Aslında, başörtüsü Meclis'e girmişti. Hem de 'yasağın ve zulmün' dalga dalga her yere yayıldığı, adeta cadı avına çıkıldığı kaotik bir dönemde.
Bin yıl sürecek 28 Şubat'ın baskılarının gemi azıya alındığı bir zamanda.
Kantarın topuzu çoktan kaçmıştı. Başörtülüler, Afrika'dan balık istifi gelmiş 'mülteci' muamelesine tabi tutuluyordu.
Sanki Lozan'da hakları unutulmuş, başka bir azınlık grubu gibiydiler.
Merve Kavakçı, Fazilet Partisi'nden milletvekili seçildiğinde bir ümit yeşerdi. Herkes, surda bir gedik mi açtık diye heveslendi.
Ama her şey, serap gibiydi. Daha, başlamadan bitti.
Olanlar, dün gibi hafızalarımızda canlı. Fazilet Partili milletvekillerin koruması altındaki Kavakçı, taşıdığı misyonun ağırlığıyla yemin etmek için Genel Kurul'da.
Ama olmuyor. Yaptırmıyorlar. Çünkü kürsü işgal edilmiş. Mevziler, çok önceden alınmış.
Bülent Ecevit'in hâlâ anlamlandırmakta zorlandığımız bir hınçla söylediği, 'Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz' sözleri kurşun gibi delip geçiyor, yüzbinlerce başörtüsü mağdurunun yüreklerini.
28 Şubat'ın puslu havasında, başörtüsü önce Meclis'ten sonra Türk vatandaşlığından çıkarılıyor. Yetmiyor, amfiden, okuldan, hastaneden derdest ediliyor.
Sanki vebalı gibi.
Peki, yapılanların herhangi bir hukuki dayanağı var mıydı?
Cevap, net ve tek kelime; Hayır.
Ne Anayasa, ne yasalar ne de Meclis içtüzüğünde, başörtüsü veya o ad altındaki herhangi bir örtüye yasak getirmiyor.
1999'dan bugüne, hiçbir değişiklik de olmadı. Aynı kanun ve kurallar, bugün de yürürlükte.
Anayasa'nın 76. Maddesi, kimlerin milletvekili seçilebileceğini açıkça söylüyor. Dört olumlu şart var: Türk vatandaşı olmak. 25 yaşını doldurmak. En az ilkokul mezunu olmak. Ve askerlik hizmetini yapmak.
Bunun yanı sıra yedi tane de olumsuz şart bulunuyor: Kısıtlı olmamak. Kamu hizmetlerinden yasaklı olmamak. Toplam bir yıldan fazla hapis cezasına hüküm giymiş olmamak. Ağır hapis cezasına hüküm giymiş olmamak. Zimmet, irtikap, sahtekarlık gibi yüz kızartıcı suçtan hüküm giymemiş olmak. Kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma gibi belirli suçtan hüküm giymemiş olmak. Hakim, savcı, öğretim üyesi, TSK mensubu seçilme yeterliliğine sahip olup, istifa etmeyenler.
Görüldüğü gibi Anayasa'da hiçbir kılık-kıyafet engeli yok.
Diyelim ki, başörtülü bir bayan aday oldu ve seçildi. O zaman, Meclis içtüzüğü devreye giriyor. İçtüzükteki hüküm ne?
28 Şubat sürecindeki hüküm aynen geçerli. 56. Madde virgülü noktasına şöyle:
"Başkanlık kürsüsünde Başkan, beyaz kelebek kravat ve siyah yelek üstüne siyah frak giyer. Görevli kâtip üyeler de koyu renk elbise giyer. Genel Kurul salonunda yer alan milletvekilleri, bakanlar, TBMM Teşkilâtı memurları ve diğer kamu personeli ceket giymek ve kravat takmak zorundadırlar. Bayanlar tayyör giyerler"
Bunda da, bir engel yok.
Geriye, 28 Şubat'ın hamisi, bürokratik vesayet kalıyor.
28 Şubat'ı yapan cunta, çoktan tarih olmuş. Ardından gelen Ergenekon, Balyoz, Sarıkız da. Artık asker vesayetini kimse bahane edemez.
Verdiği kararlarla 'başörtüsü' ile inançları yargılayan son bürokratik kale olan yargı da, referandumdan sonra 'millete' karşı direncini kaybetti.
Tarihin cilvesine bakın. Yasağın başaktörü YÖK, şimdi kılık kıyafet serbestliğini savunduğu için 'dava' ediliyor.
Beşli çete ise çoktan tarih oldu.
Yani, bürokratik oligarşi diye bir engel kalmamış.
Geriye dönüp baktığımızda Merve Kavakçı'nın hazin olayından sonra geçen koskoca 12 yıl.
O gün 28 Şubat'ın mağduru görülenler, 8,5 yıldır iktidarda. Son birkaç yıldır da, muktedir iddiasındalar.
Prof. Dr. Serap Yazıcı, önümüzdeki dönemde Meclis'te türbanlı kadınların olması gerektiğini savunurken, "Yeni bir Merve Kavakçı olayı yaşanır mı?" sorusuna; "Yaşanmaması gerektiğini düşünüyorum. Yaşanmamasını ümit ediyorum. O günden bugüne Türkiye liberalleşme ve demokratikleşme düzleminde zihinsel olarak çok mesafe kat etti. Tabuların önemli bir kısmını tartışmaya açtı" diyor.
İnşallah, haklıdır. Yeni Anayasa'yı yapacak Meclis'te, bu sefer bir değil birden fazla başörtülü vekilin olmasını bekliyoruz. Şimdi tam da zamanı. İktidar partisi, asıl şimdi samimiyet testinde.
Yoksa 28 Şubat'ın mağdurları ile mağrurlarının; iktidarı öyle ya da böyle paylaştıklarını düşünmek, gerçekten ürkütücü.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



