Alman filozof, filozof-düşünür ve estetikçilerinin ortaya koymuş oldukları "metinler"de şiire verilmiş olan yer ve önem; bir okur olarak dikkatimizi çekmemesi adetâ imkânsızdır. Alman kültüründe Felsefe ve Şiir, diyebiliriz ki birbirine dirsek atmadan yan yana koşudadırlar. Güleryüzle mi bakarlar birbirlerine? Tanık olabildiğimiz kadarıyla Alman atmosferi, oluşmuş değerlerini harcamaktan kaçınan bir duyarlık ve düşünce ortamıdır.
Bizde itibarı yüksek olan Heidegger'in metinleri; baştan başa şiiri ciddiye alma hassasiyeti ile yüklü olduğunun farkında olanlarımız yok değildir. Bu farkında oluşun genişlemesi arzu edilir birşeydir. Heidegger'in henüz Türkçe'ye çevrilmemiş, çevrilmeyi bekleyen [belki de şu anda bile tercümesi üzerinde birilerinin ter dökmekte olduğunu ümit ettiğim] şiir üzerine o çok önemli kitabında karşımıza çıkan görünümün bir irdelemesi de gerekebilir. Heidegger, şiirlerini incelediği (ince elediği) şairleri yalnızca Alman ozanları arasından seçmektedir. Bir yerde aşırılık duyumsaması da yapıyor bu seçiş, bu durum. Aslında özgüvenleri demek bu.
Biz alışmışız kendimizden doğanı yadırgamaya. Kıskançlığın kıskacında bakarız zaman içindeki yürüyüşümüze. Neden?"Kendi kendine nazar değdirecek bu" tarzında bir korkuları olur bu toprağın analarının. Evet, halimiz kendine ket vurma halidir. Bir alanın yegânesi olmak duygusu arzu edilir bir şeydir. Bir haslettir. Ne var ki arada korkunç bir incelik, bir bağdaşmazlık var: Tatlı yarışmayı sağlayacak rekabet duygusu, sınırını aştı mıydı, işin içinde ihtiras var demektir. Bu da belki bir eksiklikten kaynaklanıyor.
Türk şiirine çevirelim bakışımızı. Toplum nasıl görüyor acaba şiir alanını. Cevap: Görmesi o kadar kolay değil.Çünkü saf duyarlık ile insan arasına malayani girmiştir. Şiirin doğrudan algılanılışı eski memnun dönemlerini aramaktadır.
Şiirin yeni kuşaklarda bir yer tutmasını içtenlikle isteyenlerin çabalarını görüyor ve izliyoruz. Ama nedir, gereksiz bir indirgemecilik ekranı germekte. Bu bir baskının varlığını duyuruyor içten içe. Bakıyorsunuz; felsefe eğlentiye bir anda dönüveriyor. Gönül dengesizliği mi demeli, gönül alacası mı demeli, bir şey var.
Bir ırmak kendinden şüphe eder mi?Irmağın akışına itiraz nedir? Irmaktaki anarşi ırmaktan gelmiyor. Halbuki ırmak da medeniyetimizin içersinde...
Ekranlarda, iyicil söyleşiye daha bir eğilim var eskiye oranla. Kimi program formatları takdire değer. Bununla birlikte, "sınırlar" doğru tartılmalıdır.
Günümüzde "yeni" gençlik, belki şaşıracaksınız ama hal dilince hasrettir. Olguların, ağırbaşlı işlenişidir onları çeken...
Alman şiir-felsefe dengesi... Gençler adâletperverdir. Kategorilendirmeyi sorgulayacaklardır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



