgeler'in bazı şiirleri, Sebilürreşad dergisi 1925 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldığı için muhtelif dergilerde çıkabilmiştir.
Gölgeler adlı son şiir kitabındaki şiirlerin ilk kitaplarından farklı olduğu, onun bunlarda daha çok gönlünü dinlediği ve mistik bir atmosfere sığındığı, eski şiirlerindeki sert eleştirileri bıraktığı söylenegelmiştir. Bunları bir olgunlaşma sonucu olarak görmek gerektiği kadar, CHP'nin tek parti yönetiminde bir takım siyasî olaylara provokasyon yapılabilecek şeyler yazmama endişesine de bağlamak mümkündür. Âkif'in fikirlerinde bir değişiklik olmamış, ama tedbiri elden bırakmamak için iç siyasetle ilgili görüşlerini yazmamış, uzak durmuştur.
Bu arada Âkif, zamanının önemli bir bölümünü, sonradan bazı sebeplerle yayınlanmasını istemediği Kur'an meali çalışması ayırıyor, gönüllü sürgünlüğün doğurduğu hüzünlü atmosferde ancak Leylâ, Secde ve Hicran gibi şiirler yazabiliyordu. O yüzden Âkif'in susmasını veya susturulmasını bu ülke yönetiminin tarihi hatalarından biri olarak belirtmek gerekir.
Mehmet Âkif'in sanat anlayışı kendisinden sonra da epeyce bir zaman Müslüman halkın şiir telâkkisini belirledi; Yahya Kemal ile Necip Fazıl'ın şiirleri ve fikirleri geniş kitlelere mal oluncaya kadar Safahat adlı eseri, milliyetçi ve mukaddesatçı gençliğin el kitabı gibi görüldü.
Kastamonu Nasrullah Kürsüsünde(1921) ile Kur'an'dan Ayetler ve Nesirler (1944) adıyla ölümünden sonra yayınlanan kitabından başka, dergilerde yayınlanan ve akademisyenler tarafından çok sonra toparlanan makaleleri var. Bunların yanında fikirlerini benimsediği Ferid Vecdi, Abduh ve Abdülaziz Çavuş gibi yazarlardan tercüme edilmiş beş kitabı daha var.
Mehmet Âkif'in ölümünden sonra bütün şiirlerini Safahat adıyla yayınladığını biliyoruz. Damadı Ömer Rıza Doğrul'un bütün kitapları bir araya getirerek yayınladığı Safahat'ın bilinmeyen sebeplerle pek çok eksiği olduğu söylenirdi. Bunları M. Ertuğrul Düzdağ düzenledi.
30 yıla yakın bir zamandır bütün Safahat yayınlarında bu metin hazırlandı, hatta bugün anlaşılması zor şiirlerin şerhleri ile sadeleştirilmiş şekilleri de yayınlandı. Fakat biz yeni nesiller tarafından doğru anlaşılabilmesi için, metnin her sayfasında bugünkü gençlerin anlayamadığı kelimeleri açıklayan sözlüklü Safahat yayınlayarak, Âkif'in dilini de korumaya çalıştık.
Şiir dili ve üslûbu
"Hayır, hayâl ile yoktur benim alışverişim. İnan ki: Her ne demişsem görüp de söylemişim."
Mehmet Âkif'in insan ve toplum anlayışıyla bütünlük gösteren bir üslûbu var. Bunun kaba şakalar ve argo dışındaki günlük kelimelerden oluştuğunu söyleyebiliriz. Konuşturduğu veya sözünü ettiği insanın dilini, bir Karagöz oynatıcısı kadar kahramanlarının üslûbuna hâkim olduğunu görüyoruz. Bu üslûptaki sadelik ise, sanki sehl-i mümtenidir, kolay ulaşılamaz.
Şiir dili ise bazen lirik, bazen ironik olsa da her zaman epik, yani destanî özelliğe sahiptir. Çevresini tasvir eden nazım parçalarında öylesine gerçekçi, öylesine ironik tespitler var ki, Âkif'in ustalığını teslim etmemek imkânsızdır. Bütün bu farklı şiir türlerinin hepsinde öyle akıl almayacak kadar işlek bir dil var ki, manzum hikâyeleri okurken bile şaşırmadan edemiyorsunuz. Bütün bunlar onun kendine özgü bir şiir dili ve üslûbu olduğunu gösteriyor.
Mehmet Âkif'in hayatı ile Safahat adlı kitabında yer alan şiirleri okumak, bu kahraman milletin asil ruhuyla tarihî ve kültürel mirasının vazgeçilmez değerlerini tanımak demektir. O yüzden de çok basıldığı halde yeterince okunup anlaşılmadığına emin olduğumuz Safahat'ın okunup anlaşılabilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasının şart olduğunu düşünüyoruz. Bu bir çeşit Mesnevi okumaları gibi seminerlere konu olduğu gibi, yarışmalara da yol açmalıdır.
Osmanlı'nın toprakları üzerinde, küllerinden yeniden doğan Anka kuşu gibi yeniden Türkiye Cumhuriyeti'ni kurabilen milletimizin kültür tarihinde bu kitapta anlatılan şeylerin çok önemli ve vazgeçilmez bir yeri vardır. Yalnız anlatılan şeyler açısından değil, dil ve edebiyat zevkimizin yeniden teşekkülünde, 20. yüzyılın başında eser veren yazar ve şairlerin pek çoğu gibi Mehmet Âkif'in de vazgeçilmez önemde bir yeri vardır. Hocası Muallim Naci gibi temiz ve doğru bir Türkçe ile yazmayı, sadeliği her şeyin temelinde gören bir edebiyat anlayışı vardır. Temaları bakımından da çeşitlilik gösteren Akif'in şiirlerinin bir kısmı manzum hikâye, bir kısmı da seyâhatnâme gibidir. Bazı şiirleri traji-komik sahneler anlatır, hiciv gibidir.
Sözün kısası, milletimizin var olma mücadelesinde Âkif'in çağdaşı olan öteki sanat ve fikir adamlarından çok farkı var. Bunu doğru değerlendirmek için eserini aslından okumalıyız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



