Birlik ve beraberlik içinde yola devam etmek, hayatın her alanında insana güç verir. Sorunları tanımlarken, problemleri çözerken, bir arada olmanın insana kazandırdığı ufuktan istifade etme imkanınız vardır. Yeter ki, böyle bir niyetiniz olsun. İşte Medyasofa Girişim Grubu bu manada gerçekten takdir edilecek bir oluşum. Bir süre önce gerçekleşen Mayıs ayı oturumunda daha yakından tanıma fırsatı bulduğum Medyasofa, deneyim ve bilgi paylaşımlarının, samimi niyetlerle bir araya gelmenin gücünü hissettirdi yeniden. Bir grup yazar-çizer, radyocu, televizyoncu yani bir biçimde medya mensubu olan hanımın kurmuş olduğu ve birbirinden kaliteli buluşmalarla hızla serpilip büyüyen bir oluşum Medyasofa.
Kendi ifadeleriyle "kadın çalışanların medya sektöründe varlık gösterirken karşılaştıkları sorunları, bir arada olmanın getirdiği güç ve enerjiyle sağlıklı çözümlere kavuşturmayı vizyon edinen" Medyasofa Girişim Grubu, 2007'den bu yana medya sektörü üzerinde bir çok çalışma gerçekleştirmiş. Her ay düzenledikleri ve en sonuncusuna benim de iştirak ettiğim Medyasofa Buluşmaları, medya çalışanlarını, kanaat önderlerini, yazarları, sivil toplum örgütlerini ve toplum duyarlılığı taşıyan herkesi biraya getiriyor. Konunun uzmanlarının da icabetiyle, topluma dair bir çok önemli meseleyi masayı yatırırken, sıcak ve içten bir atmosfer yaşatıyor katılımcılarına. Son buluşmanın konuğu Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Müdürlüğü Genel Müdiresi Doç. Dr. Ayşen Gürcan'dı. "Televizyon aileyi inşa mı ediyor, imha mı ediyor?" üst başlığı altında medyanın ve özellikle televizyonun tehlikeleri üzerinde duruldu. İstastiksel olarak ortaya konan ve insanın dudağını uçuklatan olumsuz etkileri bir yana, konunun ele alınışı "bu durumda ne yapılabilir, nasıl yapılabilir?"in üzerinde odaklandı. Katılımcılarının neredeyse tamamının medya ile bağlarının olduğu böylesi bir buluşmada olması gereken de buydu. Gerek Doç. Dr. Aysen Gürcan'ın ortaya koyduğu tablo ve bu güne kadar yaptıkları araştırmalar ışığında, gerekse dinleyenlerin sorularıyla "medyanın rehabilite edilmesi" gerçeği bir kez daha gün yüzüne çıkarıldı. Doktorların mesleğe başlarken ettikleri Hipokrat yemini benzeri yeminlerden, yapımcı ve yönetmenlerin kendi çocuklarına seyrettirmekten çekinmeyecekleri programları yapma anlayışına varıncaya kadar pek çok iç denetim mekanizması üzerinde duruldu. Gürcan'nın değindiği üzere, kuralacak kurumlarla, geliştirilecek teşvik sistemleriyle aileye ve topluma zarar vermeyen programların yapılmasının özendirilmesi önemliydi. Değer yargılarının çeşitlilik arzettiği bir toplumda, ölçü koymadan bir yere varılamayacağı da belliydi. Bunun için, Bakanlığın konuya ilişkin yeni çalışmalarından olan "ebeveyn izleme kurulları" gibi, düzenlenecek yeni yasal değerlendirme kriterleri gerekliydi. Bunların yanında etkisi hiç de azımsanmayacak bir denetim ise, insanımızın medya okur-yazarlığının geliştirilerek, yapımcı ve reklam verenler üzerinde oluşturacakları baskıydı. İzleyicilerin rahatsız oldukları programlara tepkilerini dile getirirken, bu programları besleyen finans kaynaklarını da dikkate almaları son derece önemliydi.
Tüm katılımcıların istifade ettiğine inandığım bu son buluşmaya ve üzerinde durulan konuya ilişkin daha çok şey söylenebilir. Aldığım notların da yardımıyla zaman zaman değineceğim medya ve aile etkileşimi konusu bir yana, Medyasofa Girişim Grubu'nun düzenlediği bu buluşma, insanı hem ümitvar kılıyor ve hem de sorumluluk bilinciyle kuşatıyor. Dr. Gülsen Ataseven, Yumurcak TV Genel yayın Yönetmeni Meryem Akbal, eğitimci-yazar Ayla Ağabegüm ve daha pek çok güzel insanın iştirak ettiği program, yeni buluşmalara doğru hızla yelken açıyor. Her sivil toplum kuruluşu, bir sessiz toplumun sesidir. Peki medyadan meydana gelen bir sivil toplum kuruluşu milyonların sesi olmaya aday değil midir?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



