Üzerinde yahut eserinde Âkif'ten izler taşıyan şairler meselesi şimdiye kadar pek merak edilmemiş. Özellikle Türk akademisyenler bu konuyu ihmal etmekte pek mahir olmuşlar! Azerbaycanlılar ise, öz kardeşlerinin bu güzide şairiyle kendi coğrafyalarındaki şiir ustalarını aynı cümle içinde ele almakta hayli cesur davranmışlar...
Onlar, yani Azeri akademisyenler Âkif'le benzer buldukları şairleri şöyle sıralamışlar: Mirza Elekber Sabir, Ahmet Cevat Akundzade, Muhammed Hüseyin Şehriyar, Hüseyin Cavid, Bahtiyar Vahapzade...
Bu şairlerin Âkif'le olan yakınlıkları, sanatlarını toplum yararına adamış olmaları, benzer sıkıntı ve ıstırapları yaşamaları, çeşitli olumsuzluklar karşısında aldıkları tavrın benzerliği, dile hâkimiyetlerindeki başarı, şiirlerindeki tematik uyumluluklar, hatta bazı metinlerin başlıklarındaki benzerlikler, vb. şeklinde sıralanabilir. Örneğin, Ahmet Cevat'ı Âkif'le buluşturan Maarife Hacıyeva, onu karakter olarak Âkif'e yakın bulur. Seriye Gündoğdu ise iki şairin edebî metinlerinin isimlerini mukayese eder ve birbirine eş, yahut benzer bulur. Aynı yazar, Şehriyar'ın Âkif'le olan uyumunu, "milletini, halkını canından çok sevmiş, bütün hayatını halkının öz kökü üstünde yeşerip boy atmasına sarf etmiş" olmasına bağlar. Zira her ikisi de sosyal adaletsizliğe karşı çıkmış, "istismarı, zulmü, sahtekarlığı, ikiyüzlülüğü, yalancılığı, reddetmiş, adalete ve ulviyete çağırmış"tır. Böylesi bir benzerlik hâli Bahtiyar Vahapzade için de düşünülebilir. Nitekim Bayram Gündoğdu, Vahapzade'nin "Âkif'i bütün ruhuyla hissettiği"ni, Âkif'in "şiirlerini milli gurur hissi içinde gözyaşlarına hâkim olamadan söylediği"ni yakinen gördüğünü söyler. Âkif'e hayranlığını gizlemeyen Vahapzade, tıpkı onun gibi, "sosyal gerçekliği daima göz önüne almış ve hatta bizzat onun içinde yaşayarak toplumun iyi bir gözlemcisi, sosyal problemlerin en yoğun hissedicisi olarak karşımıza çıkmıştır." Görüldüğü gibi, Âkif'e benzerlikleri bahis konusu olan Azerî şairler, onun daha çok fikrî ve aksiyoner tarafıyla ilişkilendirilmektedir.
Azerbaycan'da Âkif etkisi böyleyken, Türkiye'deki tezahür ne âlemdedir? Kuşkunuz olmasın burada da benzeri bir ilişkilendirme gündeme oturuvermektedir. Bizde Âkif'in etkisinde kaldığı belirtilen ilk şair Necip Fazıl'dır. Bu ilişkilendirmede ikisinin de İslam şairi ve dava adamı olduğu, karakter bakımından pek çok ortak noktaları bulunduğu söylenivermektedir. Bu benzerlik ağı zaman zaman ortak söyleyişleri de doğurmaktadır. Şimdi bunlardan birkaçına örnek verelim. Mesela, Metin Önal Mengüşoğlu, Âkif'in "Durmayalım" başlıklı şiirinden bir bölüme dikkat çeker: "Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur!/Bunların hakkında bilmem bir bahanen var mı? Dur!/Mâsivâ bir şey midir, boş durmuyor Hâlık bile./Bak tecelli eyliyor bin şe'n-i gûnâgûn ile./Ey bütün dünya ve mâfihâ ayaktayken, yatan!/Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allah'tan utan!"
Bu takdimden sonra Mengüşoğlu, "Necip Fazıl'a popüler şair şöhretini kazandıran" Sakarya Türküsü'ndeki şu beyti okumamızı ister: "Geldi ölümlü yalan gitti ölümsüz gerçek/Siz hayat süren leşler sizi kim diriltecek." Yazarın hükmü şudur: "Görüldüğü gibi her iki şairin endişesi müşterektir. Lakin hüküm ve kanaatleri, hatta isimlendirmeleri de birbirine benzemektedir."
