Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde kurulan Medeniyetler İttifakı Eşgüdüm Komitesi Başkanlığı'nca düzenlenen "Medeniyetler İttifakı İstanbul Konferansları" başlığı altında yürütülen aylık konferansların ilki geçtiğimiz 11 Mart Perşembe akşamı gerçekleştirildi.
Ulusal Eşgüdüm Komitesi Başkanı Prof. Dr. Bekir Karlığa, İslâm düşüncesi ve felsefesi alanında yaptığı bilimsel çalışmaların yanında, bu doğrultuda gerçekleştirmeye çalıştığı etkinlik ve çabalarıyla da takdire şayan bir isimdir. Medyatik olmama onun bilim ve düşünce adamı ve ahlâkının doğal bir sonucu olarak görülüp değerlendirilmelidir. Ayrıca Bahçeşehir Üniversitesi bünyesinde kurulmasına önayak olduğu "Medeniyetler Araştırma Merkezi" (MEDAM)'nin başında bulunması bir başka kazançtır. Orada sürdürdüğü çalışmalar, bir üniversite için yüzakı sayılmalıdır.
Hemen belirtilmesi gereken genel bir algının varlığıdır. "Medeniyetler ittifakı" kavramı, BM bünyesinde olmakla birlikte, sanıyorum, ifade edilmesinde siyasî, özellikle uluslararası siyaset etkin görünümlü bir algılama talihsizliğiyle biraz gölgelenir gibi doğdu. Huntington'un "Medeniyetler çatışması" kavram ve tezi, gerçekte "Medeniyet" olgusunu doğru okumada nasıl uzaklaştırıcı bir etkinin yoğunlaşmasına yolaçtıysa "Medeniyet" olgusuyla ilişkilendirmede yanlış izlenimleri beraberinde getiren "dinlerarası diyalog" nitelendirmesi de bir başka açıdan benzer talihsizliğe adeta neden oldu.
İşte Medeniyetler İttifakı Ulusal Eşgüdüm Komitesi Başkanlığı'nın başlattığı konferanslar, sözkonusu algılama talihsizliğini giderme gibi bir sorumluluğu da hesaba katarak, "Medeniyet" olgusunu düşüncenin ve dikkatlerin odağına suhuletle taşımak durumundadır. Bu noktada Eşgüdüm Başkanı Karlığa'nın öngörüsünün belirleyici ve güven verici olması beklenmeli ve desteklenmelidir.
Gerçekte "Medeniyet" olgusu üzerinde daha çok duygu düzeyinde algılamaların, değerlendirmelerin ve yorumların sağanağı altında varlığını duyurmak istiyor konumda tutulmaya çalışılsa da, şartlar ve zaruretler onun mahiyetine uygun bir vukufiyeti çağırmaktadır. İşte bu çağrı, sahibini öncelikle İslâm Medeniyeti ciheti çerçevesini işaret etmektedir. Bir anlamda, yüklem olarak tanımlanmanın yetersizliğini, hatta eksiklik ve yanlışlığını giderme zorunluluğunu hatırlatarak, özne konumunun gerekliliğini işaret etmektedir. Ancak özne konumunun kendiliğinden ve doğal olarak şart gördüğü birtakım yükümlülüklerin, etkinliklerin, faaliyet ve çabaların gerçekleştirilmiş olmasını öngerektirdiği hemen hatırlanmalıdır. Öncelikli olarak, bu bağlamda, "çatışma" refleksi ve doğurabileceği sonuçları ciddi bir tahlile tabi tutma zarureti vardır. Soyut bir red psikolojisi ve tavrı içinde olmak sorunu çözmediği gibi, varolan enerji, güç ve birikimin de heba olmasını getirebilir. Müslüman ülke ve halklarının yaşadığı çekişmeler, çatışmalar, işgaller, savaşlar ve katliamlar ortadadır.
"Medeniyetler İttifakı" kavramı bu açıdan önem taşımaktadır ama bu önemi, anlamlı hale getirebilmek için katedilmesi gereken uzunca bir yolun bulunduğu da bir gerçektir. Belki, yeri geldiğinde "ittifak"ı da kendiliğinden içeren "rekabet" anlamında kavramak gerekebilir.
Konferansı veren John Esposito'ydu. Konferansın başlığı "Doğu-Batı İlişkileri Ekseninde Medeniyetler İttifakının Rolü"ydü. Çalışma alanları İslâm, İslâm toplumları, siyasal İslâm, İslâm ve demokrasi, modern İslâm düşüncesi vb. olmakla birlikte, konferansa yansıyan yaklaşımı uluslararası ilişkiler bağlamı ağırlıklıydı. Elbette konuşmacının bakış açısı farklılık gösterebilir, değerlendirme ve yorumları bakış açısı doğrultusunda tezahür edebilir. Nitekim "Doğu-Batı ilişkileri Ekseninde" Medeniyetler İttifakı irdelenmeye başlandığında "Medeniyet" olgusu yüklem olarak ele alınma durumunda kalır. Buna karşılık "Medeniyet" olgusu özne olarak ele alınmış olsaydı, sanıyorum "Doğu-Batı ilişkisi" olması gereken yüklem konumuyla irdelenecekti. Dolayısıyla ölçü ve değerlemeler daha gerçekçi bir temelde kavrayış düzeyine taşınabilecekti. Karlığa'nın sunuş konuşması bu yöndeydi. Olması gereken ve ihtiyaç duyulan da budur aslında.
Doğrusu yaşanılan anomaliden silkinmek, sağduyu zemininde durarak bir özeleştiri yapmak suretiyle "Medeniyet" olgusunu kavramaya ve yükümlülüğünü tevazu, basiret, feraset ve fedakarlıkla üstlenmeye yönelmek tarihi bir sorumluluk olarak bizi çağırmaktadır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



