Türkiye'nin siyasi tarihinde medya çok geniş bir yer kaplar; iktidarların gelişinde de gidişinde de, önemli ekonomik, siyasal, sosyal olaylarda da medya başrol oyuncularından biridir.
"Bir kısım medya" ülkemizde sürekli siyaset mühendisliği hesaplarının içinde olmuştur. Siyaseti dizayn etmeyi kendisine görev bilmiş, kimi siyasal aktörlerin önünü açmış, kimi siyasetçilerin ise önünü kesmek için elinden geleni ardına koymamıştır.
Elbette tüm yayın organlarını, medya gruplarını bu kategoriye koymak mümkün değildir ama kamuoyunu etkileme gücüne sahip, tirajı, reytingi yüksek olan bazı gazeteler/televizyonlar/dergiler, hiçbir demokratik hukuk devletinde olması düşünülemeyecek uygulamaların içerisinde olmakta bir sakınca görmemişlerdir.
Siyaseti dizayn etme girişimi, medyanın görevi değildir.
Kendisine yakın bulduğu, çıkarlarına uygun gördüğü, kullanmayı amaçladığı siyasetçileri allayıp-pullayıp kamuoyuna sunmak, medyanın sorumluluk alanında değildir.
Türkiye'de medya sahipliği çarpık yapılanmıştır. Banka, holding sahibi olanlar, devlet ihalesi alanlar aynı zamanda medya patronu olarak toplumun karşısına çıkmış; onlar da ilk fırsatta medya patronu olmanın gücünü kendi kişisel çıkarlarına alet etmişlerdir.
Medyanın sicili temiz değildir.
Demokrasiyi rafa kaldıran, özgürlükleri kısıtlayan, ülkeyi geriye götüren askeri darbelerde medyanın büyük bir kısmının utanç veren desteği vardır.
Darbeleri alkışlayan gazeteler ve gazeteciler, bu ayıbın hesabını vermeden, özeleştiri yapmadan, geçmişin üzerine kalın bir sünger çekerek yollarına devam ediyorlar. Bugün manşetlerinde ve köşelerinde özgürlük türküsü çağıranlar acaba geçmişte yaptıkları hukuksuzlukların unutulduğunu mu sanıyorlar?
Millet düşmanlığı yapanlar, inanç, fikir ve düşünce özgürlüğünün önünde set olanlar, bir avuç mutlu azınlığa hizmet edenler; bugün gelinen noktanın asıl sorumlularıdır.
Medya bugün güvenini kaybetmişse, itibarı zedelenmişse, kamuoyunu ikna etme yeteneğini yitirmişse, bunda geçmişin kirli sicili baş rolü oynamaktadır.
Ne medya sahiplerinin şikayet etmeye hakkı var, ne gazetecilerin, ne de siyasetçilerin...
Bugünkü tablo onların eseri.
Medyanın siyasetle girdiği çarpık ilişki, onulmaz yaralar açtı; siyasal erkin medya üzerindeki hakimiyetini artırdı, medya patronlarını daha bağımlı hale getirdi, özgür gazetecilik imkanları ortadan kalkmaya başladı.
Dikkat edin; medyadan herkes şikayetçi.
Çünkü mevcut yapı ne siyasetçiye yarıyor, ne medya patronuna ne de gazeteciye...
Herkes birbirini suçluyor ve kısır bir döndü içerisinde dönülüp duruluyor.
Medya yeniden yapılanmadan, demokratik hukuk devletinde medyanın sahip olduğu rolü, basın özgürlüğünü, iş güvencesini, meslek örgütlerinin etkinliğini hayata geçirmeden, bu kısır döngüden kurtulamayız.
Medya kendi sicilini öncelikle kendisi temizlemek için harekete geçmeli, halkın güven duyacağı, itibar edeceği, bağrına basacağı bir medya yapısını kurmak için ilk adımı atmalıdır.
Özgür ve bağımsız medya olmadan ileri demokrasi olamaz.
İleri demokrasiye kavuşma hedefini seslendiren Türkiye'nin sicili temiz bir medya yapısına şiddetle ihtiyacı var.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



