Medyamızın hal-i pür melalini gündeme getirirken işte bu görüntüleri kastediyoruz biz. Medya mantalitemizin hala gecekondu zihniyetiyle plaza inşa etmeye çalışan zihniyet üzerine kurulu olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Onun için televizyon ekranlarında yaşanan iletişim kazalarını böyle yorumlamamız gerekiyor: Kumaş bu kadar. Canlı yayında elemanının donunu aşağıya indiren ve kendisini hala Türkiye'nin en iyi sunucusu olarak pazarlamaya çalışan vatandaşla, konuğuna olmadık şeyleri söyleyen türkücü sunucu arasında pek fark yoktur. Çünkü, onları medya ortamında buluşturan mantalitenin içi boştur. Bu mantalite, reytingden beslendiği sürece, bu böyle devam edip gidecektir. İki lafın belini kıramayan insana, koskoca bir programı emanet ederseniz, ortaya böyle bir iletişim kazası çıkması kaçınılmaz olacaktır.
Her mesleğin kendisine has kuralları, zorlukları var... Her ortamın kendisine has kuralları, değiştirilemez yönleri var. Bunları aşmaya çalışırsanız, gri alanlarda gezinmeye başlarsınız. Ve, ortaya çıkacak durumu kurtaramazsınız. İzah edemezsiniz. Bizler, televizyonlarımızda ahlak deforme ediliyor, bazı kavramlarımızın içi boşaltılıyor, bu dejenerasyon zihniyetini ise arızalı reyting sistemi besliyor derken bunları kastetmekteyiz. İşte bu arızalı zihniyetin kurgulandığı sistem, kültürümüze de, sanatımıza da, sinemamıza da hakim olmuş durumda. Bu arızalı ve hastalıklı sistemin ürettiği filmler, bu arızalı sistemin zihinlerini boşalttığı insanlar tarafından milyonlarca gişelik hasılat yapıyor. Bizleri yıllarca Gerzek Şaban tiplemesiyle boğuşturan, komedi diye bu filmleri bizlere dayatan Yeşilçam, şimdi bambaşka bir kılıfa bürünüp, Recep İvedik tiplemesiyle karşımıza çıkıyor. Başından sonuna küfür, argo ve hiçbir senaryo, çekim tekniği, özelliği olmayan bir film, 5 milyon gişe yapıyor. Kalitesizliğin böylesine prim yaptığı başka bir dönem olmuş muydu?
"Ne verseniz alıyorlar, istiyorlar, seyrediyorlar"... Bu anlayıştır işte bizleri mahveden, perişan eden. Dayandığı şey, kalitesizlik, ilkesizlik, edepsizlik olunca, bunları talep eden insanları da bu kalitesizlik ortamına dahil etmek isteyen anlayışın, bizleri götürmek istediği yeri sorgulamamız gerekiyor. Ne gelecek arkasından? Recep İvedik'ten daha beter bir tipleme ne olabilir... Kendi döneminde Kemal Sunal'ın tiplemelerinin benzeri yoktu... "Recep İvedik'ten daha beter bir tipleme üret, daha çok gişe yapsın" demiş olsak, acaba önümüze ne koyacaklar?
Aslında yaşadığımız toplumun dönüşüm sürecini doğru analiz edip, doğru sonuçlara ulaşmamız gerekiyor. Gerçekten nereye gidiyoruz? Ne olacak sonumuz? Neden sapır sapır dökülüyoruz? Ekonomide, kültürde, siyasette, sosyal alanda, sanatta... Televizyon ekranlarını açıyorsunuz, zihinlerinize bir bilgi kırıntısı yerleştirmek için üretilen hiçbir değer bulamıyorsunuz. Sinema salonlarını Recep İvedik'ler işgal etmiş... Siyasette, "Beni küfrettireceksiniz ha" diye ünleyen vekillerimiz revaçta. Böyle bir toplum yapısının, hangi değeri, hangi güzelliği üretmesini bekleyebiliriz ki? Her zaman ifade ettiğimiz gibi, çürüyoruz... Hem de, "Balık baştan kokar" deyimini bile çöpe attık. Alt katmanlarıyla, üst katmanlarıyla toplumsal olarak çürüyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