D. Mehmet Doğan da Necip Fazıl'da Mehmet Âkif'e yaklaşan söyleyişlerden örnekler sunar. Doğan, "Sakarya Türküsü'nün en meşhur beyitlerinden biri" olan "Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya./Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!" beytini, "Mehmet Âkif'in bir çok şiirinde çeşitli suretlerde ifade edilmiş" olduğunu belirtir. Sunduğu örneklerden birisi şöyledir: "Müslüman yurdunu her yerde felaket vurdu... /Bir bu topraklar kalıyor dinimizin son yurdu!" (Süleymaniye Kürsüsünde)
Aksiyonerlik bakımından Âkif'le benzerlik ilişkisi düşünülebilecek bir başka şair Nazım Hikmet'tir. Fakat Sezai Karakoç, Nazım Hikmet'in Âkif'e benzerliği konusunda bir şerh düşmüştür: "Âkif gibi halkın yoksulluğunu halktan bir kişi olarak tâ yüreğinde duyan bir şair değildir Nazım Hikmet. Halkın derdi ve bu derdin gerçek kaynağı onu ilgilendirmez. O hep kendi doktrininin sayıklayıcısıdır. Bu bakımdan Türk toplumunun ideasına o da yabancıdır. Âkifin sıcaklığını ve içtenliğini, yerliliğini bulma imkânı yoktur Nazım Hikmet'te. Yabancı bir şairdir o. Ve daima yabancı kalmasını da bilmiştir. Adeta yabancı kalmanın Tanzimattan bu yana bir imtiyaz olduğunu sezenlerden biridir."
Buraya kadar sıraladıklarımız, Mehmet Akif'in aksiyoner tarafını takip eden şairlerle ilgili bilinen bazı hususları ihtiva ediyordu. Bu noktada, metinler arası bir yolculuğa çıkıp konuyu bağlayacağız. Fakat unutmadan belirteyim, aşağıdaki tespitler şahsımıza aittir:
"Cemal Süreya'nın "Yunus ki Sütdişleriyle Türkçenin..." şiiri ses, söyleyiş ve kimi kültür unsurlarını ihtiva etme biçimi gibi özellikleriyle Âkif'in "Mahalle Kahvesi" ndeki şu satırları çağrıştırmaktadır: "Duvarda türlü resimler: alındı Çamlıbeli,/Kaçırmış Ayvaz'ı ağlar Köroğlu rahmetli!/Arab Üzengi'ye çalmış Şah İsmail gürzü;/Ağaçta bağlı duran kızda işte şimdi gözü./Firaklıdır Kerem'in "Of!" der demez yanışı,/Fakat şu "Âh mine'l-aşk"a kim durur karşı?/Gelince Ezrakabânû denen acûze kadın,/Külüngü düşmüş elinden zavallı Ferhâd'ın! (...)"
Cemal Süreya'nın manzumesinden de bir bölüm verelim: ".../Göğe urmak ister gözbebekleri/Nice şair nice duyarlık elçisi/Zehir Kazak zıkkım Gedayi/Bir buğday yüzlü zülfü dolaşığın/Özlemiyle karmış doğanın buyruğunu/Kütüğü nakıştan beter olmuş/Nar çiçeği Karacaoğlan;/Yaz kış yapraklı Dertli Boran;/Ezilmişin tutanakçısı Kabasakal;/Dördüncü Murad'ın çılgınlığıyla/Yeniçeri bedenine nişanlar vuran/ Seyrek asker Kayıkçı Kul Mustafa; (...)"
Böylesi bir çağrışım Âkif "San'atkâr" şiiriyle Zeki Ömer Defne'nin "Kıyıdaki Tekne" şiiri arasında da vardır. Önce Âkif'ten okuyalım:
"Sularla engine düşmüş bir eski teknedeyim/Hayâta avdetimin, gâlibâ, yok imkânı./ Nedir ki, âilemin en muazzez erkânı,/Yanımdalar ya, ne olsak berâberiz... derken,/Kopan borayla bizim tekne ayrılır da hemen,/Birer birer dağılır her çatırdayan kemiği. /(...)/Zaman olur, kabaran dalgalarla savrulurum;/Zamân olur, açılan bir cehennemî uçurum,/İner benimle berâber fezâı inleterek/Zamân olur, bulut altında gizlenen şimşek,/Deşer de zulmeti, bir sahne gösterir ki, inan,/Bütün bütün beni bizâr eder hayâtımdan:/'Kaderle pençeleşilmez, ecelse beklediğim,/Şu tahta parçalarından tecerrüd etmeliyim... (...)"
Zeki Ömer Defne'nin şiirinden: "Kurudum da kadid oldum kumlarda/Bir sefer bekleye bekleye her gün ben./Enginlerden bir rüzgâr esmez mi serin serin/Pul pul ürperişler geçer içimden./(...)/Başımı, bordamı dövsün dalgalar,/Tuzlar tahtalarımı kemirsin istiyorum./Çek beni fırtına, çek beni deniz! Bırak beni sahil, bırak beni kum!//İnsaniyetinize sığınıyorum!"
Sonsöz: Âkif'in süreğen bir etkisi var. Kendi çağının ve sonraki kuşakların ustalaşmış şairlerine sirayet etmiş daima. Okumalarımız sürdükçe, bu konuda yeni tespitler yapacağız anlaşılan. Vesselam...
www.edebiyathayatmemat.blogcu.com
P. K. 205, Ulucami, BURSA


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



